İnsanoğlu böyleydi; kendisine emniyet edilmesinden hoşlanırdı. Bu onu hayatın efendisi, büyük ve tek yapıcısı vasıflarında içten doyuran duygu idi. Kısa ve ıstıraplı ömrüne, budalalığına ve hodbinliğine rağmen bu sakat ve eksik doğmuş tanrı, bu emniyeti kendisi için tek ibadet bilirdi. Buna rağmen onu yalancı çıkarmaktan da hoşlanırdı. Çünkü değişmesini, kendisini ayrı ayrı anlarda, vaziyetlerde idrak etmesini de severdi. Çünkü hodbindi; çünkü içindeki konuşma bir taraflı değildi.
Alıntı
Bu ölüm makinesi insanoğlu, şu yeryüzünde önüne ne gelirse, kim çıkarsa öldürüyor, havada uçan kuşu, denizde yüzen balığı, öldürecek hiçbir şey bulamazsa kendini öldürüyor .
Reklam
Tanıklığın mutluluğu...
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir âlem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu sık sık söylerdi. Her insan şu ya da bu şekilde dünyayı okumalıydı. Kuran'ın kendisi peygamberin dünyayı nasıl okuduğuna bir örnekti ve onun ardından giden herkes, dünyayı onun gibi okuyup şahadetlerini yazmalı ve bunları başkalarına aktarmalıydı. Dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
Sayfa 90 - İletişim Yayınları, 69. Badkı, 2020·Kitabı okuyor
Değişim yok oluş mudur?
Acı da değişiyor. Yok olmuyor mu, o hâlde? Acıdan kurtulduğumuza dair beyhude bir umuda mı sarılıyoruz insanoğlu olarak? Tam olarak ne yapıyoruz burada? Bir şeyleri değiştirerek mi ancak aşabiliyoruz? Bazen hayata tutunabilmek için değişmek, yok olmak olmalıydı, bazense değişimin hiçbir şeyin özüne dokunamayacağını hissetmek, yaşama devam edebilmenin bir yolu olmalıydı. Şu sol yanımda kalan eski parkımızın kapısının hemen arkasındaki eski stadyum... Değişti, yok yerinde ama hâlâ orada bir yerlerde, hissedebiliyorum. Çocukluğumun yirmi üç nisanlarını heyecanla kutladığımız, gri merdivenlerini üçer beşer sevinçle zıpladığımız o stadyum hiç var olmamış olamaz! Ki orada bir şehir, ülkenin en büyük liginde, dört büyüklerden sonra, ilk defa şampiyonluğu kazandı. Şu an hangi ligde, kaçıncı olduğu umurumda değil. O adım adım şampiyonluğa ulaşmış şehrin takımı yok olamaz, belki sadece değişir, nereden baktığına göre o gerçek de belki değişir. Elli bir yaşındaki bir insan, hayatının sadece ilk yirmi sekiz yılını bu şehirde yaşayıp, son üç aya kadar yaşamının kalan diğer bölümünü başka bir şehirde geçirmiş olur da bir şehirden bu kadar mı hiç ayrılmamış gibi hisseder? “Yirmi sekiz”i de ekle kupona!
Sayfa 504 - Güzin·Kitabı okudu
Alıntı
İnsanoğlu eninde sonunda kainatla yüzleşmek zorunda kalır!
Evrenin üstün aklının insanda da bulunduğunu söyleyen Aure­lius, akıllı insanın kötülüklerle dolu bir dünyada iyi ol­mayı seçebilecek kabiliyete sahip olduğuna inanıyor; iş ki insanoğlu sahip olduğu aklı kullanmayı tercih etsin.
Kitap Alıntısı
Reklam
Reklam