Aslında hikâyenin başlangıcı sonbahar değil, bahardır. Bulutlar yükselip güneş cömertleşince, tomurcuklar belirginleşip yapraklar seçilince rüzgâr âşık olur. Birden değil, sanki çok eski, çok derin, hep var olan bir şeyi anımsar gibi ağır ağır âşık olur, usulca, sindire sindire. Tanıdık, bildik, hep gözünün önünde olanın kadim güzelliğini yeniden keş-feder gibi. Hayır, rüzgâr hemen şarkıya başlamaz, sadece âşık olur. Belki size şaşırtıcı gelecek, rüzgâr çiçeklere değil, yapraklara âşık olur. Evet, ağaçları güzel kılan, kuru dalları yeşile çevirip güneşte gümüşbalıkları gibi kımıl kımıl kıpır-danan yapraklara..
*
Tertemiz gitmiştik ama bir iki gün sonra bir kaşıntı sardı beni. Bir baktım ki, tüm vücudumu bit kaplamış. Bu bit olayını ‘Kımıl’ adlı kitabımda uzun uzun yazdım. Bir yerinde bite diyorum ki, “Aptal bit, gelip bir kansız ve zayıf fakir fukarayı emeceğine, gitsene Amerikalı ve onların yerli kompradorlarının kan fışkıran kalın enselerine.” Ama bit anlamıyordu... Beş aya yakın o bitlere alışmaktan başka çaremiz yoktu. Çünkü bu müddet zarfında bize yıkanmak yasaktı. Vücudumun bazı yerleri, bit yediğinden ötürü yara olmuştu. Her yanım, kurtlanan yara gibi bit doluydu. Obitlerin yaptığı yaraların izleri hâlâ vücudumda duruyor.
Sayfa 150 - Aram Yayınları, 4.Baskı: Nisan 2016·Kitabı okudu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
korkmuyorum artık yaralanmaktan
yaralamaktan ve iyileşmeyecek olandan
bu dünyanın olayı bu, korkutarak kaçırıyor güzel olandan korkmuyorum artık, evimi aramaktan seni çocukluğuna kadar inip sevmek istemekten, içimi kımıl kımıl eden bu telaştan günleri uzatan ve yaşamak sonsuza kadar sürecekmiş gibi uyutmayan bu histen korkmuyorum
korkmam gerekir, uçurtmam kaydı ellerimden gökte daha mutlu olacağından eminim korkmuyorum bu kaygısızlıktan gökten ve uçurtmamın geri gelmeyecek olmasından - korksam söylerdim, korkmuyorum.
ama ben ne dedim
bu şiirde soyunabilirsiniz
tam tamına böyle söyledim değil mi
aklınıza geldiyse korkmayın üşümezsiniz
balık etinize de iyi gelir, havalanırsınız şöyle bir hem kimsecikler görmez ben hariç benim yüreğim de ah bir temiz bir temiz şeytan kulağına kurşun
sormayın hani
ha şöyle sütyenler fora
siyahına bayıldığım ağ çoraplar dantelli külotlar
yalnız aman ha dikkat yanlış anlaşılmasın bu çağrı gül gibi bayanlara
(Söz aramızda, ne zaman güzel bir kadın soyunsa, bir şiiri görür gibi olurum yeryüzünün bu tarafında. Arınan, saydamlaşan, yorgunluğunu atan,
kımıl kımıl bir şiiri Anlarım ki, günün birinde duvarlar terleyecektir, aralık kapılar, güngörmez pencereler, sırı dökülmüş boy aynaları Ne zaman bir güzel soyunsa, koşar denize bakarım. Dalgaların bir irmağa dönüşmesi olur ilk gördüğüm.
Belli ki, yüzyıllardır bu böyledir.)
Dünyada o iki kere ikilerin her zaman
Dört etmediğini gördüm
Denizin bir derinliği olduğunu, maviden öte
Her taşın altında kımıl kımıl
Bir gerçeğin durduğunu...