"Bazen bir esmeri seviyorum bazen de cennete İsveç üzerinden gelmiş bir sarışını. Ama sanırım sarışın esmere üstün geliyor."
sesli kitap
Alıntı
Beyoğlu
"Doğan Apartmanı'nın, üç kişinin güçlükle sığdığı antika asansörüne binip aşağı indikten sonra, Şah Kulu Bostan Sokağı'nı takip ederek, Tünel'in yakınlarına çıktım. Burası Galata ile Pera'nın iç içe geçtiği yerdi. Zaten Galata ile Pera'yı birbirinden ayırmak ne kadar doğru olurdu ki? Baksanıza Beyoğlu Caddesi'nin ortasında yer alan lise binamız bile Galata Sarayı olarak kurulmuştu. Galata, kendini koruyan surlarıyla yüzyıllarca önemli bir ticaret merkezi olmayı sürdürürken, Pera, mezarlıkların ve bağların yer aldığı kırlık bir bölgeymiş. Bu bağlık, bahçelik tepeliğe yerleşik yaşamın gelmesini sağlayan ilk adım Fransızlar tarafından atılmış. Fransız Sarayı olarak adlandırılacak olan elçilik binası XVI. yüzyılın sonlarında bu bölgede inşa edilmiş. Fransızları, Venedikliler, Hollandalılar, Ruslar ve İngilizler izlemiş. Elçiliklerin çevresine ticaret erbabı da konutlarını yaptırmaya başlayınca, şu anda üzerinde yürümekte olduğum Pera'nın, günümüzdeki adıyla Beyoğlu'nun doğumu gerçekleşmiş. Doğumunun üzerinden yüzlerce yıl geçmiş olan günümüz Perası bu ılık sonbahar gününde, adım başı rastlayacağımız her keseye uygun restoran, kafe, lokanta, kebapçı, büfe, börekçi gibi yerlerde karınlarını doyurduktan sonra bürolarına, işyerlerine dönen insanların geçici kalabalığını yaşıyordu. Bu kalabalık, ne ikindi döndükten sonra sökün eden insanlara ne de akşam çöktükten sonra meyhaneleri, birahaneleri, şarap evlerini, ocakbaşlarını, içkili restoranları, caz barları, rock barları, türkü barları zapta gelen, eğlence düşkünü güruha pek benzemiyordu. Beyoğlu onlar için bir eğlence merkezi değil, ekmek teknesiydi. Sanırım bu yüzden daha dikkatli, daha saygılı, daha kibardılar. Ertesi gün, buraya yine geleceklerini bildikleri için Beyoğlu'na karşı daha vefakâr, daha özenli davranıyorlardı.
Sayfa 264
Roman
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sven Brİng'in bu bağlamda alıntı yaptığı saygın tarihçiler arasında Ptolomee ve Sturleson da var. Ptolemee, İskandinav AsyalIları (Aşaman) konusunda ayrıntılara hiç girmiyor. Onların geldikleri ülkeyi Tanais'in (Don Nehri) doğusuna yerleştirmekle yetiniyor. Sturleson, daha titiz ve ayrıntılarda daha cömert. Odin önderliğindeki Türk kabilelerin göçlerini anlatıyor. Ayrıntılara girerek onların Tyrkland’ı (Türklerin ülkesi, Türkiya, Türkiye -A.G.) terk ettiklerini söylüyor. Bu ülkenin, Kafkasların ve Hazar Denizi'nin kuzeyinin hemen hemen tamamında, Rusya ve Almanya üzerinden Hollanda, Danimarka ve İsveç'e doğru İlerlemeye hazır bir şekilde uzandığım söylüyor.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Alman kıstağı
Alman kıstağı dediğimizde; batıda Fransa'dan doğuda Macaristan ve Polonya'ya, kuzeyde Kuzey Denizi ve Baltık'tan güneyde Adriyatik ve Tiren denizlerine kadar olan alan içindeki Orta Avrupa'yı anlıyoruz. Toplam olarak çok sayıda ülke, mübadele hareketleri ve yol dizileri; tıpkı F. Yon Rauers'ten aldığımız haritanın bu konuda verdiği ilk fikir gibi. Bu mekanı iki hatla sınırlandıracağız: Bu hatlardan biri Cenova'dan (veya en fazla Marsilya'dan) Londra'ya, diğeri de Venedik'ten Danzig'e çekilecektir. Bunlar aşikar bir şekilde keyfi çizgilerdir, fakat ele alınması gereken genel bir taslak olmalıdır. Avrupa'nın ortasının meydana getirdiği bu geniş blok, kuzeyde ve güneyde deniz kıyılarıyla sınırlanmıştır: Kuzey Denizi, Baltık, Akdeniz. Veya daha doğrusu bu blok, bu ana deniz mekanları aracılığıyla yayılmaktadır. Bu bloğu, kuzey denizlerinin ötesinde İsveç'e (16. yüzyılın sonuyla 17. yüzyılın başında, Venedik ticareti burada çok ilginç bir şekilde kar olanakları aramaktadır), Norveç'e ve bilhassa büyük Atlantik macerasına katılmış olmakla birlikte, Avrupa'yla olan sağlam bağlarını kopartmaya hiç de niyetli olmayan İngiltere'ye kadar uzatmanın gerekli olduğuna dair hiçbir kuşku yoktur. İngiliz ticaretinin en önemli kısmı kumaşlara ilişkin olanıdır, bu malın ihracatı koşullara göre Emden, Hamburg, Bremen veya Anvers (ve fırsat çıktığında Rouen) üzerinden yapılmaktadır. Böylece İngiltere -ki İngiliz kumaşları örneklerinin en iyisidir- yakınındaki kıtaya, şu an için ondan ayırdığımız özel alana ortak olmaktadır. Kuşkusuz burası faal bir bölge, kara taşımacılığı üzerinde temellenen bir ekonominin belki de şaheseri ve 12. ve 13. yüzyıllarda, daha o zaman bile patlama halinde olan Kuzey-Güney ilişkilerinin buluştukları yer olan Champagne fuarlarının bir eşdeğeridir. Demek ki
