kitap içerisinde 3 adet hikaye mevcut. Kitabın adı olan mürebbiye ilk hikayeydi. Bir hizmetlinin uşaktan hamile kalması ve evden atılmasından bahsediyordu bu hikaye. ikinci hikayeyi unuttum bile 5 sayfalık bir şeydi. 3. hikaye en uzun olanıydı . Bir adamın bir kadından hoşlanmasını ve onu takip etmesini anlattı.
Genel olarak bu kitabı beğenmedim. Üç hikaye de çok kısa ve gereksizdi bence
MürebbiyeStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 202132,8bin okunma
Bu kitapta toplamda 3 hikaye bulunuyor.
1.si kitaba ismini veren Mürebbiye.
2.si kavuşmamayı tercih etmiş 2 aşığın birbiriyle karşılaşması.
3.sü doğayla bir anlatılan duygular yağmurun, karanlığın, ışığın Stefan Zweig tarafından edebice resmedilmesi.
Mürebbiye - Stefan Zweıg
Türü: Öykü
Sayfa : 64
Yayınevi: @kızılpanda
#kitapyorumum
Yazardan okuduğum beşinci kitap olan bu eser akıcı bir anlatıma sahipti. Eser yalnızca üç öyküden oluşuyordu.
Eser sade ve akıcı bir dille kaleme alınmış. Bu durum okunma kolaylığı sağlıyor. İlk iki öykü oldukça akıcı bir anlatıma sahipti daha çok diyaloglardan oluşan kısa öykülerdi. Son öykü biraz daha betimleme açısından yoğundu. Karakterin ruhsal tasvirleri ve ortam betimlemeleri çok yoğun olarak verilmişti. Yazarın bütün meziyetleri bu eserde görünüyordu.
Bu eser yazarın en çok taktir toplayan eserlerinden biri. Kısa olmasına rağmen edebi açıdan oldukça tatmin edici olan eser, okuyacağı keyifli ve okuma sünüyor.
Okuyacaklara şimdiden Afiyet Olsun
#alıntı
“Herkesi tıpkı bir gölge gibi takip ediyor, bir şeyler öğrenmek için kapıları dinliyor, omuzlarına yüklenen sırlar ağından kurtulmak ve gerçeklerin dünyasına bir bakış atabilmek için büyük bir çaba gösteriyorlar.”
“Genel anlamda, keskin hatlara sahip cezbedici oval yüzünden sıradan bir güzellik değil daha ziyade bireysel bir şuhluğun zarif yansıması vardı.”
“İlk gizli çocukluk aşkının tatlı, hafif kokusu, tüm sarhoş edici tadıyla içlerinde yine bir rüya gibi uyanmıştı ancak insan onu tekrar tekrar görmek istese de aynı rüyadan uyandiginda dudak döküyordu. O, arzulanan ama talep etmeye cesaret edilemeyen, söz verilen ama tutulamayan bir rüyaydı.”
“Yetik efsaneler gibi kalplerine gömdükleri üstü tozlaşmış anıların canları, yavaş yavaş, ağır ve yorgun bir tören havasıyla çalmaya başladı; artık ölmüş olan gençlik aşklarının notaları, sohbetlerine derin ve hüzünlü bir ciddiyet katıyordu.”
“Ürperti ile uyanmak istediğini ama uyanmadığını, sarhoş duyularının bu dengesizlik hapishanesinde çığlık attigini ve ne olduğunu bilmek
MürebbiyeStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 202132,8bin okunma
Kitabın Kızıl Panda Yayınları’ndan çıkan bu sürümü üç öyküden oluşuyor. Bunların ilki kitaba da ismini veren Mürebbiye, diğerleri ise Unutulmuş Düşler ve Kadın ve Manzara.
Mürebbiye, iki kız çocuğunun, evlerindeki karışık ve yasak ilişkileri öğrenerek masumiyetlerini kaybetmesini ve çocukluktan çıkışlarını anlatıyor.
Unutulmuş Düşler, uzun bir süre sonra birbirlerini gören eski sevgililerin, birbirleriyle konuşurken aşk konusunda idealist düşüncelerinin nasıl değiştiğini ve aşka gösterdikleri o masumane ihtimamı kaybettiklerini keşfetmelerini anlatıyor.
