Beyaz diş. Dikkat! Spoiler içerir !
Belgesel tadında, gözlerinizde her bir anın, olayın canlandığı, köpek kanı taşıyan kurdun gerek doğayla, gerek cinsleriyle, gerekse insanla olan mücadelesi öyle güzel anlatılmış ki, sanki belgesel izliyorsunuz. Dili sade, akıcı, gereksiz kelime oyunlari olmadan canlandırıyor olayları gözünüzde, Jack London
Kitabı okurken, vahşi olan hayvanlar mi insanlar mı? Diye düşünmemek elde değil, Duyguları öyle içinizde hissediyorsunuz ki gözlerinizin yaşarmasından kaçamiyorsunuz.
Giriş bölümü beyaz dişin annesi kithce ile başlıyor, ilerledikçe minik enigimiz Beyaz diş doğuyor ve maceraları da başlıyor. Hayatta kalma mücadelesi için verdiği savaşlar, "efendi"lerine karşı nasıl davranması gerektiğini öğrenişi, çektiği acılar, asla hayata karşı yenilmemesi, güçlü duruşu, sonunda onu hak eden bir "efendi" ile yollarının kesişmesi, tatlı dilin, sevgi ve merhametin vahşi, kin dolmuş, insanlardan nefret eder hale gelmiş bir kurdu bile nasıl evcillestirip, sadık bir dost haline getirdigi çok güzel anlatilmis.
Son sayfayı çevirirken kalp atışlarım değişti, hayır lütfen kötü son olmasın diye resmen yalvarıyordum öyle kaptırmışım ki kendimi :)
Bu kitaptan bana kalanlar ise;
✓Eğer bir şeye tam ait değilsen (ne tam kurt ne de tam köpek) hayat seni acımasızca sürüklüyor, kendini bulana kadar hirpalaniyorsun. Biraz ondan biraz bundan'ı kabul etmiyor bu hayat...
✓Hayvanlar doğal olarak doğasınin gerektirdiği şeyleri yapıyor ya insanlar? Bir insanin doğası bir canlıya vahşice şiddet uygulamayı mi gerektiriyor? Bu dünyada fıtratı üzerine yaşamayanin insanlar olduğunu bir kez daha öğrenmiş oldum..
✓ Evrenin ortak dilinin "sevgi" ve "merhamet" olduğunu daha iyi anladim, diyebilirim. Teşekkürler, Jack London...
Ben keyifle, yer yer ağlayarak belgesel izlemiş