Her insan, kendinden evvelki akrabalara değil, kendinden sonrakilere bağlıdır; çocuğun anaya ve babaya merbutiyeti bir irticadır; bu rabıtayı koparmak her kuvvetli şahsiyet için ilk iş olmalıdır.
Mutluluk anlarını hatırlamanın insana acı verdiği de olur. Anımsarken içinde sıcak, acı, bir o kadar da şevkli bir zehir dolaşır. Bazen de o anları hatırlamaktan tatlı, yumuşak bir keyif duyarsın. Kimi zaman ise bıçakla yarayı deşmeye çalışırsın, verdiği zevki yadsıyamazsın. Sonu bilinen her seyin verdiği bir acı bu. Merakın bitmesinin ve hüsranla sonuçlandığını idrak ettiğin geçmişin, güzel anların üzerine tahakküm kurması… Adeta çökmesi… Sonunu biliyor olmak ne kadar kötü değil mi! Hayatımızın nasıl biteceğini bilsen yaşamak ister miydin Savaş? Sonunda aldatılacağını bildiğin bir ilişkiye girer miydin? Kazık yiyeceğin dostlukların peşinden gider miydin? Kaybedeceğinden emin olduğun bir mücadeleyi seçer miydin? İlişkilerimizin, dostluklarımızın, iş deneyimlerimizin sonunu, ezcümle hayatımızın sonunu kesin olarak bilsek yaşamın ne anlamı olurdu? Bizi heyecanlandıracak hangi aşk, hangi şans, hangi iş, hangi olanak, hangi yolculuk, hangi ten bulunurdu? Hatıralar da böyle işte. Onun elini tuttuğun ânı hatırlarken yüzünde beliren gülümsemeyi silen, yılların sonunda o elin seni nasıl ittiğini bilmen. Her şeye rağmen anıları seviyorum.
"İnsanın kendi mesleğini 'kesinleştireceği'yaşam süresi çok kısa ve değerlidir. Toplumsal yaşam içinde zaman kaybı, 'boş konuşma' lüks, sağlık için yeterli olanından fazla uyku, -6, en fazla 8 saate kadar-, ahlaki açıdan mutlak olarak itiraz edilecek konulardır. Benjamin Franklin'in dediği gibi 'zaman paradır' anlamına gelmez ama önerme, bir ölçüde manevi anlamda geçerlidir: zaman sonsuz derecede değerlidir, çünkü kaybedilen her saat tanrının şanını artırma hizmetindeki çalışmadan çalınmıştır. Değersiz ve doğrudan doğruya yadsınacak bir başka şey de, etken olmayan düşünmedir, en azından meslek uğraşısı pahasına ise. Çünkü bu, meslek içinde tannının isteğinin etken bir biçimde yerine getirilmesinden daha az tanrının hoşuna gider. Ayrıca pazar günü bu işe ayrılmıştır ve Baxter'e göre, mesleklerinde tembel olanlar, zamanı geldiğinde, tanrıya ayıracak zamanı olmayanlardır."
Kırsalda hayat epey iyi. Doğada pazartesi yok gerçekten de. fakat pazar da yok. İş hiç bitmiyor da ne yapıyorsan kendi hayatını sürdürmek için yapıyorsun, o güzel. 'I will survive' diyebilirim çok rahat bir şekilde. Böyle bir hayatta köle de diyebilirim ama hiç önemli değil,çünkü kralda benim Osman.