Kadın ve Manzara ise bir adamın, tanımadığı bir kadına olan tutkulu saplantısını ve kuraklıkla olan ilişkisini anlatıyor.
MürebbiyeStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 202132,8bin okunma
Klasik Türk Edebiyatı kitaplarından.Bazı sayfalarında konudan konuya atlanıyor.Sonu benim tahmin etmediğim şekilde bitti.Okuduktan sonra bazı ahlaki kavramlara kafa yormanız gerebilir.
MürebbiyeStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 202132,8bin okunma
Stefan Zweıg’in "Mürebbiye" adlı kitabı, toplumun ahlak anlayışını ve genç bir kadının üzerine yüklenen haksız suçlamaları anlatan kısa ama çarpıcı bir eserdir. Burjuva aile düzenindeki ikiyüzlülüğü eleştirir. Genç mürebbiye küçük bir hata yüzünden ağır bir toplumsal baskıya maruz kalır. Zweıg, bu olay üzerinden adaletsizliği ve kadınların dönemin toplumunda ne kadar kolay gözden çıkarıldığını güçlü bir psikolojik anlatımla gösterir.
MürebbiyeStefan Zweig · Kızıl Panda Yayınları · 202132,8bin okunma
Stefan Zweig’in dört öyküsünü topladığı bu kitap, başlığa adını veren Mürebbiye öyküsü ile başlıyor. İki küçük kız kardeşin, mürebbiyelerinin başına gelen bir olay ile büründükleri araştırmacı ruh hali, onları hayatın er ya da geç tanıştığımız acı yüzü ile karşılaştırıyor. Güven duygusunun, sadakatin ve yaşamları boyunca onlara öğretilen dürüstlük algısının malesef gerçek hayatlarında yer almaması onları etrafllarındaki herkese karşı bir savunmaya geçmelerine neden oluyor. Bir yandan mürebbiyelerinin yaşadığı sıkıntılar, öbür yandan büyümeleri, yaşamı anlamaya başlamaları bu iki küçük kızın düşüncelerini ve yaşamlarını nasıl etkilediğine şahit oluyoruz.
Stefan Zweig, insan psikolojisinin karanlık dehlizlerine inme konusundaki ustalığını bu kısacık eserinde bir kez daha kanıtlıyor. Mürebbiye, sadece bir ev çalışanının hikayesi değil; çocukların o tertemiz, güven dolu dünyasının yetişkinlerin yalanları, sırları ve ikiyüzlülüğü ile nasıl bir anda paramparça olduğunun sarsıcı bir tablosu.
Evdeki sır perdesi aralandıkça, küçük çocukların büyüklerin dünyasındaki o acımasız "gerçeklerle" ilk kez yüzleşmesine şahit oluyoruz. Güvendikleri insanların maskelerinin düşüşünü izlerken yaşadıkları o derin hayal kırıklığı ve artık kimseye tam anlamıyla inanamama hali, okurken insana adeta kendi büyüme sancılarını, çocukluk masumiyetini kaybettiği o ilk anları hatırlatıyor.
Hacim olarak bir oturuşta bitecek kadar kısa, fakat hissettirdiği çaresizlik ve empati duygusuyla günlerce aklınızdan çıkmayacak vurucu bir anlatı. Psikolojik tahlil okumayı sevenlerin ve "büyümenin" o soğuk yüzüyle edebiyat üzerinden yüzleşmek isteyenlerin mutlaka şans vermesi gereken bir eser.
Yazarın bu kitabında adı ile aynı olan hikâyesinde Mürebbiye görevini ifa eden karakterin başına gelen olaylar sonucunda hiyerarşinin de vermiş olduğu baskıyla ötekileştirilen insanları anlatır. Bu tür olaylar geçmişte olduğu gibi günümüzde de karşılaşabileceğimiz olaylardır. Kitapta ayrıca yaşananların çocuk karakterler üzerinde bıraktığı psikolojik etkiye de tanık oluyoruz. Günümüzde ise bu tür olayların toplum üzerinde bıraktığı derin izlere şahit oluyoruz.
