• 126 syf.
    ·7/10
    Çok az karikatürlerde "buna mı güleceğiz" dediğimi itiraf etmeliyim, genel olarak güzel, eğlenceli ve komik. Hatta güldükçe etkisi devam ettiğinden midir nedir, sonuna doğru daha çok güldüm. Herkese iyi okumalar.
  • 125 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Edebiyatımızın sıradan edebiyatı en iyi anlatan kalemi diyor Orhan Kemal için arka kapak yazısında, gerçekten de öyle.. Toplumun yoksul kesiminin yaşamını, zorluklarını, değerlerini nefes alıp verir gibi yazıyor adeta.

    Kadın ve erkek cinsinin yer değiştirdiği bu romanda Orhan Kemal bize toplumdaki baskın cinsiyet, ataerkil durum hakkında öğüt vermekten çok karşı cinsle empati kurabilmemizi güldürü tarzında sağlamaya çalışmış ve bunu başarmış da ;)

    Erkeğin bulaşık yıkayıp, çocuk baktığı, hor görülüp, eksik etek sayıldığı kitapta içen, sapıtan, kendisi her şeyi yapıp kocasını en ufak bir şeyde namussuzluk suçlayan kadın.. Toplumdaki yanlış namus algısını ve eşitsizliği çok güzel anlatmış.

    Okurken aşırı keyif aldım. Çoğu yerde kahkahalarla güldüm :) Sık sık 'yok artık' dedim ve yazarın cinsiyetleri birbirinin yerine koyarkenki hayal gücünü çok sevdim.

    Dili çok sade, bir oturuşta okunabilecek ve bu süreçte dünyanızı tersine döndürecek bir #kitap .
    Geciktirmeden #okuyun.

    Koskoca adam namusuna mukayyet olsun. Bir erkek namusunu karısı için taşımaz.
    İki kafa dengi arkadaşımı aldım yanıma. Kısa bir plan. Kocaman ayaklarına vurulduğum oğlanı kaçıracağım.
    Ben bin pişmanım bacım," dedi. "Genelevdeydi benimki
    ama, o palabıyık, o uzun kirpikler, kırk yedi numara ayakkabılı
    ayaklar. Yatağa girmez miyiz, ayakları burcu burcu kokardı. Ah
    deli kafa, ne halt ettim ben, be?"

    https://www.instagram.com/...igshid=11eix9dq3mqd5
  • 288 syf.
    ·10 günde
    Özellikle geç bitirdim, uzattım okumayı:) sanki biraz daha çok vakit geçirmek istedim İlber Ortaylı ile :) kitabı okurken sanki karşımdaydı da sohbet ediyorduk:) cümlelerini okurken onun ağzından çıkıyor gibi duydum sesini:)

    Sivri dilliliğini, sorunları analiz etmesini, tespitlerinin yerindeliğini ... her şeyini çok seviyorum:)

    Çokça notlar aldım, ölmeden önce yapılacaklar ve öncelikler listesinde bir değişiklik yaptım:)) ohh.. iyi ki de okudum:))

    Kitapta en çok “ Eğitimde Hangi Tercihleri Yapmak Gerekir?” bölümünü beğendim :) öyle güzel bir anlatımı var ki , ben özellikle çok güldüm :))
    ( “hah ben de öyle düşünüyorum! tam da benim kafadan” dediğim bölümleri vardı)

    Keyifle ve öğrenerek okudum:)
  • 254 syf.
    ·7/10
    Gargantua adlı bir devin doğumu,eğitim hayatı,yeme içme ve hatta tuvalet alışkanlığı gibi çeşitli yönlerini anlatan eleştirel bir kitap.Yazar sadece komik olana odaklanmayın kitabın derinlerine inin diyor.Bazı bölümler bana aşırı gereksiz geldi bazı bölümlerdeyse gerçekten çok güldüm hele baştaki bölümler çok saçma ve komikti.Kitabın öncelikli olarak okunması gereken bir eser olduğunu düşünmüyorum fakat hani bugün ne okusam der de elinizin altında bulursanız okuyun derim.Rabelias'ın şiirsel dili kitapta yer yer yazıldığı dönemin çok ilerisinde tespitlerde de bulunuyor özellikle buralar için okunabilir.İyi okumalar.
  • 188 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Sayın Baylar ve sevgideğer naif hanımefendiler.
    Kimilerce, "Dostoyevski'nin en iyi eseri" denilen, buna katılır nitelikte Dostoyevski'nin bizzat 1877'de "Bir Yazarın Günlüğü" 'nde, Öteki için, "Edebiyata bu fikirden daha ciddi bir katkım olmadı." dediği bu başyapıtı nasıl inceleyebilirim? Neyse, Ne kadar söz söylesemde yetersiz kalacak incelememe izninizle başlıyorum.

