Friedrich Nietzsche
Bilimin gelişimiyle “aşina olan” gittikçe aşina olmayana doğru çözülür:—bununla birlikte tam tersini arzu eder ve aşina olmayanı, aşina olan yönünde geriye doğru izleme içgüdüsünden kaynaklanır. Özetle, bilim egemen bir cehalet; “bilmek” gibi bir şey olmadığına dair; bunu hayal etmenin sadece bir nevi küstahça bir kibir olduğuna, hatta artık “bilgiyi” bir olasılık olarak kabul etmemizi garanti eden en ufak bir düşünceye bile sahip olmadığımıza—“bilmenin” bizzat çelişkili bir fikir olduğuna dair bir duyguya yol açar. Tarihöncesi çağlara ait bir efsaneyi ve insanlığın kendini beğenmişliğini acımasız bir gerçeğe tercüme ediyoruz: “kendi içinde bilgi”, “kendi içinde bir şey” kadar hoş görülemez bir anlayıştır. “Sayı ve mantıkla” baştan çıkarmadır; “kanunlarla” baştan çıkarmadır. Perspektif değerlendirmelerin ötesine geçme (yani “güç istencinin” ötesine geçme) girişimi olarak “bilgelik”: Hayata düşmandır ve itibarını yitirmiş olup, tıpkı Hintliler vs. arasında olduğu gibi, kendine mal etme gücünün zayıfladığına dair bir semptomdur.
Felsefe
Reklam
Biraz gül yahu! Değmez vallahi bu dünya.
Alıntı
“Merhaba Beyaz Gemi, ben geldim!” Alıntı Şuradan Beyaz Gemi Cengiz Aytmatov Bu malzeme telif hakkı ile korunuyor olabilir.
Birine bir iyilik yaptıktan sonra kendini üstün hissetmenin verdiği bu doygunluk olmasa kimsenin kimseye iyilik yapacağı yoktu aslında.
Alıntı
"Gösteriş için öğrenilen ilim, kalpte kibri besler. Kibir ise ilmin bereketini yok eder. Kişi bildiğini çoğalttıkça tevazu yerine gurur artıyorsa, orada bir hastalık başlamış demektir. Gerçek âlim, bilginin ağırlığını hisseder; ne kadar öğrense de bilmediklerinin daha çok olduğunu idrak eder. Gösterişe kapılan ise birkaç mesele öğrenince kendini yeterli görür. Başkasını küçümser, farklı görüşe tahammül edemez. Böylece ilim, kalbi arındırmak yerine katılaştırır. Dil, bu katılığın en açık göstergesidir. İlmi gösterişe alet eden kimsenin sözlerinde sertlik artar. Muhatabını anlamaya çalışmaz, onu susturmaya yönelir. Tartışmayı hakikati bulmak için değil, galip gelmek için yürütür. Böyle bir tartışmada kazanan olmaz; yalnızca nefisler beslenir. Hakikat ise çoğu zaman gölgede kalır. Çünkü hakikat, kibirle değil tevazuyla ortaya çıkar. İlmin gösterişe alet edilmesi yalnızca açık övünmelerle olmaz. Bazen kişi, doğrudan kendini övmez fakat sürekli kendi okuduklarını, araştırmalarını, ulaştığı bilgileri dile getirir. Her meselede sözü kendine çeker. 'Ben bunu biliyorum' demese de konuşmanın akışı onu merkeze koyar. Böylece ilim, fark edilmeden bir üstünlük aracına dönüşür. Oysa ilmin gayesi, insanı merkeze almak değil; hakikati merkeze koymaktır."
Sayfa 44 - Tutku Yayınevi·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam