Ben korkak adam sayılmam, ama bu kelle tüccarının, bu mo­rumsu serserinin ne olduğunu bir türlü aklım almıyordu. Korku bilgisizlikten doğar; bu yabancı beni öyle şaşırtmış, afallatmıştı ki, gecenin ortasında şeytanın ta kendisi odama girmiş gibi kor­kuyordum, doğrusu. Hem öylesine korkuyordum ki, ona bir laf edecek, ne biçim adam olduğunu sorup öğrenecek halde değil­dim.
"Öğrenmek istediğim bir şey var. Bütün bu zahmete niçin giriyorsun? Niçin şimdi?" Yutanhoyrat pişmiş kelle gibi sırıttı. "Siz insanlar her şeyi alıyorsunuz ve dünyanın en güzel tarafını kendinize saklıyorsunuz. Saltanat sürercesine saraylarda yaşıyor, ziyafetler çekiyor, zarif ipekli ve kadife kumaşlardan elbiseler giyiyorsunuz. Sonsuza kadar yaşayan, sihirlerle donanmış olan ve güç sahibi olan bizlerden beklenen ise öylece uzanıp yatmak ve soyunuzun bizi ayaklar altında çiğnemesine razı olmak. Yetti artık!"
Sayfa 106 - Doğan Egmont Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vur Emri
Bir haber dolaşır semada pul pul Kılınçlar bilensin, akın var Çin'e. Yiğitler at sürer düşman içine Tarihe hükmeden bir ses duyulur: -Vur! TÜRKLÜK aşkına vur! Yüklenir bir ülke oymak ve avul, Sel olur ordular, batıya akar. Uçar elden ele bozkurtlu bayraklar. Emreder bir başbuğ, sade ve vakur: -Vur! BAYRAK aşkına vur! Karışır top sesi, nal sesi, davul...' Çağdan çağa çığır açar gemiler. Bir hakan atını denize sürer Ve der ki: "Yıkılsın Bizans'ı koruyan sur." -Vur! FETİH aşkına vur! Parçalanmak istenir bir ülke, Anadolu' dur: Şahlanır bir anda bin yıllık hınçlar. Eser poyraz gibi eğri kılınçlar, Kütahya düzünde kelle savrulur. .. -Vur! TOPRAK aşkına vur! Ya ... İşte tarihin böyledir oğul! Geçmişten hız alsın geleceğin de ... Göster Türklüğünü tunç bileğinle! Bu dine, bu ırka ve bu toprağa Sataşmak isterse herhangi gavur: -Vur! ALLAH aşkına vur!
Kadim Yayınları
Asker kapıdan teslim olmuş vaziyette giriyor. Hayatında bire bir böylesine bir güç, erk, iktidarla karşılaşmamış bir insan kurallar manzumesi içinde kendini bulunca, sorgulama imkânı bulamadan söyleneni kabul ediyor, kabullenmezse, zorla... Ne söylenirse yapacaksın, yapmadığın takdirde, işte yargı, işte cezaevi... "Bütün aptal köy çocuklarını komando yapmışlar" diye espriler yapıyorduk. İğneden korkarlar, "dağlarda kelle koltukta gidiyorsun" diyordum. Bir siyasi çocuk vardı, "iğne deme, üç kurşun girsin," diyordu, ironiye bak, iğneden korkuyor, ertesi gün ölüp ölmeyeceğini bilmediği büyük bir çatışmaya giriyor..
Sayfa 193 - Metis Yayınları·Kitabı okuyor
Anı
Bana gelince, ben: geniş omuzlanmda dimdik bir kelle taşıyorum. Ve yaşıyorum: Kellemin içindeki için..
Şiir