"Bir gün" diye düşünüyordu Moşe, "gelecek kuşaklardan biri bize katil diyecek; bize benzeyen yaratıkların etini nasıl yiyebildiğimizi, onları, toprağın ve çimenlerin kokusunu duyumsamaktan nasıl yoksun bıraktığımızı, otomatik kuluçka makinelerine nasıl yatırdığımızı, nasıl kalabalık kümeslerde yetiştirdiğimizi, zorla beslediğimizi, kuluçkaya yatamadan bütün yumurtalarını çaldığımızı ve nihayetinde boğazlarını kesip, tüylerini yolup, organlarını parça parça edip nasıl midelerimizi onlarla doldurduğumuzu, salyalarımızı akıtıp dudaklarımızdaki yağı yaladığımızı anlayamayacaklar."
Anarşistler geliyor.
Haksızlık ve baskıdan bunaldık ve karanlık gecede özgürlük ışığını görmek için yüzümüzü Kardeş Dünya'ya çevirdik. Bize, kardeşlerine katıl!
Sayfa 162·Kitabı okudu
Reklam
İslam, iyilere ve hakikati kabul edenlere değer verir. "İman etmiş kimse günaha batmış kimse gibi olur mu? Bunlar elbette eşit değildirler." Natüralizm, ahireti ve İlahi adaletin her türlü şeklini reddettiğine göre suçlu olan ile barıştırıcı olanı [bir katil ile bir masum kişiyi] aynı son ile ödüllendirir: ölüm. Hepimizin kaderi aynı. Öyleyse Hitler ile Martin Luther King Jr.'un hayatlarının nihai değeri neydi? İslam'da ise Allah'a ibadet eden ve merhametli, dürüst, âdil, kibar ve şefkatli olanların sonu ile kötülükte ısrar edenlerin sonu karşılaştırılır. İyi olanların kalacakları yer ebedi saadet yurdu, kötü olanların kalacakları yer ise azap yurdurur. Bu azap, Tanrı'nın merhametini ve rehberliğini kasten reddetme-nin akıbetidir ve neticede manevi bir eleme sebep olur. Şüphesiz, bize nihai değerimizi veren İslam'dır. Fakat Ateizme göre değer, makul bir zeminde gerekçelendirilemez ve zihnimizdeki bir yanılsamadan ibarettir.
Sayfa 59·Kitabı okudu
"Yasak meyve lezzetlidir ama bundan önünüze tepsi tepsi çıkarırlarsa tadı kalmaz. Bu durum geleceğin size sunacağı acı bir bilmecedir. Şükran'ı size terk ediyorum. Ben hayrını görmedim, sizin mutlu olmanız temennisiyle. Neye lazım skandal, ölüm... Aynı akıbete uğrayan kocaların bu akla, mantığa, ağırbaşlı, medeni harekete uymalarını dilerim. Ruhi, derin bir antipatiye tutulanın idamını icap ettirtecek bir cinayet sayılmaz. Hangi fiilimizi tabiat kanunlarıyla tartarak işliyoruz ki bu davada da hak ve adaleti seçebilelim. Bize acı veren hakikati gerçek saymayız. Bütün ıstırapları karşımızdakine yükleyerek dava önünden zararsız bir şekilde sıvışmak isteriz. Bu macerada çok azap çektim. Fakat buna karşılık Şükran'ın çektiklerini de niçin onun boynuna sırf günah olarak kaydedelim. Söyledim ya bu hadiselerde kültürlü bir zihinle bir odun yarıcı kafasının aynı cinai egoistliğe kapıldıklarını görüyoruz. Eş olduktan sonra Şükran bıkarak size de aynı oyunu oynarsa bu macerada çekmiş olduğum acıların derecesini anlarsınız. Olanlar oldu. Fakat bundan sonra aynı ihanetlerde akıtılacak kanlara karşı bilmem şu kısa ve cesur felsefemle bir set çekebildim mi? Umamıyorum. Çünkü hayvana gem aldırdığımız kolaylıkla insana nasihat aldıramayız."
Sayfa 34·Kitabı okudu
Edebiyat
Milena'ya Mektuplar İncelemem
Franz Kafka’nın Milena Jesenská’ya yazdığı mektuplar, dünya edebiyatının en sarsıcı, en savunmasız ve en derin aşk belgelerinden biridir. Sadece bir yazarın tutkulu bir kadına duyduğu hisleri değil; bir insanın kendi varoluşuyla, korkularıyla ve dünyayla kurduğu sancılı ilişkiyi gözler önüne serer. Milena’ya Mektuplar, geleneksel bir aşk mektubu koleksiyonundan ziyade, iki zihnin birbirine dokunma çabasıdır. Kafka, satırlarında kendini bir "yazar" kimliğinden tamamen sıyırır. Burada gördüğümüz kişi; bürokrasinin ve hastalıkların pençesinde, dünyada kendine yer bulmakta zorlanan, sürekli tedirgin ama aynı zamanda ruhunun derinliklerine bakmaktan korkmayan o meşhur "Kafkaesk" adamın en çıplak halidir. Kafka için mektuplar, bir araç olmanın ötesinde, Milena'ya ulaşmanın tek güvenli yoludur. Fiziksel gerçeklik (buluşmalar, sesler), Kafka’nın zihnindeki o "ideal" Milena imgesiyle çelişme korkusu yaratır. Bu yüzden mektuplarda duyulan tutku, buluşmaların getirdiği hayal kırıklığıyla sürekli bir çatışma halindedir. Milena'nın yaşam enerjisine, özgür ruhuna ve cesaretine hayrandır. Kendi iç dünyasındaki karanlık ile Milena’nın ışığı arasında bir köprü kurmaya çalışır ama bu köprünün ayakları her zaman kendi "yetersizlik" hissi üzerine kuruludur. Mektuplar, Kafka’nın yazma eylemini bir varoluş savaşı olarak kullandığını gösterir. Kelimeler bazen Milena'yı kucaklamak için yetersiz kalır, bazen ise onun ruhuna açılan tek kapı olur. Bu eser, "sevmenin ne demek olduğuna dair" cesur bir derstir. İnsan bir başkasını severken nasıl kendi parçalarına ayrılır, nasıl hem sonsuz bir özgürlük hem de mutlak bir bağımlılık hisseder; Kafka bu soruların cevabını kağıdın üzerine damlayan birer kan gibi bırakır. Milena, Kafka için sadece bir sevgili değil; aynı zamanda Kafka’nın kendi
İnceleme
"Peki sence biz bir film ya da kitap karakteri olsaydık sevilir miydik? Yani anlaşılır mıydık? Yoksa katil mi derlerdi bize?" "Biz, bizi yazan kişiyi bile delirtecek kadar kafayı yemiş iki inatçıyız sevgili avukat" "Ona bile sözümüzü geçirmeye çalışırdık. Ve geçirirdik de."
Sayfa 808·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam