Akif Bey

Namık Kemal
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·130 syf.··
2021 22. kitabı
Hani bazen sorulur ya, "hangi dönemde yaşamak isterdin?" diye. Tam da şu dönem. Aşkın kelimelere en güzel döküldüğü, anlatmak istediklerini anlatacağın kelime aramakta zorlanmaksızın anlamını en saf şekilde taşıyan ve her kelimenin taşıdığı o muhteşem büyünün varlığı, nezaketin varlığının, karakterin beden dilini hayal etmekte hiç güçlük yaratmaması, gündemdeki ağır toplumsal olaylara karşın, güç ve beraberliğin o iç kamaştıran doğasına hayranım doğrusu. Akif bey, namusun, vatanseverliğin, ihanetin, aşkın, gururun, cezanın ve nezaketin adamı. Ve Dilruba, karakterine iyi taraflardan bakmak ümidiyle giriştiğim, tek çıkar yolun yaşının küçüklüğü ve bunun sonucunda yaptığın hatalar olması, biraz olsun sevdirebilir bizlere kendini. Akıcı ve heyecan verici bir eser :)
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
8/10
·112 syf.··
2017 6. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2017 00:00
Kadınların hepsi çok edepli çok namuslu demiyorum ben. Aralarında edep ve hayadan yoksun olanlarda var. Ve bunlara inanıp tuzağına düşende birkaç masum kişi. Akif'ti bu oyunun masum karakteri. Dilruba idi melek görünümlü şeytan... Esad'dı Dilruba'nın yeni oyuncağı. Kim bilir kaç gönlü daha bu iğrenç aşk ile yaktı. Aşktan gözü kör olan Akif Dilruba' nın bir fahişe olduğunu bilmesine rağmen vazgeçemiyordu. Lakin bu kabul edilemez ve kesinlikle ceza gerektiren bir hataydı. Akif'te bunun için Dilruba'nın ölmesine karar vererek eski karısının nikahlandığı gün evine gitti. Önüne Esad engeli çıkınca onunda ölmesi gerektiğini düşündü. Esad ve Akif bir fahişe için birbirlerini öldürünce oğlunun intikamını almak isteyen Süleyman Kaptan'da bu olaylara sebep olan asıl etken Dilruba'yı öldürür. Ve Dünya'dan bir fahişe iki de masum insan göçer. Tabii bu Dünya'nın sadece bir derdidir. Unutmayın!!! Dünya, dertlerin dünyasıdır. İnsanlara düşen ise bu dertlere karşı ayakta durup direnmektir.
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
7/10
·130 syf.··
2017 109. kitabı
Görev icabı gemisiyle savaşa katılan Kaptan Akif Bey'in yeni evlendiği eşini bırakarak gitmesiyle başlayan, Şehit haberi gelmesiyle iç karartıcı süreç başlıyor. Bunu fırsat bilen genç eşi iddet müddeti dolar dolmaz başka birisi ile nikah kıyarken öldü sanılan Kocasının gelmesiyle durumlar karışıyor. Kitapta kadının yılan gibi sinsi ve sessiz hareket etmesi ve aslında sevmediği erkeklerle evlenmesi belki sadece kendi nefsini köreltme çabası, saygınlık hissi kazanma, sahip olunma duygusu olarak görülebilir fakat yaptığı hainlik kabul edilemez. Bu tarz kadınların oluşu insanın kalbinde tiksinti uyandırıyor. Bir kadını sevmenin nelere gebe kaldığını gösteren güzel bir eser.
