Kimi otuz yaşında gelir kırkına, kimi altmış.. Kimi içine doğar kırkının, kimi hiç görmez kırkını.. "Kırkına gelmek" kendini ekşitmektir.
Sayfa 49·Kitabı okuyor
“Bu dünyada sana kötülük yapmak isteyen insanlar çıkacak karşına, ama unutma ki iyilik yapmak isteyenler de çıkacak. Kimi insanın yüreği karanlık, kimininki aydınlıktır. Geceyle gündüz gibi! Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme, herkesin iyi olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama! Kendini koru kızım, insanlara karşı kendini koru!”
Sayfa 73·Kitabı okuyor
Reklam
Evler ve Kadınlar
Öğleden önceki zamanlarda, saat on sularında, kuşluk vaktinde sokaklarda dolaşmasını çok seviyordum. Bu sıralarda kocalar işlerinde, masalarının önlerine eğilmiş ya da müşterileriyle içinden çıkılmaz pazarlıklara girişmiş olurlardı. Kadınlarsa en güzel anlarındaydılar. Mevsime bakmazlar, japone, göğüslerinin bütün türküsünü ortaya koyan entariler giyerler, pencere önüne, ya bir gezici bahçıvanı çağırmak, ya kilim silkelemek ya da köşe başındaki manava seslenmek için yaklaşırlardı. Kimi zaman sabahlıkla kaldıkları da olurdu. İşte o saatler, sabahlıklarını hiç kavuşturmazlar, evde yalnız oldukları için kimse tarafından görülmek korkusu yokmuşçasına odanın içinde peripembe gider gelirlerdi. Gerçi kimilerinin, bir kopçayla, bir kuşakla sabahlıklarının iki kanadını birbiri üstüne kavuşturdukları da görülürdü ama onlar da evli kadınlara özgü cömertliği hiç aksaklığa uğratmazlar, ev içi yolculukları pencere önüne rastladığı vakit, daha iyi örtünmek istiyormuş duygusunu uyandıracak biçimde, sabahlıklarını ilkin iki yana, bütün bütüne açarlar, sonra ödevini yapmış bir öğrenci memnunluğuyla onu, yeniden eski kapanık hâline getirirlerdi. Evlerden bu saatlerde, dışarıya doğru, bir büyü, bir sarhoşluk, bir manolya kokusu, bir sakız macunu sessizliği fırlatılırdı.
Sayfa 20 - Sel Yayıncılık, 4. Baskı
"Kentlerde, kasabalarda, hatta daha büyük kimi köylerde insan ebe bulabilirdi; ananın köyceceğizinde ise ebe filan yoktu. Vakitleri geldiği zaman kadınlar birbirinin yardımına koşarlardı. Doğumda bir güçlük çıktığı, çocuk ters geldiği ya da beklenmedik durumlar olduğunda da yaşlı, görmüş-geçirmiş ninelere danışılırdı."
Sayfa 35 - Altın Kitaplar 4. Basım Ekim 1984·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Geziye bizim sınıftan, At Birol, Haluk Koskos, Sarı Tunç, Çükkafa Şükrü, Tapet Şahin, Taşkafa Ahmet, Nezih, Cımbız Selim, Kefere Doğan, Piç İsmail katılıyor. Dört saatlik yolculuğu, geminin zula yerlerinde sigara içerek, gemiyi dolaşarak, kimi kızlara laf atarak geçirdik. Atılan lafları kızlar üstlerine almadı, laflar denize düşüp boğuldular.
Motivasyon Hormonlarını Harekete Geçiren İlahi Kelam
Hz. Allah, Peygamber Efendimiz Aleyhisselatü Vesselam'a, Kehf Suresi'nde "İnşallah" demesini emretmiştir. Her sözün ağızdan çıkarken meydana getirdiği fiiliyatla beyinde meydana getirdiği bir etki, ruhta meydana getirdiği bir başka etki vardır. Sen işin başındayken "İnşallah" demediğin için beyinde sana destek olacak hormonları çalıştırmamaktasın. Önüne çıkabilecek engelleri kendi elinle koyduruyorsun. Kuran'ı Kerim'de Cenabı Hakk'ın beyan ettiği bir başka husus da bu vesile ile ortaya çıkıyor. "Onlar kendi elleri ile kendilerine zulmettiler." Nasıl yaptılar? Ağızlarından çıkan sözle kendilerine zulmetmiş oldular. Sözün meydana getirmiş olduğu enerjinin beyinde tetiklediği hormon sayesinde kendilerine zulmettiler. Beyin kişiye iki türlü yardımcı olmaktadır. Ya stres hormonu salgılar kişinin önünü keser ya da motivasyon hormonlarını salgılar ve işi başarması için kişiye destek olur. İnşallah sözü söylendiği zaman: Birincisi; Allah lafzının başında Elif olması, kelimede Nun ve Şın harflerinin olması beyninin dört lobunu aynı anda tetikleyerek beyinde motivasyon hormonlarını salgılatır. Dünyada insan motivasyonunda beyni en çok etkileyen enerjilerin en büyüğü "İnşallah” sözüdür. Bu söz ağızdan çıktığı anda beynin dört merkezine aynı anda emir gider. Bu emirlerle beyin hiç yapamayacağı bir işi dahi yapabilir hale gelir.
Din
Reklam
Reklam