Sayfa 327·Kitabı okudu
Waterloo'dan asla nefret etmeyen çok saygın liberal bir akım var. Biz onlardan değiliz. Bizim için Waterloo özgürlüğün şaşkına döndüğü bir vakadan ibaret. Böyle bir yumurtadan böyle bir kartal çıkması kuşkusuz beklenmedik bir şey. Sorunun tepe noktasına yerleştirdiğinde, Waterloo karşı devrimin içten pazarlıklı bir zaferi olarak görünüyor. Fransa'ya karşı Avrupa, Paris'e karşı Petersburg, Berlin ve Viyana; yeni girişimlere karşı statüko, 20 Mart 1815 sayesinde, 14 Temmuz 1780'a karşı bir saldırı, Fransızların karşı koyulmaz ayaklanmalarının karşısında monarşilerin telaşa kapılması. Nihayet, yirmi altı yıldır volkan gibi lavlar saçan büyük bir halk kitlesinin düşlendiği gibi söndürülmesi. Brunswick'lerin, Nassau'ların, Romanoff'ların, Hohenzollern'lerin, Habsbourg!ların Bourbon'larla dayanışması. Waterloo, sağrısında kralların kutsal hakkını taşır. İmpartorluğun despotik yapısından dolayı krallığın, eşyanın doğal tepkisi uyarınca zorunlu bir şekilde liberalliğe savrulması ve Waterloo'nun ardından, galip ülkelerin üzüntüyle karşıladıkları bir anayasal düzenin kurulduğu doğrudur. Bunun nedeni gerçek anlamda asla yenilmeyen, ilahi ve kesinlikle karşı konulmaz bir güç olan devrimin, Waterloo'dan önce Bonaparte'ın eski tahtları yerinden atması, Waterloo'dan sonra ise XVIII. Louis'nin kendisinin bahşettiği anayasaya uyması sayesinde kendini her zaman için yenilemiş olmasıdır. Eşitliği kanıtlamak için eşitsizliği kullanana Napoleon, Napoli tahtına bir arabacıyı, İsveç tahtına bir çavuşu getirir; XVIII. Louis, Saint-Ouen'de İnsan Hakları Bildirisi'ne imza atar. Devrimin ne olduğunu anlamak istiyorsanız, ona İlerleme deyin, ilerlemenin ne olduğunu anlamak istiyorsanız ona Yarın deyin. Yarın, karşı konulmaz bir şekilde işini bugünden görmeye başlar ve ilginç bir şekilde her zaman
Sayfa 414 - 1. Cilt·Kitabı okudu
Alıntı
Türk çocukları şu sözleri akıllarından çıkarmamalıdır: Yunan Başbakanı Kostantin Karamanlis, 1974'te Selanik Fuarı'nın açılış töreninde yaptığı konuşmada demişti ki: "Bugünkü gücümüzle Türkleri savaşarak yenmemize imkân yok. Mücadelemizi her çareye başvurarak sürdüreceğiz, Türklerin yaralarını kaşıyıp, kanatacağız!" 1974'ten sonra yarayı kaşıyıp kanatmak için Yunan hükümetleri tarafından kurulan dernek sayısı 450'den fazladır! İçlerinde 31 Ermeni örgütünün de bulunduğu bu derneklerden 51'i Türkiye'den toprak talebiyle ilgili Yunan ve Ermeni iddialarını seslendirmekte ve bu iddialara mesnet hazırlamaktadır. Yunanistan'ın yurt içinde ve dışında kurduğu Pontus derneklerinin sayısı ise 176'yı bulmuştur. Amerika, Kanada, İsveç ve Avustralya'da birçok, Gürcistan ve Mısır'da birer Pontus derneğine mukabil, Almanya'nın Berlin, Dusseldorf, Dortmunt, Frankfurt, Hamburg, Münih, Nürnberg şehirlerinde işçilerimiz arasında yoğun faaliyet gösteren birçok Pontus derneği vardır. Zikrettiğimiz 176 Pontus derneğinin tamamı Pan Helenik Pontuslular Derneği ve Güney Yunanistan Pontuslular Dernekleri Federasyonu'nun çatısı altında toplanmıştır. Yunanistan dışında kurulan federasyonlar ise şunlardır: Amerika ve Kanada Pontus Dernekleri Federasyonu, Avustralya Pontus Dernekleri Federasyonu, Rusya Yunanlıları Evrensel Birliği, Almanya Pontus Dernekleri Federasyonu. Pan Helenik Pontuslular Federasyonu'nun başına kim getirilmiştir biliyor musunuz? Savvas Kalenderidis... Bu Savvas Kalenderidis, Abdullah Öcalan'ı Kenya'ya götüren istihbarat albayıdır! Güneydeki ve yurt dışındaki Pontus federasyonlarının başına da birer münasip istihbaratçı oturtulduktan sonra bütün bu teşkilatlar kimin emrine verilmiştir, onu da biliyor musunuz? Selanik'teki 3. Ordu Komutanı'nın! Yani Türkiye'nin bir bölümünü
Sayfa 19 - Bilgi Yayınevi·Kitabı okudu
Tarih