Yaz Novellası adlı hikâyesinde ise yaşlı ve zengin olan karakter, genç ve güzel bir bayanı baştan çıkartmak için yazdığı mektupların anlatıldığı hikâyedir. Şımarıklığın verdiği etkiyle bayan ile oyuncak misali oynamaya başlar. Fakat hikâyenin sonunda beklemediği bir son ile karşılaşır. Tabiri caizse ava giderken avlanır.
Geç Ödenen Borç adlı hikâyede, kitap içeresindeki öyküler arasında en beğendiğim hikâye idi. Yıllar önce okul çağında bir tiyatro sanatçısına âşık olan karakterimiz, aynı sanatçıya âşık olan arkadaşına mektup yoluyla hikâyeyi anlatırken sanatçının yıllara nasıl yenildiğine şahit oluyoruz. Müdürün eşine karşı duyduğu ilgiden dolayı tiyatrodan atılan sanatçı bir zamanlar babasının yaşadığı köye dönüp herkesten uzakta yaşamaya çalışır. Ama ruhunda sanat dünyasının vermiş olduğu duyguları bastıramaz. Çevresi tarafından hor görülüp dalga geçilen bir karaktere dönüşür. Ta ki yıllar öncesinden kendisine âşık olan karakter onu tanıyana dek. Karakter davranış ve tutumları ile sanatçıyı tekrardan yüceltir, insanlar arasındaki onurunun yükselmesini sağlar.
Son hikâyesi Kadın ve Yeryüzünde ise yazar, kadını ve doğayı aynı tema içine almış. İnsanlığa hayat verenin yeryüzü olduğunu düşündüğümüzde, kadının da yeryüzüne benzetildiğini, erkeğin ise gökyüzüne benzetildiğini fark ediyoruz. Yaşamın canlılığı ve
Stefan Zweig'den 4 öyküden oluşan muhteşem bir eser daha. Stefan Zweig'in kadınlar ve kadınların duygularını kısacık öyküleri ile anlattığı Mürebbiye kitabını çok beğenerek okuyacaksınız.
1. Öykümüz mürebbiye; en saf, en güzel ve gerçekleri her zaman çocukların dilinden duyduğumuz yalansız dolansız duyguların dile gelmesini okuyoruz. Yazarımız yetişkinlerin sorunlarının çocukların bakış açısı ile anlatırken çocukların hissettikleri duyguları dile getiriyor. Çocukların masumiyetinin, yetişkinlerin dramına dönüşmesi öyküsü...
2. Öykümüz Novellası; Yaşar Kemal'in de dediği gibi insanlarla oynamamalı, bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değinmemeli. Kimsenin kimseyi kendi zevkleri için başka bir insanın duyguları ile oynamaya, yalanlar söylemeye hakkı olmamalı.
Yaşlı bir adamın genç bir kıza isimsiz mektuplar yazmasına konu alan öykümüzde gelen mektupların genç bir kızda açtığı yaraları okuyoruz. Hissetmediğiniz hiçbir duyguyu söylemeyin gerçekler mutlaka bir gün su yüzüne çıkmaya mahkumdur kimseniz o olun!
3. Öykümüz geç ödenen borç; ünlü biri olan her şeyini kaybetmiş birine eski bir hayranının aşk öyküsünü ve ilgisini okuyoruz. Yapılan hiçbir iyiliğin karşılıksız kalmadığını vefanın güzelliği bizlere alıp mutluluğun kollarına bırakıyor.
Ölene kadar sorumlusun Gönül bağı kurduğun her şeyden diyor ya Küçük prens gönlünüz bu kelimenin güzelliğinde var olsun bize getireceği mucizeleri tahmin bile edemeyiz.
4. Öykümüz kadın ve yeryüzü; ne çok şey yazıldı, ne çok şeye benzetildin kadınım sen. Bazen bir gökyüzü, bazen bir yeryüzü, bazen uçsuz bucaksız sonsuzluklar... Ve sen anlatılırken hiçbir tanım seni tanımlayamadı tanımlayamaz da. Engin yüreğinde bir cevher gizli ki bunu bulan henüz var olmadı.
Bir delikanlının genç bir kızı doğa ile ilişkilendirerek duygularını
MürebbiyeStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202132,8bin okunma
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.