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
5-A Sınıfından Namık Kemal
1/10
·130 syf.··
2024 19. kitabı
Ortaokul seviyesinde bir öğrencinin yazabileceği bir tiyatro eseridir. Eserin öğretici yönü, vermeye çalıştığı mesajlar yok denecek kadar zayıftır. Karakterler zayıf, cansız, gerçek dışı hissettirir. Türk filmi derecesinde trajikomik tesadüfler ve ilginç diyaloglar göze çarpar. Sırf Namık Kemal yazmış diye bu kötü eseri övmeye gerek yok. Çok kötüydü. KESİNLİKLE OKUMANIZI TAVSİYE ETMEM! ZAMAN KAYBI!!! Yine de bilgilenmek isteyen için eserin özetini aşağıda veriyorum. Akif Bey, bir kaptandır. Savaşa gitmeden önce yakın arkadaşı Şahin Bey’den bir ricada bulunur. Eğer savaşta şehit olursa babası Süleyman Kaptan’a vermesi için iki tane zarf bırakır. Akif Bey, eşi Dilrübâ’yı çok sevmektedir. Ama Dilrübâ, Akif Bey’i aynı karşılıkta sevmemektedir. Akif Bey, gemisiyle savaşa gider. Akif Bey’in şehit olduğu haberi gelir. Akif Bey’in emanet ettiği zarflar Akif Bey’in babası Süleyman Kaptan’a ulaşır. Zarfın birinde Akif Bey, babasından eşi Dilrübâ’yı alıp İstanbul’a getirmesini ister. Ayrıca ona mirasından bırakmıştır. Süleyman Kaptan, oğlu Akif Bey’in vasiyetini gerçekleştirmek için Dilrübâ’yı bulur ve şok olur. Çünkü Dilrübâ, Esad Bey adlı bir kişi ile hemen evlilik yoluna girer. Süleyman Kaptan, Dilrübâ’ya her ne kadar yazıklar olsun dese de zarfta ona ayrılmış parayı teslim eder. Akif Bey’in ise savaşta ölmediği ortaya çıkar. Evine geri gelir. Akif Bey, Dilrübâ’nın evlilik yoluna girdiğini görünce sarsılır. Dünyaları başına yıkılır. Ne babası ne de arkadaşları Akif Bey’i teselli edemez. Akif Bey, Dilrübâ’yı boşar. Akif Bey, Dilrübâ’dan intikam almak ister. Dilrübâ ile Esad Bey, düğün gecesi evlerindeyken Akif Bey, silahla evlerini basar. Akif Bey, Dilrübâ’yı öldürmek ister. Ancak Esad Bey araya girer. Akif Bey yanlışlıkla Dilrübâ yerine Esad Bey’i vurur. Esad Bey, koynundan
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
8/10
·130 syf.·
2017 111. kitabı
AKİF BEY;Anlaşıldı.biz Sinopta düşmana teslim etmeyelim diye gemiyi yakmıştıkya,herkes bizi şehit oldu zannetmişler.Bunlarda duymuşlar.şimdi yanlarına geldik,ölü görmüş gibi gönüllerine bir hüzün,,bir dehşet çöktü.Gelin, gelin şuraya oturalımda Sinoptan nasıl kurtuldum,herkesin ölü sandıgı Akif nasıl karşınızda duruyor da hepinizle konuşuyor.size anlatayım.Namık Kemalin güçlü kaleminden tek kelime ile harika...
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
10/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2018 258. kitabı
Gene geldik Tiyatrolara. Gemi Reisimiz Akif Bey’in konu edindiği hikayemize girelim. Konu Namık Kemal olunca ‘Milliyetçi’ bir kitaba gireceğimizi ilk baştan bilmemiz gerekiyor. Böylelikle başlıyoruz. Burada bir Dilruba (Haatun) yengemiz var ki ne kadar güzel bilmem ama ona olan aşkından Akif Bey de bir romantizm bir romantizm yani. Kızlar aradınız aşkların üstünden 1 asır geçmiş yanlış döneme denk gelmişsiniz. Akif Bey’in romantizmi de gerçekten günümüzde aranacak derecede hani. (Biraz da ben torpil yapıyorum kesinlikle çaktırmadan) Dilruba yengemizi hiç sevmedim tabi o da ayrı bir konu. Senin eşin savaşa gidiyor. Sen düğüne falan koşuyorsun. Bir de dikkatimi çekiyor halen, eski dönem yazarları özellikle buna çok değinmişler. Aldatan kadın. Geçen bu konuya değinmiştim, çok açmayacağım ama oldukça dikkat çekici bir şekilde bu konuya eğilim var. Oldukça acıklı bir hikaye olduğunu söyleyebiliriz. Öyle çok üst düzey, şu mesajı veriyor gibisinden bir yazı yazmanın anlamı yok ama bu kötü olduğu anlamına asla gelmez. Çok sağlam ve mantıklı yerleri var ki bir de bunun yanında Tiyatro eseri olması beni ona çekti. Sonuçta 5 günde 20den fazla Shakespeare okumuş (şaka şaka, yedim) birisi olarak Tiyatro eserlerini bizim yazarlarımızın kaleminden çıkınca ayrı bir merak ediyorum. Bol keyifli okumalar diliyorum. Bunun yanında bu akşam temsilcilerimiz; Akhisar, Beşiktaş, Fenerbahçe, Karabağ’a başarılar diliyorum..
