Öğleden önceki zamanlarda, saat on sularında, kuşluk vaktinde sokaklarda dolaşmasını çok seviyordum.
Bu sıralarda kocalar işlerinde, masalarının önlerine eğilmiş ya da müşterileriyle içinden çıkılmaz pazarlıklara girişmiş olurlardı.
Kadınlarsa en güzel anlarındaydılar.
Mevsime bakmazlar, japone, göğüslerinin bütün türküsünü ortaya koyan entariler giyerler, pencere önüne, ya bir gezici bahçıvanı çağırmak, ya kilim silkelemek ya da köşe başındaki manava seslenmek için yaklaşırlardı.
Kimi zaman sabahlıkla kaldıkları da olurdu.
İşte o saatler, sabahlıklarını hiç kavuşturmazlar, evde yalnız oldukları için kimse tarafından görülmek korkusu yokmuşçasına odanın içinde peripembe gider gelirlerdi.
Gerçi kimilerinin, bir kopçayla, bir kuşakla sabahlıklarının iki kanadını birbiri üstüne kavuşturdukları da görülürdü ama onlar da evli kadınlara özgü cömertliği hiç aksaklığa uğratmazlar, ev içi yolculukları pencere önüne rastladığı vakit, daha iyi örtünmek istiyormuş duygusunu uyandıracak biçimde, sabahlıklarını ilkin iki yana, bütün bütüne açarlar, sonra ödevini yapmış bir öğrenci memnunluğuyla onu, yeniden eski kapanık hâline getirirlerdi.
Evlerden bu saatlerde, dışarıya doğru, bir büyü, bir sarhoşluk, bir manolya kokusu, bir sakız macunu sessizliği fırlatılırdı.