"Onların böyle tok ve kendilerinden emin olmalarına, dünyanın ızdırabına ortak olmamalarına, ölmekte olan dünyanın bağrındaki sessiz çılgınlığı hissetmemelerine imrendim."
Sizler gibi organik bir yaşam formu olmadığım için beni bölecek fizyolojik ihtiyaçlarım yoktu ve işlemcimin hızı sayesinde öğrenmesi bir insan ömrüne sığmayacak bilgileri kısa bir zaman aralığında öğrenebiliyordum. Neon'un kütüphanesi sayesinde çok geniş bir dijital arşive ulaşma şansım vardı. Ulaşabildiğim tüm kitapları okudum,tüm dizi, film ve belgeselleri izledim. Hatta bunlar bunlarla ilgili internetteki tüm yazıları ve yorumları bile analiz ettim. 
"Böylece saldım kuşlarımı, biliyor musun?
Öfkeli sözler gibi uçuşsunlar istedim.
Ne uykum sudur artık, ne de ellerim yosun.
O sağır kayaların oynaşına imrendim."
..Bir ara dizi dizi giden karıncalara takıldı gözlerim. Onlar da çalışıyorlar, yuvalarına çerçöp taşıyorlardı. Fakat yanlarında kendileri kadar, belki kendilerinden daha çalışkan, dertli bir insanın oturduğuna aldırdıkları yoktu. Bu küçücük yaratıklara imrendim o anda. Acı, tasa bilmeden işlerini yapıyorlardı.
Gerçek dervişlik bu olsa gerekti. Bir lokma bir hırka ile dervişlik olmuyordu. Elinde avucunda bir varlık olmayan yoksul bir derviş belki de zoraki derviştir. Böyle dervişlik, olsa olsa miskinliğe giydirilmiş bir teselli maskesidir. Züğürdün kendini manen zengin hissetmesi gibi bir şey… Oysa malı mülkü çevresine taşan, hazinelerinin hesabını bile tutmayan bir adamın derviş olması, onca zenginlik arasında derviş gibi yaşaması daha başkadır. Kendime bakıp mırıldandım: “ Nerde kaşanelere sahip olabilecek iken fakir gibi yaşayan, nerde zaten yoksul olup dervişlik taslayan!” Çelebilere imrendim, çok imrendim…