İbni Sina olarak anılmaya başlandı
Ali bin Me'mun Hüseyin'e yüceliklerin babası anlamında Ebu Ali ünvanı verdi adı ve ünvanı tam olarak Ebu Ali el Hüseyin bin Abdullah ibn-i Sina olan Hekim Hüseyin şöhreti yayıldıkça halk ve meslektaşları arasında kısaca dedesine atfen İbni Sina olarak anılmaya başlandı.
“Morelliye göre her türlü “lütuf”tan öte insanın kendisine bir devinim önermesi gerekmektedir. Bu devinimi parçaladığı ölçüde romanesk dünyası başdöndürücü bir hızla fukaralaşıyor, yalnızca kişilerin cezalandırılması biçiminde, onları ayıklama yönünde göstermekle kalmıyor kendisini, aynı zamanda onların eylemlerinin özellikle de eylemsizliklerinin kısaca nasıl olup bittiğini gösteriyor.”
Malûmdur ki şanı yüce olan Kur'an, insanlık âlemini hidayet nurları içinde bırakacak, semaví (insan eseri olmayan vahiyle gelmiş bulunan) ve ilâhî bir kitaptır. Onun kutsal ayetleri binlerce hakikatleri içermektedir, bütün akıl sahiplerini irşat edip aydınlatmaya yeterlidir. Yeter ki o yüce kitabın emirleri, yasakları, bütün hükümleri, tavsiyeleri can ve dilden kabul edilsin, onun bütün beyanlarının birer hakikat, birer hikmet kaynağı olduğu tasdik olunsun. Evet. Kur'an-ı Mübîn, bütün beşeriyetin bir mukaddes, ilâhî kitabıdır. Bu mübarek kitabın bütün lafızları da manaları da ilâhîdir, vahye dayanmaktadır. Bütün insanları birlik ve kardeşlik dairesine davet etmektedir. Binaenaleyh Kur'an-ı Kerim'in ayniyetini, hikmet dolu hükümlerini olduğu gibi muhafazaya çalışmak, içinde bulunanlara tamamen riayet etmek, bütün beşeriyet için en kutsal, en faydalı bir vazifedir.
Kur'an-ı Kerim'in beyanları, hükümleri herkese yönelik ise de bunları layıkıyla ilmî bir dairede güzelce anlayıp kavramaya her kimse muktedir olamaz. Velev ki Arap lisanına iyice vakıf bulunsun. Böyle bir kudret ve meziyeti haiz olabilmek için senelerce dinî ilimlerle uğraşarak maharet ve ayrıcalık kazanmış olmak lazımdır. İşte bu vasıflara sahip olan birçok İslam âlimleri, Kur'an-ı Azim'in yüksek hakikatlerini, bütün hükümlerini yine Arapça lisanıyla ve sair muhtelif lisanlarla şerh ve beyan ederek medeniyet ve İslamiyet âlemine pek kıymetli eserler armağan etmişlerdir.
Bu acizin "Tabakatü'l- Müfessirin" unvanlı eserinde yazılmış olduğu üzere Asr-ı saâdet'ten beri on dört asır içinde birçok müfessir vücuda gelmiş, her biri güzel bir niyetle İlâhî kelâm'a hizmeti bir şeref kabul etmiş, bunun neticesi olarak da yüzlerce kıymetli tefsir ve meali Kur'an'dan ibaret olan tercümeler kütüphaneleri süsleyip
Kısaca şu kadar anlatabilirim.Hikayemiz Quiqendone kentinde geçer.Kent haddinden fazla sakin,bilgilere kapalı,ağırkanlı insanları yüzyıllardır hiçbir konuda aşırılığa kaçmadan,herhangi bir duygu belirti göstermeden ,uyum içinde son derece durağan bir yaşam sürülmektedir.yöneticileri dahi dogmatik,yaşamları boyunca insiyatif kullanmadan,hiçbir önemli karar almadan devam ediliyor.Taki Dr Ox gelene kadar ,ve unutmadan Dr Ox gizli bir gündemi vardır ,diğer bir adıyla deneyi.Jules Verne yazarımız ,dünyadan kopuk yaşayan,ortaçağla bağlarını doldurmuş yaşam biçimlerini hicveder.
Kısaca, insanın adım attığı, soluk aldığı, sustuğu, düş kurduğu her yerden, her gün birbirini kesen, birbirinden çıkan, birbirinde biten binlerce yoldan oluşmuş, kimseyi kendi şarkısının açtığı yolda yalnız bırakmayan bir insan atlası, bir ses sağanağıydı. Kederi de güzelliği de bu çoğullukta, bu ayrımdaydı, kim bilir ...
Benim yerimde romantik biri olsaydı şöyle derdi sana: "Artık yollarımızın ayrıldığının farkındayım." Oysa ben kısaca "Artık bıktık birbirimizden," diyeceğim.