Ben evlenince soyadım “Hayırlı” oldu tabii…
Fena bir soyadı değil de, insan düşünmeden edemiyor: Ben kime hayırlı olacağım acaba?
Bir Aile – Emine Işınsu
Ve “Bir Aile”…
Adı sade, kendi ruhu ağır bir roman.
Işık’ın hikâyesi; kendine değil, evine, kocasına ve çocuklarına “hayırlı” olması beklenen bir kadının hikâyesi. Kendini adım adım tüketen, varlığını sessizce başkalarının üzerine örten bir kadın Işık…
Nice Işık’lar yok mu ? Gölgede bırakılmaya çalışılan, yok sayılan, gün gün ışığı söndürülen kadınlar, nice Işık’lar…
“Sadece içimden geçen gözyaşlarımı, yüreğimde hissediyorum.”
MİT’te çalışan bir baba ve Dil-Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde profesör bir anne. Böyle bir aileden geliyor Işık. Ama çocuk yaşta babasını, genç yaşta da annesini kaybediyor. Utangaç, kelimelerini içine gömmüş, kendi sesini kısmayı alışkanlık edinmiş… Kendi haklarını derinlere gömen, hatta zamanla unutup giden bir genç kız.
“Hiç, hiç şımartılmayan bir insan olmanın baş sebebi, hatta belki suçlusu annemdir. Yani anlı şanlı Prof. Ayşegül Arda.”
Işınsu’nun kalemi, ev dediğimiz şeyin bazen ne kadar soğuk bir yer olabileceğini hatırlatıyor.
Bazen en büyük mesafe, aynı evin içindeki iki insan arasındadır. Ve o mesafeyi kapatmanın yolu yüksek seslerden değil, birbirini duymaya çalışmaktan geçer.
Ve Işık’ın tüm bu hikâyesinin kalbinde tek bir cümlesi var aslında:
“Çünkü benim kalbim üşüyor; çok üşüyor… İçi sevgi dolu bir alaka istiyordum ben.”
Bazen, bir ailenin en büyük eksikliği ne sofradaki eksik tabaktır, ne evin kalabalığı, ne de hayatın koşuşturmasıdır. Bazen eksik olan tek şey, bir insanın içini ısıtacak kadar sevgi ve ilgi göstermektir.