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
10/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2017 31. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2017 00:00
Namık Kemal'in 1874 yılında Magosa'da yazdığı Akif Bey adlı romanın beş perdelik bir facia oyunu. Oyunda en kahraman kocaya bile ihanet edebilecek bir tipte, fahişe bir kadının aile ve cemiyet hayatında oynadığı yıkıcılığı sahneye koyuyor. Kısa ama akıcı ve merak uyandırıcı bir oyun bence... Hele ki kendi canını hiçe sayarak sevmenin böylesi görülmemiştir. Tavsiye ederim Kısa olması nedeniyle arada okunacak güzel bir eser.
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
Yine Sevgi, Yine Hüsran!
2/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2024 6. kitabı
Genç bir Osmanlı subayı ve onun çok severek değer verdiği altı aylık nikahlı karısı, Osmanlı İmparatorluğunun savaş dönemleri. Kendi sevgisinin yüceliği gibi eşinin de kendisini sevdiğini düşünerek , cepheye giden genç subayın ardından kendine sığınacak liman arayan eşinin hikayesi piyes tadında ele alınmış. Keyifli okumalar.
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
Herşey yalan
Puan vermedi·130 syf.··
2022 6. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 01 Aralık 2022 21:09
Bir insan vatan için elinden geleni yapıyor ulusu korumak için ne gerekiyorsa yapıyor ama bunu yaparken sevdiklerinizi geride bırakıyoruz. Akif Bey de vatanı korumak için askere gider ve herşeyden çok sevdiği eşini geride bırakır . Eşi onu aldatır ( dilbura) . Dilbura kendi kendine ya bu askere gidiyor ben 7 ay nasıl bekleyeyim bunu dayanamam gidip başkasıyla evleniyor. Benim bu incelemeyi yazmamın amacı bir insan sevdiğini hiç bir zaman altaltmanali ne olursa olsun yolu ahirette düşse bile ,ölse bile .
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma
10/10
·130 syf.··
Beğendi
·
2025 69. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ağustos 2025 03:09
Akif sevdiği kız olan dilrubadan ayrılıp savaşa gider ve Akif'in şehit olduğunu öğrenirler aslında Akif şehit olmamıştır. Savaştan geri geldiğinde herkes sanki ölü görmüş gibi bakar ama o ölmemiştir.... Kitap çok iyiydi. Namık kemal den okuduğum 3. Kitaptı ama en iyisi sanırım buydu duygular, Akif'in psikolojisi , diyologlar o kadar iyi okuyucuya sunuluyorki okuyucu Akif ile aynı duyguları yaşıyormuş gibi hissediliyor. Herkese öneririm okuyun okutturun.
Akif BeyNamık Kemal · Kitapzamanı Yayınları · 20091,174 okunma

Yazar Hakkında

Namık KemalYazar · 58 kitap
Namık Kemal (d. 21 Aralık 1840, Tekirdağ, ö. 2 Aralık 1888, Sakız Adası) Türk milliyetçiliğinin öncülerinden, Genç Osmanlı hareketi mensubu, ünlü Türk yazar, gazeteci, devlet adamı, şairdir. Yurtseverlik, hürriyet, millet kavramlarına bağlı bir Tanzimat Devri aydınıdır. Bu kavramları Türk fikir hayatına ve edebiyatına sokan kişi kabul edilir. Heyecanlı, kavgacı kişiliği, akıcı, parlak üslubu nedeniyle devrinin diğer yazarlarından daha fazla tanındı. “Vatan Şairi” ve “Hürriyet Şairi” olarak anılan Namık Kemal, şiirin yanı sıra tenkit, biyografi, tiyatro, roman, tarih ve makale türlerinde eserler verdi. Özellikle "İntibah" isimli romanı ve "Vatan Yahut Silistre" isimli tiyatro oyunu ünlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü eserleri ve fikirleriyle etkiledi. 