“Biz insanlar, kendimizi hikâyenin kahramanı sanıyoruz. Oysa sadece son sayfasıyız.”
Bu kitap bir soy kütüğü değil, bir zaman yolculuğu. Richard Dawkins bu kez bizi sadece insanın evrimsel kökenine değil, tüm canlıların ortak geçmişine doğru 4 milyar yıllık bir yürüyüşe çıkarıyor. Ama sıradan bir yürüyüş değil bu… Her “buluşma noktası”nda bir türle karşılaşıyoruz: balıklarla, sürüngenlerle, bakterilerle ve nihayetinde tek hücreli ortak atamızla. Ve bu yürüyüşte fark ediyorsunuz: “İnsan” diye ayırdığımız varlık, aslında doğanın büyük hikâyesinin küçük bir bölümcüğü.
En çok etkileyen şey şu oldu: Dawkins sadece bilimsel verileri sıralamakla kalmıyor, onlara anlam da yüklüyor. Tüm o evrimsel sapmalar, tesadüfler, yok oluşlar arasında öyle büyüleyici bir düzen var ki, hayran kalmamak elde değil. Bizi biz yapan şeyin ne kadar kırılgan ama bir o kadar da mucizevi olduğunu fark ediyorsunuz.
Samimi olayım; okurken hem hayrete düştüm hem de hüzünlendim. Çünkü geçmişimiz, sandığımızdan çok daha ortak. Şempanzelerle olan genetik bağımız, bir mantar sporuyla bile uzaktan akraba oluşumuz… Tüm bunlar, bence sadece bilimi değil, insanlığın egosunu da yontuyor.
Eğer evrimle ilgiliyseniz, bu kitap bir başyapıt. Eğer evrimle ilgili değilseniz, bu kitap sizi ilgilendirecek. Çünkü bu kitap senin, benim, hepimizin hikâyesi.
Ve inanın bana, bu hikâyede “öteki” yok.