Bir Çöküşün Öyküsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
57215
Gösterim
Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050321012
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
Kalbi anın hazzında kaybolup gitmişti, doğruyu söylerken yalancıydı ve yanıltmaya çalışırken bile dürüsttü, çünkü sadece ne hissettiğini biliyordu. Ve şu an hissettiği şey, damarlarında dolaşan zevk ve esrimeydi. Gözden düştüğü düşüncesi neredeyse gülünecek bir şeydi.

Bir Çöküşün Öyküsü Fransa sarayında yüksek görevlerde bulunan bir kadının görevinden alınıp sürgüne yollanmasını ve düşüşünü anlatır. Zweig bu öyküde de insan ve toplum üzerindeki gözlem gücünü konuşturur; insanların hırslarını ve yıkımlarını sınıfsal arka planıyla birlikte ustalıkla ortaya kor.

Kitapta yer alan “Ormanın Üstündeki Yıldız”, “Unutulmuş Hayaller”, “Wondrak” adlı öyküleri de zevkle okuyacaksınız.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Bir Çöküşün Öyküsü kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/D5hFSk0ntRM

Ah şu bizim burjuvazi merakımız ve hatırlanmama korkularımız.

Sanki Athena Çöküşlerdeyim şarkısını yazarken tamamen Zweig'ın bu kitabına ithaf etmiş.

Boşuna çökmüyoruz ki biz. Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, yeri geliyor kaostan besleniyoruz, yeri geliyor kaldığımız çıkmazlarda bekliyoruz insanları. Ceyranda kalmış duygularımız gibi kitabın ana karakterinin baktığı o uzaktaki dumanlı tepeden, "sana" bakan pencereden her gün bakıyoruz. Bu "sen" kelimesi Zweig'ın diğer kitaplarında olduğu gibi kişisel bir anlam içermiyor. Buradaki "sen" popülerliğin ve zenginliğin verdiği bir haza sesleniş. Tamamen burjuvaziye karşı yazılmış bir monolog. Bir serenat misali, burjuvazinin kapısında onun geri gelmesini arzuyla bekleyen bir yakarış, özlem.

Aklımızda kalanları olası çöküşlerimiz için silmek istiyoruz. Yapmacık heyecanlara bürünüyoruz tabii ki bunları yaparken. Bu yaşamın nasıl olacağını sorup duruyoruz her gün kendimize aynı Madame de Prie gibi. Nerelere kaçıp kurtulacağımız konusunda ikilemlerde kalıyoruz. Ama sorunumuzun dermansızlık olduğunu da biliyoruz her zaman.

Athena'nın dediği gibi;
"Gece soğuk ve sessiz, senden eser yok şimdi, karanlık girdabında çöküşlerdeyim." Madame de Prie'nin de 29.sayfada olan durumu gibi aynı.
"Bayılıp yere yığılan kadının hem çevresi hem içi kapkaranlık oldu."
İşte esas olayımız, bu yalnızlıkla ve kendimizle olan verdiğimiz savaşta içine düştüğümüz o karanlık girdabın verdiği çöküş. Sanki kalbimizin sürekli üstüne bastığı spiritüel bir lamba var ve kalbimizi ondan kaldırdığımızda hem çevremizi, hem de içimizi kapkaranlık bir hale getiriyoruz. Bu lamba ise kimisi için iman oluyor, kimisi için para oluyor, kimisi içinse kendini gerçekleştirme hırsı oluyor.

Yaklaşmamasını istiyoruz bazı şeylerin. Ama kitabın ilk sayfalarından beri anlayabileceğimiz Madame de Prie'nin çöküşünün yaklaşması gibi, kimi zaman Komutan Logar bir cisim yaklaşıyor efendim, kimi zaman Necm Suresi 57. ayette bahsi geçtiği gibi kıyamet yaklaşıyor, kimi zaman o en merak ettiğimiz şehirlere, ülkelere gideceğimiz zamanlar yaklaşıyor, kimi zaman da o içimizdeki nefsin karanlık girdabının belirtileri yaklaşıyor. İşte burada da Zweig devreye giriyor yine. O girdabın içinde kelimelerden üretilmiş sörf tahtasında edebiyat denizi içerisinde okurlarını tek tek çekip çıkarıyor oradan. Bazen o yuvarlak gözlükleri ıslanıyor edebiyat denizinden gelen eleştirilerin kelimeleriyle fakat Zweig gözüyle bakmıyor ki dünyaya zaten. O tamamen yüreğiyle yazıyor yazılarını ve kalbiyle bakıyor dünyaya. Çöküyorsa da adam gibi çöküyor, intihar ediyorsa da adam gibi intihar ediyor.

Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, ruh çöküntülerimizin bir kereliğine bile olsa farkında olmamız bazen bütün hayatımıza karşı bir fener tutmamızı sağlıyor. Ruh girdabındaki o mistik çökeltilerin anlamları da yine hayatı ne kadar anlamlandırabildiğimizle kısıtlı kalıyor. Ama insanoğlu kısıtlandırmaları sevmiyor. Her daim araştırıyor, sorguluyor, yazıyor, çöküyor insanoğlu.

Hem... Çöküş ya da yükseliş. Kot farklarının bir önemi var mıydı ki? Bulunduğumuz seviyeden vizyon, karakter ve yaşanmışlık olarak ne kadar değişik şeyler yaşarsak o kadar farkına varıyoruz hayatımızın sadece kendi çöküş ya da yükselişlerimizden ibaret olmadığını. Onun için de sürekli öyküler yazılıyor içimize çöken ve belki de yükselişimize sebep olabilecek bu paranoyalara. Belki de Zweig'ın yazdıklarından dolayı ruhumuz zamanın Osmanlı Devleti gibi bir çöküş devrine giriyor ruhumuzun düşmanlarından gelen o dertli oklar nedeniyle.

