Az konuşuyorlardı
Katır ayaklarının sesleri dolduruyordu öğleyi
Yürüyen yalnız ulu bir kitaptı sanki
Yalnız Reisin şemsiyesi vardı
O da güneşten korktuğundan değil
Yüceliğini ortaya koymak için
Hepimiz kırk yaşlarında erkeklerdik
Başımızın içinde arı uğultusu
Yine de aydınlık ve keskinlik
Bir buyruğa kapılmıştık açıklanmamış
Güçlüydük sağlamdık polattık
Çok ırmak aştık
Meşelerde hüthütler gördük
Kayalarda eskilerin alınyazıtları
Arada bir, bir atlı ilerliyor
Bir atlı geriliyordu
Yeni buyruklar sessizce veriliyordu
Sancaklar hızla dönüyordu üstümüzde
Kartalımız vardı
Eski kuşak olarak
Maymun ülkelerinden geçtik
İnsan bölgelerini aştık
Melek surlarına yaklaştık
Kentlerinde de çeşmelerinde de
Kadehler kırdık şıkıdam şıkıdam
Mermerleri bir is gibi yüzümüzü kararttı
Güntutulmuşa döndük
Sonra Kuran okudular ayıldık
Öyle aydınlandık ki
Doğudan da batıdan da
"İnsanın hakkını araması katırlıksa, bunu kabul ediyorum." dedim. "Katır olmayı koyun olmaya bin kez yeğlerim. Zaten bu milletin başına ne geliyorsa, her şeyi koyun gibi kabullenmesinden geliyor. Kimse sesini çıkartmıyor, kimse bir şeye itiraz etmiyor. Öyle olunca da, herkes tepemize çıkmaya kalkıyor. Birileri bu gidişe dur demeli."
Sayfa 49 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları (Aslan Yürekli Reşat)·Kitabı okuyor
Yavuz Sultan Selim Han bazı geceler sabahlara kadar kitap okurdu. Ama genelde günde 8 saat okurdu. Mısır seferinde (1516) yanında 3 katır yükü kitap götürmüştü. Yavuz Sultan Selim'in dostu Hasan Can diyor ki: "Gözünden hiç kitap gitmezdi. Daima okurdu, uykuya ve yemeye rağbet etmezdi"
Vatan ne demek Mahir Efendi. Vatan denilince üstündeki
insanları hatırlayanlardan. . . Vatansız insan çok görülmüştürama, sen hiç insansız vatan gördün mü? Siz Türkler bunu anlamazsınız
. . . Orduda bir katır ölür yer yerinden oynar, Mehmetçiğe
geldi mi, künyesi kapar, leşini bir çukura atarlar. Ben, bir
tüfek kundağı için üç kişiye meydan dayağı atıldığını gördüm.