Akif Bey

Namık Kemal
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Namık Kemal-Akif Bey Özet
5/10
·110 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2021 01:18
(Spoiler) Zavallı Akif Bey, yalancı ve aldatıcı bir kadın olan Dilruba'ya aşık bir eştir. Akif Bey göreve gittikten sonra Dilruba denen gözünü para bürümüş, erkeklere ve sevgiye hiç onem vermeyen ama çok güzel olan kisi, Akif Bey'in şehit olduğunu yaymak için 2 yalancı sahit tutar ve Esat Bey ile evlenecegi gece düğününe Akif Bey gelir. Babası Süleyman ve Şahin sayesinde gercekleri öğrenip meyhaneye gider. Orda yalancı sahide denk gelip isin aslini tamamen öğrenir. Olduğu meyhanede uyuyakaldiginda babası ve Şahin gelir. Akif Bey'in rüyasında sayiklamalarindan babası Dilruba'yı öldüreceğini anlar. Akif Bey yalan söyleyerek gerdeğe girecek Esat ile Dilrubanin (önceden Akif Beyle kendi odaları olan) odasına girer ve Esat'ı vurur, Esat Akif Bey'i bicaklar. İkisi de orada ölürken Süleyman Bey iceri girer ve Dilruba'yı kendisi öldürür. Öncesinde de Akif Bey'in dilinden yine en son sevdigi kadının ismi dökülür ...
Edebiyat
Akif BeyNamık Kemal · Kum Saati Yayınları · 20131,174 okunma
Puan vermedi·110 syf.··
2018 55. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2018 18:31
DİKKAT SPOILER İÇERİR Akif Bey, çok sevdiği karısı Dilruba'yı bırakıp savaşa gider. Dilruba eğlenceye dalar. Akif'in gemisinin battığını öğrenir, Katip Esad Bey'le evlenir ve Akif'in babası Süleyman Kaptan'ı aşağılar. Tam düğün günü Akif Bey geri gelir. Gerdek odasına gizlice girer, Dilruba'yı vurmak isterken Esad tarafından vurulur ama bu arada Esad'ı da öldürür. Kaçmak üzere olan Dilruba'yı da Süleyman Kaptan öldürür.
Akif BeyNamık Kemal · Kum Saati Yayınları · 20131,174 okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2024 15:14
Akif Bey, Türk milliyetçiliğine esin kaynağı olmuş, Genç Osmanlı hareketine bağlı yazar, gazeteci, devlet adamı ve vatan şairi Namık Kemal’in yazdığı eserdir. Akif Bey, Vatan yahut Silistre adlı piyesinin oynanması dolayısıyla çıkan hadiseler üzerine sürgüne giderken vapurda tasarlayıp Magosa zindanında tamamladığı eseridir. Vatan yahut Silistre kara savaşları için, Akif Bey ise denizciler için destan özelliği taşır. Tiyatro tekniğine uygun bir eserdir. Beş perdeden oluşan dram türünde yazılmış oyunudur. Eserin içerisinde aruzun yanı sıra hece vezniyle kaleme alınmış şiirler de mevcuttur. Eserin konusunu; Yunan isyanı, Navarin baskını ve Kırım Savaşı oluşturmaktadır. Eserde kahraman bir kocaya ihanet eden bir kadının aile ve toplum hayatında oynadığı yıkıcı rol üzerinde durulmuştur. Eserin özü, Namık Kemal’in Dâniş Bey yahul Fâhişe-i Tâibe adı ile bahsettiği bir maceradan alınmıştır. Birbirine zıt karakterlerin davranışları üzerine kurulmuştur. Karakterler: AKİF BEY: Deniz subayı olan Akif Bey, Çürüksu’da Dilrüba adında bir kadınla evlenmiştir. DİLRUBA: Akif Bey’in eşidir. Aslında kötü şöhreti Çürüksu’ya yayılmış, ahlaksız bir kadındır. ESAD: Esad ve Akif Bey kavgasının sonucunda ölen karakterdir. SÜLEYMAN KAPTAN: Akif Bey’in babasıdır.