21 Aralık 1840 tarihinde Tekirdağ’da dünyaya geldi. Babası Yenişehirli Mustafa Asım Bey, annesi Fatma Zehra Hanım’dır. Tekirdağ’daki evlerinin civarında bulunan tekkenin şeyhi Tokatlı Hafız Ali Rıza Efendi kendisine “Mehmet Kemal” adını verdi. Çocukluğu annesinin babası Abdülatif Paşa’nın yanında geçti. Abdülatif Paşa, Tekirdağ (Tekfurdağ) sancağında vali yardımcısı idi ; Afyonkarahisar sancağına tayin edildiğinde ailece Afyon’a taşındılar. 1848 yılında annesi Fatma Zehra Hanım’ı Afyon’da kaybetti. Mehmet Kemal, yaşamını büyükbabasının yanında sürdürdü. Abdülatif Paşa’nın değişik kentlerde görev yapması nedeniyle düzenli bir eğitime devam edemedi. Özel dersler aldı ve kendi kendini yetiştirmeye çalıştı. Arapça ve Farsça öğrendi. Dedesi Afyon’daki vali yardımcılığı görevinin ardından ailesiyle İstanbul’a gelmişti. Orada, 3 ay Bayezid Rüştiyesine ve ardından 9 ay Valide Mektebi’ne devam etme fırsatı buldu. Dedesinin Kars’a mutasarrıf olarak atanması sebebiyle 1,5 yıl Kars’ta yaşadı. Karslı şair ve müderris Vaizzade Seyid Mehmet Hamid Efendiden divan edebiyatını öğrendi. Avcılık, atıcılık, cirit dersleri aldı. Kars’ta görevi sona eren dedesi ile 1854’te İstanbul’a döndü. 1855’te babasının Bulgaristan Filibe mal müdürü, dedesinin Sofya kaymakamı oluşu ile Sofya'ya gitti. Sofya’da evlerine ziyarete gelen dedesinin arkadaşı şair Binbaşı Eşref Bey, şiirlerini okuduktan sonra Mehmet Kemal’e yazıcı, kâtip anlamlarındaki “Namık” adını verdi. O günden sonra Namık Kemal olarak anılmaya başladı. 18 yaşına kadar kaldığı Sofya’da komşuları Niş Kadısı Mustafa Ragıp Efendi’nin kızı Nesime Hanım ile evlendi. Bu evlilikten Feride ve Ulviye adında iki kızı ve Ali Ekrem adında bir oğlu dünyaya geldi. 1857’de İstanbul’a döndü ve Bab-ı Ali Tercüme Odasında stajyer olarak memurluğa başladı. 1858’de büyükannesi Mahmude Hanım’ı, 1859’da büyükbabası Abdülatif Paşa’yı kaybetti. Babasının ikinci evliliğini yaptığı Dürrüye Hanım’ın Kocamustafapaşa’daki evinde yaşadı. Babasının bu evliliğinden Naşit adında bir kardeşi oldu. 1859’da Gümrük Kalemi’nde çalışmaya başladı. İlk şiirlerini Sofya’da yazan Namık Kemal, İstanbul’a geldiğinde kısa sürede şairler arasında tanınmıştı. Henüz Batı edebiyatı ile bir teması yoktu. İstanbul’da divan edebiyatı geleneğini takip ettiren şairlerle tanıştı. Arap ve Fars edebiyatlarını öğrenmeye çalıştı. Leskofçalı Galip Bey adlı şair ile yakın dostluk kurdu. Bu şairin başkanlığında kurulan Encümen-i Şuara adlı şairler topluluğuna katıldı. 1863’ten itibaren dört yıl yeniden Tercüme Odası’nda görev aldı. Bu yeni görevi sırasında Batı’yı tanıyan kimselerle tanışma imkânı buldu ve gözlerini batı kültürüne çevirdi. Edebiyatta batılılaşmanın ilk adımlarını atan İbrahim Şinasi ile tanışması hayatını değiştirdi. Sanat ve hayat görüşü değişti. Batı edebiyatını öğrenmeye başladı, ilgisi nesire yöneldi. Tarih ve hukuk alanında kendini geliştirmeye çalıştı. Tercüme odasının bir kâtibinden Fransızca dersleri aldı. Tasvir-i Efkar’da fıkra ve tercüme yazılar kaleme aldı. İlk defa Şinasi’de gördüğü “hak, millet, vatan, hürriyet, millet meclisi” gibi kelimeleri yaygınlaştırdı. 