Bana neden Güneş dediklerini anladığım ilk andı.
Çünkü bülbül güle, gül güneşe, Ahu Timur’a aitti.
Bela gökten yağmur gibi yağarken kendini ona can etti aşk, cihanı tek bir gül için yerle bir edip kendini onun uğruna sevdi aşk, dilden dile dolaşıp nihayetinde yuvasını buldu aşk. Can olup, yår olup güneşin koynuna sığındı aşk. Ve en sonunda Timur olup bir çift Ahu gözün ruhuna saklandı aşk.
Bu mektubu ne zaman okursun, bilmiyorum ama şunu bil ki sadece senin için yaşıyorum. Sana yeni bir hayat vermeden ölmeyeceğime dair ablana sözüm var. Ama kalbimin ağrıdığı günlerdeyim. Şunu unutma, seni hep sevdim, oğlum bildim. Gözün beni görmese bile korkma, başın dik yaşa. Sessiz kalma, adını haykır. Ailenle mutlu bir yaşam sür. Bil ki sen ailenle yaşadıkça ablan ve ben de sizinle birlikte yaşayacağız. Hiçbir şey senin yüzünden değildi. Sen hep başkalarının seçimlerinin bedelini ödedin. Kendinden korkmadan yaşa, oğlum. Sevmekten korkma. Beni bunca zaman yaşatan sadece senin sevgindi.
Ona öyle geliyor ki, göğsü patlayıp içinden acısı fışkırsa, bütün dünyayı kaplayacaktır, yine de bu acı görünmez. O kadar küçük bir kabuğa sığınmıştır ki gündüz ışık altında bile görülmez.
Sabandan, alıştığı o rahat manzaralardan alınıp da buraya, korkunç ışıklarıyla, hiç kesilmeyen gürültüleriyle, öteye beriye koşuşan insanlarla dolu bu kargaşalık içinde düşen bir mahluk, böyle uzun uzun düşünmez de ne yapar?