Tiyatro
Akif BeyNamık Kemal · Kurgan Edebiyat · 20111,174 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2024 159. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2024 16:43
Akif Bey, Namık Kemal tarafından sürgünde iken yazılmış bir tiyatro eseridir. Akif Bey genç bir deniz subayıdır. Çok sevdiği karısı Dilruba, Çürüksu'da adı çıkmış kötü bir kadındır. Akif Bey, Dilruba ile evlenirken bu durumdan habersizdir. Kırım Seferi'nin başlamasıyla Akif Bey savaşa katılır. Bir zaman sonra Akif Bey'in ölüm haberi ulaşır karısı Dilruba'ya. Bu ölüm haberinden yararlanıp Katip Esad ile evlenmek isteyen Dilruba, yalancı iki şahit tutarak Akif Bey ile olan evliliğini ölümden dolayı geçersiz saydırır. Tam düğün günü Akif Bey sapasağlam çıkıp gelir. Ve ortalık karışır. Namık Kemal'e göre "Tiyatro bir eğlencedir ve eğlencelerin en faydalısıdır." Bu anlayışına göre Akif Bey halkın eğlenebileceği, ne kadar dram olsa da keyifli bir yanı olan bir oyundur.
Edebiyat
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,174 okunma
10/10
·96 syf.··
2026 2. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 00:00
“Gönlü yaralanmış. Vücudu sağlam görünüyor da canı hasta.” En zoru da sanırım bu hayatta gönlümüzün yara almış olması, hem de en beklemediğimiz insan(lar) tarafından. Güveniyoruz, sırtımızı dönüyor, sırrımızı veriyoruz; Günü gelince hayat bize bu hayatta en son yapılacak şeyin bir insana güvenmek olduğunu kanıtlıyor bir şekilde. Hele bu insan en sevdiğimiz, uğrunda canımızı verip, yoluna güller serdiğimiz bir insansa, gördüğümüz ihanetin acısı şuradan (kalbimizden) gitmek bilmiyor. Tek sözüyle sizi uçurumun kenarına iten yârinizin, ihaneti nelere sebep olmazdı ki? Savaş gemisi kaptanı olan Akif Bey, 7 ay önce nikâhına aldığı Dilrüba Hanım'a o kadar aşıktır ki, onu böyle arkasında gözü yaşlı bir başına bırakıp da hiç savaşa gidesi gelmez. Fakat bir kadına aşık olduğu kadar, vatanına da aşıktır. Bu uğurda canını verecek kadar vatanına bağlı ama savaşa giderken kederlenecek kadar da karısına kendini adamış bir askerdir. Neyse efendim, Akif Bey içinde kopan tüm fırtınalara rağmen, geride bırakmak zorunda kaldığı gözü yaşlı Dilrüba Hanım'ı da zihninin ve kalbinin en güvenli yerine emanet ederek, düşmanı bozguna uğratmak üzere savaşa gider. Lâkin vatandan ayrılışın ızdırâbı zor. Akif Bey, şehitlik mertebesine yükselmiştir. Gitmeden evvel de en yakın arkadaşı ve babasına Dilrüba Hanım'ı kimsesiz koymamalarını, ona sahip çıkıp ömür boyu himayelerinde bulundurmalarını vasiyet etmiştir. Babası Süleyman Kaptan ve Şahin Bey, bu vasiyeti yerine getirmek üzere Dilrüba Hanım'ın evine teşrif ederler ve hayatlarının şokunu yaşarlar. Namık Kemal yine harika bir tiyatro metni yazmış efendim. Kendisinin çok dile getirmesem de büyük hayranıyım. Eserlerinde her zaman vatan sevgisi ve hürriyet temalarını işlemesi, ona beslediğimiz hayranlığı kat be kat arttırıyor. Okuması kolay, dili
Alıntı
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,174 okunma
4/10
·88 syf.··
2026 2. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2026 11:20