1865’te Şinasi, Tasvir-i Efkar Gazetesi’ni kendisine bırakarak Fransa’ya gidince Namık Kemal, tek başına gazeteyi çıkardı. Aynı dönemde İttifak-i Hakimiyet adlı (daha sonra Yeni Osmanlılar Cemiyeti adını alacak) gizli derneğin kurucuları arasına girdi (Sağırahmetbeyzâde Mehmet Beyin öncülüğündeki derneğin diğer kurucuları Menâpirzâde Nuri Bey, Kayazade Reşat Bey, Mir’at Mecmuası sahibi Mustafa Refik Bey, Suphipaşazade Ayetullah Bey ve Ziya Beydir). Derneğin amacı bir anayasa hazırlanmasını ve parlamenter bir yönetim sistemi kurulmasını sağlamaktı. Namık Kemal gazetesinde, bu görüşler doğrultusunda ve hükümet aleyhine şiddetli makaleler yayınladı. “Şark Meselesi” üzerine yazdığı bir makale, gazetenin 1867’de kapatılmasına ve kendisinin Erzurum vali muavini olarak atanmasına yol açtı. Namık Kemal, hükümet tarafından gönderildiği Erzurum’a gitmek yerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e kaçtı. O ve arkadaşlarını Paris’te yaşayan Mısırlı prens Mustafa Fazıl Paşa davet etmiş ve maddi himayesine almıştı. Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan ancak Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla Mısır yönetimindeki haklarından mahrum edilen Mustafa Fazıl Paşa, kendisini Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin reisi ilan etmiş ve Avrupa’ya davet ettiği örgüt üyelerinin finansörlüğünü üstlenmiş birisiydi. M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Londra’da "Muhbir" adlı gazeteyi çıkardılar ancak Namık Kemal, Ali Suavi ile yaşadığı anlaşmazlık üzerine Muhbirden ayrıldı. Aynı yıl Sultan Abdülaziz Uluslararası Paris Sergisi’ni görmek üzere şehre gelince Fransız hükümeti Genç Osmanlılar’ı ülkeyi terk etmeye davet etti. Namık Kemal, bazı arkadaşlarıyla birlikte Londra’ya gitti ve orada "Hürriyet Gazetesi"’ni çıkardılar. Bu arada Mustafa Fazıl Paşa, Paris’e gelen Abdülaziz’le ilişkilerini düzeltmiş ve onunla İstanbul’a dönmüştü. Giderken gazeteyi çıkarmaya devam etmelerini, desteğinin süreceğini söylediyse de İstanbul’a döndükten sonra fikrini değiştirdi ve geçici olarak Hürriyet’i kapatmalarını istedi. Bunun üzerine Namık Kemal ile Ziya Paşa gazeteyi kendi imkânları ile çıkarmayı denediler. Bir süre sonra arkadaşları ile arası bozulan Namık Kemal vazgeçti ve 1870’te Sadrazam Âli Paşa ile barışıp yurda döndü. Siyasetten uzak durmak, yazı yazmamak koşuluyla affedilmiş olan Namık Kemal, İstanbul’a döndükten sonra "Diyojen" adlı mizah dergisinde imzasız fıkralar yazdı; Sadrazam Ali Paşa’nın ölümünden sonra 1872’de "İbret Gazetesi"’ni çıkararak yeniden muhalefete başladı. Gazete sık sık kapatıldı ve sonunda sadrazam Mahmut Nedim Paşa’yı eleştiren yazılar yüzünden Namık Kemal, İstanbul’dan uzaklaşması için mutasarrıf olarak Gelibolu’ya atandı. Birkaç ay kaldığı Gelibolu’da "Vatan yahut Silistre" adlı oyunu ile "Evrâk-ı Perişan" adlı eserini tamamladı. Gelibolu’nun bazı sorunları ile ilgilendi ve su davasını halletti. Rumeli fatihi Gazi Süleyman Paşanın Bolayır’daki kabrini ziyaret etti. Ebüzziya Tevfik Beye burada gömülmeyi vasiyet etti. Namık Kemal, bir yandan da "İbret Gazetesi"’ne “BM” (Baş muharrir) ve Ebuzziya’nın çıkardığı "Hadika" Gazetesine “N.K” imzası ile yazı göndermeye de devam ediyordu. Gelibolu’da salgın haline gelen kuduz hastalığını önlemek için köpekleri sürgün etmesi bahane edilerek Gelibolu mutasarrıflığı görevinden alındı. Osmanlı hükümeti tarafından açığa alınan Namık Kemal 1872’nin son günlerinde Gelibolu’dan İstanbul’a döndü, İbret’in başına geçti. Çok geçmeden bir makalesi nedeniyle hakkında soruşturma açılıp gazetesi tekrar kapatılınca tiyatro ile ilgilenmeye başladı. Vatan yahut Silistre oyunu, 1 Nisan 1873 gecesi İstanbul’da Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosunda sahnelendi. Oyunun sahnelenmesi halkı coşturup olaylar çıkmasına neden olmuştu. Bu