herkes bir şeyler yazıyor
bir şey anlatıyor
bir yerlerde
birileri konuşuyor sürekli
.
ekranlar
programlar
mühim adam demeçleri
uzman görüşleri
son dakika gelişmeleri
.
manşetler
tweetler
büyük analizler
her şeyi bilenlerin bitmeyen mesaisi
ve bunca gürültünün arasında
insanın kendine rastlaması
gitgide zorlaşıyor
insanın kendi iç sesini duyması
bir mucizeye dönüşüyor
.
(çünkü ekranlar ışık saçıyor
ama hiçbir şeyi aydınlatmıyor)
bu şiirin de
o konuda bir çözümü yok
derde deva değil
sihirli bir formül sunmayacak
hayatın akışını durdurmayacak
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Olacak O Kadar” yayınına devam ediyor. Reytingleri de yüksek, herkes memnun. Alan da, satan da razı. Hükümet, bir yazı gönderip "Bizi eleştirdiği için bu programı yayından kal dırıyoruz," diyebilir mi?.. Demez. Ortada böyle bir belge bırakmaz. Hem senin kahraman olmana fırsat vermez hem de ilerisi için böyle bir vesikanın tarihe geçmesini istemez. Açar telefonu kanala ya da gördüğü bir yerde kanal yöneticisine, hazır adam da el pençe divan etek öpüp el ovuşturuyorken "Şu 'Olacak O Kadar' programını yayından kaldıralım," deyiverir. Bu, bir rica değildir. Yumuşak, müşfik bir sesle söylenmiş emirdir. TV yöneticisinin itiraz etme olasılığına karşı da şaka yollu, "Valla lisansınızı iptal ederiz kalırsınız ortada," diyerek gülümser ve sanki espri yapmış gibi görünür sayın devlet büyüğü. Hadi bakalım, iki ucu şerbetli değnek. Yetkili de, bu tehdit karşısında kaldırır programı yayından, olur biter. Ne yapabilir? Başka çaresi yok.
Kalpteki yaralar genellikle iz bırakır. Zaman yaraları iyileştirse de tam iyileşmemiş noktalar aniden acı verebilir. Tam unuttuğunuzu sandığınızda, anı yeniden ortaya çıkar ve canınızı yakar. Yüzeyde iyileşmiş gibi görünse de içten içe iltihaplanır ve giderek daha acı verici hale gelir.