Daha önce hissedemediğim bir duyguyu, vatan sevgisini, vatan uğruna canını feda edenleri bana hissettirdiği için Namık Kemal’e teşekkür etmek istiyorum. Ne ilkokulda, ne ortaokulda ne de lisede vatan sevgisi bana aşılanmadı. Aksine, sürekli olarak Kürtlerin tarih sahnesinde var olmak için verdikleri direnişleri ve yaşadıkları zorlukları işittim. Elbette Kürtler de saygı duyulması gereken bir millet! Zaza bir bireyim ve kendimi ne Türk ne de Kürt olarak görüyorum. Bilinsin. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ülkemi uğruna can verilecek kadar sevmeyi o kadar isterdim ki… O kadar güzel ve o kadar gurur duyulası bir hismiş ki… İşte tüm bunları bana yaşattığı esnada konunun aşka çevrilmesi, intikamların havada uçuşması gözüme o kadar gereksiz geldi ki okumaya devam etmek bile zorladı beni. Yoksa maksimum bir günde bitirebileceğim bir eserdi. Akif’in sözde ölümü ve sonrasında geri gelişi de çok keskindi. Ardından yas tutanları da görmedim, sevgisini dile getirenleri de. Bir baktık, ölmüş ve geri gelmiş. Gidişat ve karakterler gereği Türk edebiyatı klasiklerinde benzerini neredeyse her eserde görebiliriz. Bu da benim için eksi bir puan. Son olarak, Aygır Fatma’da yapılıp da hoşuma gitmeyen şey burada da yapılmıştı: kitabın arkasında başka bir yazarın görüşüne yer verilmesi. Hâlâ bunu saygısızlık olarak gördüğüm için her fırsatta, her karşılaşmada dile getireceğim.
1000Kitap
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,174 okunma
Puan vermedi·96 syf.·
2025 106. kitabı
"Akif Bey", Namık Kemal'in 1873 yılında, Magosa'da sürgünde iken yazdığı tiyatro eseridir. Eser, yayımlandıktan bir yıl sonra, 1874 yılında Selanik'te İtalyan Tiyatrosu'nda sahneye konulmuş. Olay, Gürcistan'ın Karadeniz sahilinde yer alan Kobuleti (Çürüksu) kentinde geçer. Deniz subayı olan Akif Bey, yeni evlendiği ama çevresinde kötü olarak tanınan bir kadın olan Dilrüba'ya aşıktır. Öyle ki, vatan sevgisi ağır bassa da Dilrüba'yı kendi canından fazla sevmektedir. Zorunlu olarak Sinop'ta gittiği bir savaşta gemisi batar. Pek çok kişinin öldüğü bu olayda Akif Bey kurtulur, ancak memlekete öldüğü haberi gider. Bunu fırsat bilen Dilrüba, kendine köle ettiği başka bir aşığı ile evlenmek üzereyken Akif Bey çıkagelir. Sonuç olarak, patolojik boyuttaki abartılı aşklar nasıl sonuçlanırsa bu hikâye de öyle sonuçlanır.
Akif BeyNamık Kemal · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20251,174 okunma
Puan vermedi·130 syf.··
2021 22. kitabı
Hani bazen sorulur ya, "hangi dönemde yaşamak isterdin?" diye. Tam da şu dönem. Aşkın kelimelere en güzel döküldüğü, anlatmak istediklerini anlatacağın kelime aramakta zorlanmaksızın anlamını en saf şekilde taşıyan ve her kelimenin taşıdığı o muhteşem büyünün varlığı, nezaketin varlığının, karakterin beden dilini hayal etmekte hiç güçlük yaratmaması, gündemdeki ağır toplumsal olaylara karşın, güç ve beraberliğin o iç kamaştıran doğasına hayranım doğrusu. Akif bey, namusun, vatanseverliğin, ihanetin, aşkın, gururun, cezanın ve nezaketin adamı. Ve Dilruba, karakterine iyi taraflardan bakmak ümidiyle giriştiğim, tek çıkar yolun yaşının küçüklüğü ve bunun sonucunda yaptığın hatalar olması, biraz olsun sevdirebilir bizlere kendini. Akıcı ve heyecan verici bir eser :)
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
6/10
·128 syf.··
2026 21. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 23:53
Vay be, ne kadar gamsız bir kadınmış Dilrubâ. Ölen ölür, giden gider kalanlardan kendime bir koca seçeyim mantığında yüzü güzel kalbi çirkin kadın! Bence böyle biri için başını belaya sokmaya değmezdi! Bir çırpıda okunan bir tiyatro oyunu. Kitap fena değildi.