konuda İbret’te yayımlanan yazılardan sonra gazete bir daha çıkmamak üzere kapatıldı; Namık Kemal ve dört arkadaşı yargılanmadan sürgüne gönderildiler. Namık Kemal Mağusa'ya, Ahmet Mithat ile Ebüzziya Tevfik Bey Rodos'a, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler de Akka'ya sürüldü. Namık Kemalin Mağusa (Kıbrıs) sürgünlüğü 38 ay sürdü. Mağusa'da son derece olumsuz koşullar altında yaşamak zorunda kaldı, pek çok kez sıtmaya ve başka hastalıklara yakalandı. Edebiyatçı Namık Kemal, birkaçı dışında eserlerinin tamamını bu dönemde Kıbrısta vermişti. Sürgün dönüşü İstanbul’da bir kahraman gibi karşılandı. Tahta çıkışından 93 gün sonra akıl bozukluğu gerekçesiyle indirilen V. Murat’ın yerine Osmanlı tahtına oturan II. Abdülhamit, ilk Osmanlı Anayasası’nı oluşturmak için bir komisyon kurdu. Namık Kemal, bu komisyonun bir üyesi oldu. Ancak şair, padişahın aleyhine bir tehdit beyiti yazıp bunu mecliste okuyunca mahkemede yargılandı. Söylediği Arapça beyit, ”Bir şey, ikilendi mi, muhakkak üçlenir de” anlamındaydı ve tıpkı Abdülaziz ve V. Murat gibi Abdülhamit’in de tahttan indirilebileceğini ima ediyordu. Namık Kemal, asayişi bozduğu gerekçesiyle suçlu bulunup 6 ay hapis cezasına çarptırıldıysa da sonradan beraat etti. Girit Adası’nda ikamete mecbur edildi. Kendi isteği üzerine ikameti Midilli Adası’na çevrildi. 2,5 yıl sonra Midilli mutasarrıfı olarak görevlendirildi. Midilli'de tanıdığı genç yaştaki Hüseyin Hilmi Paşayı ömrü boyunca koruyup destekledi. Hüseyin Hilmi Paşa, yıllar sonra 1909'da sadrazamlığa kadar yükselmiştir. 1879'dan itibaren 5 yıl süren Midilli’deki görevi sırasında kaçakçılıkları önledi; hazine gelirini arttırdı. 20 Türk ilkokulu açtı. Türklerin hayat seviyesini yükseltti. Adalarda yaşayan Türk ahalisinin sorunlarını dile getiren bir rapor hazırlayıp Bâb-ı Âli'ye sundu. 1882’de Nişan-i Osmanlı madalyası ile ödüllendirildi. "Vaveyla", "Murabba", "Vatan Mersiyesi" gibi şiirlerini burada yazdı. Mağusa’da yazmaya başladığı Celaleddin Herzemşah adlı eserini tamamladı. Bu eser, okunmak için yazılmış 15 perdelik tarihi bir oyundur. Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı Celaleddin Harzemşah etrafında gelişen oyunda İslam birliği düşüncesini işledi. Abdülhamit, bu eserinden ötürü onu bâlâ rütbesi ile ödüllendirdi. Namık Kemal’in Midilli’de kaçakçılıkla mücadelesinden çıkarları zarar görenlerin şikâyetinden sonra 1884’te Rodos mutasarrıfı oldu. Rodos adasındaki çalışmaları da padişahın imtiyaz madalyası ile ödüllendirildi. Rodos’ta, Osmanlı tarihi hakkında eser yazmaya başladı. İngiliz ve Yunanların şikayeti üzerine 1887’de Rodos’taki görevi sona erdi. Sakız Adası mutasarrıfı oldu. Sakız Adası’nın kuru havası nedeniyle rahatsızlanan Namık Kemal, 2 Aralık 1888 günü 47 yaşında hayatını kaybetti. Adada bir caminin haziresine defnedildi. Arkadaşı Ebüziyya Tevfik, şairin Bolayır’da gömülme arzusunu Padişah II. Abdülhamit’e iletince naaşı Gelibolu’ya nakledildi. Bolayır’da Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Gazi Süleyman Paşa’nın türbesinin yanına gömüldü. Birkaç yıl sonra Sultan Abdülhamit bir türbe yaptırdı. Türbenin planını Tevfik Fikret çizdi. 1912 Mürefte-Şarköy depreminde sütunlar zedelendiği için hâlen mermer kaplı bir kabirde bulunmaktadır.. Namık Kemal’in ölümünden sonra II. Abdülhamit, şairin oğlu Ali Ekrem’i sarayda görevlendirdi, babası Mustafa Asım’ı ise saraya müneccimbaşı tayin etti.