Yobazlığa, bağnazlığa, gericiliğe ve en önemlisi sömürüye karşı hep büyük savaşlar vermiş, kazandığı her savaşı onun yazılarını okuyarak desteklediğimiz bu günlerde, yine kaliteli bir roman karşımıza çıktı. Çünkü o dönem çok uğraşılan insan tipleri var ki bilhassa Kemal Sunal filmlerinin çoğunda bunu gördüğümüz, elde tespih ağızda dualı tipler. Hoca diyemeyiz çünkü bu onlara hakaret olur. Nasıl ki birbirini aldatan insanlara hayvan bile diyemiyoruz, hayvanlara hakaret olmasın diye dikkat ediyoruz; gerçekten bu işe gönül vermiş kendi köşesine çekilmiş gerçek manada bu işin hakkını veren insanlar ile şarlatanları da bir tutmamaya ve yazdıklarıma dikkat etmeye çabalıyorum.
Peki, nereye varacağız? 27 Temmuz 1330 tarihli, Heybeliada’da yazısını tamamlıyor yazar. 9 Ağustos 1914 yılında. Tam en karışık zamanlarda. Evet, bu bilgiyi de verdik. Sorular artacak. Çünkü halkın cahil kalması ve bunda ısrar etmesine sinir olan bir yazar görürüz karşımızda. İnsanların hemen birinin her söylediğini kabullenerek buna göre hareket etmelerine karşı çıkar. Önder Göçgün’ün kaleme aldığı ve Gürpınar’ın işlediği konulardan ilkiyle karşılaşırız hemen. Batılılaşma. Lakin buradaki sıkıntı bunu bilmeden, yanlış, araştırmadan ve anlamadan almak, özenmektir. Örnek almak değildir.
Geriye itilmiş insanları anlatır, onlara bir yerde sinir de olmaktadır ama bunu toplum düşmanı olduğu gibi yansıtmamak gerekir çünkü hepimiz bu ülkeyi ve insanlarını seviyoruz ama özellikle bazı videolarda karşımıza çıkan belirli bir yaş grubunun üzerindekilere aşırı derecede garezimiz olduğunu da inkar edemeyiz. Yazar da işte bu şekilde dersek, daha anlaşılır olacaktır.
Burada daha çok karşımıza çıkansa karı koca geçimsizliklerini kaleme aldığı (diğeri Mutallaka, aslında bunları da detaylıca ekleyecektim ama vazgeçtim)