Akif BeyNamık Kemal · Anonim Yayıncılık · 20151,174 okunma
8/10
·140 syf.··
2020 22. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2020 18:24
Namık Kemal’den okuduğum dördüncü tiyatro eseriydi. En etkileyici ve sürükleyici olan buydu. Tanzimat yazarlarımızın eserlerini de bence okumalı ve tanımalıyız.
Akif BeyNamık Kemal · Remzi Kitabevi · 19721,174 okunma

Yazar Hakkında

Namık KemalYazar · 58 kitap
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir. Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi. 21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır. Tekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü. Abdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü. 1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofya'ya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi. 1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı. İlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı. 1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı. 1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı. Namık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü. Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı. Birkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti. Namık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı. Osmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler. Namık Kemal Mağusa'ya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodos'a, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akka'ya sürüldü. Namık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusa'da son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti. Sürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midilli'de tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra 1909'da sadrazamlığa kadar yükselmiştir. 1879'dan itibaren 5 yıl süren Midilli’deki görevi sırasında kaçakçılıkları önledi; hazine gelirini arttırdı. 20 Türk ilkokulu açtı. Türklerin hayat seviyesini yükseltti. Adalarda yaşayan Türk ahalisinin sorunlarını dile getiren bir rapor hazırlayıp Bâb-ı Âli'ye sundu. 1882’de Nişan-i Osmanlı madalyası ile ödüllendirildi. "Vaveyla", "Murabba", "Vatan Mersiyesi" gibi şiirlerini burada yazdı. Mağusa’da yazmaya başladığı Celaleddin Herzemşah adlı eserini tamamladı. Bu eser, okunmak için yazılmış 15 perdelik tarihi bir oyundur. Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı Celaleddin Harzemşah etrafında gelişen oyunda İslam birliği düşüncesini işledi. Abdülhamit, bu eserinden ötürü onu bâlâ rütbesi ile ödüllendirdi. Namık Kemal’in Midilli’de kaçakçılıkla mücadelesinden çıkarları zarar görenlerin şikâyetinden sonra 1884’te Rodos mutasarrıfı oldu. Rodos adasındaki çalışmaları da padişahın imtiyaz madalyası ile ödüllendirildi. Rodos’ta, Osmanlı tarihi hakkında eser yazmaya başladı. İngiliz ve Yunanların şikayeti üzerine 1887’de Rodos’taki görevi sona erdi. Sakız Adası mutasarrıfı oldu. Sakız Adası’nın kuru havası nedeniyle rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888 günü 47 yaşında hayatını kaybetti. Adada bir caminin haziresine defnedildi. Arkadaşı Ebüziyya Tevfik, şairin Bolayır’da gömülme arzusunu Padişah II. Abdülhamit’e iletince naaşı Gelibolu’ya nakledildi. Bolayır’da Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa’nın türbesinin yanına gömüldü. Birkaç yıl sonra Sultan Abdülhamit bir türbe yaptırdı. Türbenin planını Tevfik Fikret çizdi. 1912 Mürefte-Şarköy depreminde sütunlar zedelendiği için hâlen mermer kaplı bir kabirde bulunmaktadır.. Namık Kemal’in ölümünden sonra II. Abdülhamit, şairin oğlu Ali Ekrem’i sarayda görevlendirdi, babası Mustafa Asım’ı ise saraya müneccimbaşı tayin etti.