    Eser, Dokuzuncu dereceden bir devlet görevlisi olan Bay Golyadkin'in oldukça kötü geçirdiği bir günün akşamında, fırtınalı, lapa lapa yağan kar'a eşlik eden yağmurlu, o uğursuz gecede öteki Bay Golyadkinle karşılaşması ve üzerine gelişen maceraları konu ediniyor. Bu arada laf arası kitabı İletişim yayınlarından okudum. Çevirisi iyiydi, ayrıca başlangıçta olayların geçtiği bölgelere ait tasvirler güzeldi.

    Hoş, Küçük (sahte) Bay Golyadkin'in gerçekten mi var olduğunu, yoksa esas kahramanımızın düşüncelerinde mi var olduğunu, mektupların gerçek mi yoksa sahte mi olduğu hakkında kesin birşey söyleyemeyiz. Fakat bildiğimiz şu ki, kahramanımız hasta birisi. Kanaatimce de bir şizofreni. Bunu Freud söylemişti yanılmıyorsam.
    "Bir şizofreni nasıl bu kadar iyi anlatılabilir?"

    Elimizdeki bir diğer veri ise eserin yayınlandığı vakit şiddetli eleştirilere maruz kalması Dostoyevski'nin. Bildiğiniz gibi efendim, ilk eseri İnsancıklar büyük övgü almış, Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı diye bahsedilmiş. Fakat sonraki yazdığı bu kitap, alay konusu bile olmuş. Zamanın çok ilerisinde bir kitap olmasından ötürü tabii.

    Kısaca bir kitap içeriğinden bahsederek incelemeyi bitirmek istiyorum efendim.

    Alçak, küçük Bay Golyadkin kahramanımızla ilk karşılaştığında oldukça çekingen, ürkek birisi. Tabii bizim saf kahramanımız, fazlasıyla iyi yürekli. Sonraki gün herşey değişiyor. Küçük Bay Golyadkin, esas kahramanımızın olmak istediği bir şahıs. Yani kahramanımızın tam tersi. Esas şahıs, toplumdan dışlanmış, sosyal becerileri zayıf. Öteki ise tam tersi şekilde. Sevilen sayılan birisi. Fakat espri de o ya işte, Bay Golyadkin'i sürekli küçük düşürüyor. Zaten esas kahramanımız da  bu olaylar sonucu mektup yazıyor. Diğer yandan Bay Golyadkin kendinde olduğunda öteki normal, mütevazi birisi. Kahramanımıza karşı değil tabii :) Fakat kendine geldiğinde kahramanımız, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor küçük Bay Golyadkin. Fakat çoğu zaman aşağılıyor toplum içinde kahramanımızı. Belirtmek isterim efendim, doğrusu ötekinin bizimkini toplum içinde küçük düşürdüğü sahneler oldukça komikti.

    Küçük Bay Golyadkin, kahramanımızın elini sıkıp, sonra da onu aşağılayarak elini mendiliyle siliyor ya, bayağı güldüm o sahnede :)





    Son olarak bu ilk incelememdeki acemilikleri maruz görmenizi rica ederim.
    İyi okumalar.
  • 112 syf.
    ·2 günde
    Türkçe öykü dendiğinde zihnimde canlanan ilk isimdir, Ömer Seyfettin. Şahsi görüşüm Türk öyküsünün mihenk taşı olduğudur. Hastalık ve tedavi süreci yürek sızlatan cinstendir. Zamane şartlarının imkansızlığı, hastalığının tam anlaşılamamasına, yanlış tedaviye ve sonucunda ülkenin bu büyük değerini erken yaşta kaybetmemize neden olmuştur.

    Edebiyat tarihimiz açısından büyük bir öneme sahiptir. Sadece yazdığı öykülerle değil, yazdığı öykülerde kullandığı sade ve anlaşılır dille "Yeni Lisan" akımını başlatmış, milli edebiyat vücuda getirmek için, milli bir lisan gerektiği tezini savunmuştur. Yazdığı öykülerde halkın sıkıntı ve dertlerine, iyi ve kötü yönlerine değinmiş, milli duygulara da hitap etmiştir.

    Bu güzel seçkide okuduğum her öyküde değişik duygu hallerine sürüklendim ve çok keyif aldım. Kitabın başında bulunan Ant ve sonunda ki Kaşağı çok hazin öykülerdi. Falaka'da kahkalarla güldüm. Forsa'da milli duygularım kabardı. Diyet'te mertlik ve cesareti gördüm, Üç Nasihat'te kendime dersler çıkardım.

    Ömer Seyfettin'i çocuk hikayeleri yazan biri olarak düşünmenin büyük bir hata olduğu kanısındayım. Umarım herkes okur ve gereken kıymet ve değeri gösterir...
  • 224 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "Mahalleden Arkadaşlar" ile başladığım Selçuk Aydemir'e bir diğer kitabı "Liseden Arkadaşlar" ile devam ettim. İyi ki etmişim. İlk kitabından daha çok güldüm, daha çok kahkaha attım. Adam zaten yaptığı dizilerle çene kaslarımızın gelişimin de rol aldığı gibi, bu özelliğini yazdığı kitaplarda da eksik etmemiş. 2 gün de bitirdiğim ve bittiği zaman "tüh" dediğim bu harika kitabı için tek diyebileceğim okuyun, okutturun :)