Kim olduğumuzla ilgili fikirlerimiz ve kararlarımız var.Nelerden korktuğumuzu, neleri istediğimizi ,neleri sevdiğimizi, neleri sevmediğinizi belirlemişiz. bu sınırların dışına çıkarsak yanlış bir şey yapacakmışız gibi hissediyoruz .kendimize "ben" adında bir hapishane yapmışız bir türlü tahliye bulamıyoruz Osman
Arabanın penceresinden dışarıyı seyreden Galen daha önce binlerce kez sorguladığı o soruyu yine düşünmüştü. Neden böyleydi? Kendi vücudu ile ilgisi olmayan, protein, yağ, karbonhidrat ve sudan oluşan bir başka beden nasıl olur da kendisini dünyanın en mutlu adamı, en mutsuz adamı ya da dünyanın en çok acı çeken adamı gibi hissedebiliyordu? Bunun adı aşk olamazdı. Bu bir kelimeyle tanımlanamayacak kadar derin ve acı verici bir şeydi. Öyle ki insanlık tarihi bu hissi tanımlamak için çabalayan kişilerle doluydu. Platon'a göre aşk insanın kayıp olan ruh eşini bulma arzusuyken, Alman Filozof Schoupenhauer için sadece soyun devamını sağlamak için var olan tabiatın aldatmacasıydı.
İnsanlığın başlangıçlarındab beri aşkı yaşamış birçok yazar onu yazdı, birçok ressam onu çizdi ve birçok müzisyen onu besteledi. Gerçek aşkla karşılaşmamış insanların ise bu ruh durumunu anlamalarına imkân yoktu. Çünkü Galen'e göre aşk ne anlatılabilir ne de tanımlanabilirdi. Kim doğuştan kör bir insana gökkuşağının renklerini ifade edebilirdi ki?
Kim kimin derdini biliyor ki sanki? Benimkini soran mı vardı? Bana bir kişi bu kadar, bu yaşıma kadar sen neden böylesin diye sordu mu ki. Görünürde iyi, evim var, işim var, karım var, çocuklarım var, ailem var, para var... E niye mutsuzsun be Ethem, nedir sende olmayan, neden bu içindeki keder diye kimse sormadı. Dışarıdan baksan dünyanın en dertsiz tasasız adamı olmam gerekir.
...-Siz biraz önce burada hava atmaya, ne kadar bilgili olduğunuzu göstermeye kalkıştınız, böyle yaptınız diye sizi suçluyor ya da kınıyor değilim. Ben şu anda yalnızca sizin kim olduğunuzu, neyin nesi olduğunuzu anlamak istemiştim