Toni Morrison’un Pulitzer ödüllü, 1987 tarihli romanı “Sevgili” -orjinal adı ve bence daha doğru bir çeviri ile "Sevilen"-, kölelik hakkında yazılmış en çarpıcı romanlardan biri. 1850li yılların Amerikasında, iç savaş ve takip eden zenci haklarının tanınması dönemi öncesinde geçen roman, köleliğin zenci toplumu üzerindeki travmatik etkisini son derece etkileyici, vurucu, rahatsız edici bir dille aktarıyor. Hikayenin kimi zaman yazarın, kimi zaman ise kahramanların ağzından anlatıldığı, zamanda ileri-geri gidişlerle beslenen, çok katmanlı bu roman edebi anlamda çok, çok başarılı. Ancak uyarmalıyım; okuması, dilinden dolayı değil, içten hissettirdiği acılar nedeniyle zor bir eser.
Morrison bu romanını gerçek bir hikaye üzerine kurgulamış. 1856 yılında Kentucky’de köle olarak tutulduğu çiftlikten kaçan Margaret Garner, eşi ve çocukları ile sığındığı kulübede askerler tarafından kıstırılınca, 2 yaşındaki bebeğini “onun da köle olmasını engellemek için” kendi elleriyle öldürür. Morrison, artık şöhreti yakaladığı yıllar olan 1987de bu gerçek hikayeyeden esinlenerek “Sevgili”yi yazar. Yazarın yakın arkadaşı ve kendisi de önemli zenci hakları savunucularından olan Oprah Winfrey’in tanıtımı ve sinema filmi ile roman dünya çapında bir üne kavuşur. Toni Morrison'un Nobel Edebiyat Ödülü’nü 1993 yılında aldığını da bir not olarak belirtelim.
İyi bir beyaz ailenin yanında, köle olmalarına rağmen köleliklerini hissetmeden yaşayan; yani dövülmeyen, aç bırakılmayan, tecavüz edilmeyen, zorla çiftleştirilmeyen, damızlık olarak kullanılmayan, bazen fikirleri bile dinlenen bir köle ailesinin çevresinde geçer olay. O zenciler bu hayatın içine doğmuşlardır, eğitimleri yoktur, sadece kendilerine öğretilen işleri bilirler, çiftlik dışında bir yer tanımazlar. Dışarıdan kulaklarına gelen