Bakış açılarınızın gözleri önünden ellerinizi çekmenizi ve çöküşlerinizin bir öykü olabilecek nitelikte kaotik olmasını isterim. Sanırım bundan sonra en çok istediğim şey, Zweig'ın yanına çöküp onla beraber manevi çöküşlerimizin nasıl olacağını sorgulamak olurdu.

İyi çöküşler dilerim.
56 syf.
·3 günde
Madame de Prie denen kibirli, küstah, bencil bir saray kadınının gözden düşmesiyle sürgüne gönderilmesini, sürgünün ne zaman biteceğini merak ederken, dikkatleri üzerine çekmek için eğlenceler düzenlemesini;nihayetinde mantıklı düşünme yetisini kaybeden kadının dikkatleri üzerine çekmek için yaptığı planı anlatan yaşanmış bir hikayenin derlemesi.
Keyifli okumalar.
56 syf.
·Beğendi·8/10
Stefan Zweig, kitabın adından anlaşılacağı üzere, bizlere bir çöküş öyküsü anlattığı kitabında bir insanın bir anda nasıl kendini kaybedip ne hallere düşebileceğini gözlerimizin önünde seriyor. Fransız sarayında sözü geçen ve ülke aristokrasisinin üst kademelerinde yer alan Madame de Prie adındaki bir kadının zirveden dibe vurmasını okuduğumuz roman, bizlere insan ilişkileri, sınıf ayrımı, önyargı, bencillik, çıkarcılık gibi konularda pek çok anekdot sunuyor. Zweig'ın güzel tasvirleri, psikolojik incelemeleri ve kendine bağlayan, okudukça okutan cümleleri basit görünen hikayeyi harika bir hale getiriyor. İnce görünen kitabın okumaya başladığınız anda nasıl kalınlaştığına hayret etmeniz mümkün. Madame de Prie kralın sarayında lüks içinde mutlu mesut yaşarken, hem aşkta hem kumarda kazanırken birdenbire unvanını kaybetmesiyle sürgüne gönderilir ve hayatı sarpa sarar. Eski günlerdeki gibi Paris'e dönmeyi çok ister çünkü gittiği yerde onun o şatafatlı yaşamından eser yoktur, yapmadığı şey kalmaz bunun için. Çaresizlikten köylü bir gençle bile aşk yaşayan Madame de Prie günden güne öldüğünü hissetmektedir, hatta ölümüyle ilgili oyun bile oynayacak kadar kendini kaybetmiştir. Zweig bir erkek olduğu halde eskiden aristokrat olan bir kadının hislerini oldukça güzel yansıtmış bence, bu da onu önemli bir yazar haline getiriyor. Aslında baştan sona hikaye beni çok şaşırtmasa da, neler olacağını az çok tahmin de etsem yazarın kalemi okumaya ve değişik bir heyecan duymaya itti beni. Köylü gençle olan tartışmalar sizi biraz düşünmeye itecektir belki. Okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bir günde hatta bir oturuşta okunabilecek güzel kitaplardan biri olduğu fikrindeyim.
56 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Çok kısa sürede okuduğum, sürükleyici bir eserdi. Yazarın dili kullanımı, yaptığı benzetmeler çok güzeldi. Herkese öneriyorum. Sıradaki kitabını okumayı da dört gözle bekliyorum.
56 syf.
·Puan vermedi
Stefan Zweıg'in ilk okuduğum kitabı kendisi dün bitti. Güzel bir kitaptı bana bazı şeyler kattı tabiki ama ne yalan söyleyeyim çok da sevemedim. Pes etmek yok! Zweıg'in kitaplarını okumaya devam!
56 syf.
·7 günde·10/10
Acizliğin ve yalnızlığın korkunç yüzü, korkunç gerçekliği. Kitabın sonlarına doğru okumakta zorlandım çünkü çok gerçekçi bi şekilde aslında hepimizin bastırılmış veya açık olarak benliğinde bulunan bi duygu ve etkileri anlatılmış ben kendimden bi parça buldum okumanızı önerir miyim bilmiyorum sanırım benim diğer okuyuşum da kitabın hikayesini seneler sonra unutup yeniden hatırlamak için olucak.
48 syf.
·Beğendi·7/10
Burjuvasi , güç , ego , hırs , şan , şöhret , ilgi , aşk , para ay say say bitecek gibi değildi derken bildiğiniz tarihin bilindik taht oyunları sen nelere kadirsin dedirttirdi yazarı ilk okuyuşumdu yalan yok kendi gibi bu öyküde ki karakterinin sonunu da kendine benzetmiş okurken insanda çöküntü yaratıyor Allah'tan son derece kısaydı da çabuk bitti.
56 syf.
·1 günde
Oldukça güzel bir kitaptı. Son sayfalara doğru 'artık bitsin' demek geldi içimden hep. Çok uzun tutamayacağım incelememi. Okumak isteyen varsa öneririm tabii ki.
56 syf.
Çöküşün hikayesi varlığın, servetin, ünün, soyluluğun içerisinde var olamayan bütün insanların hikayesidir.

Fransız soylusu Bayan de Prie kendisini ve hayatı sevmesinin ön koşulu olan çevresindekilerin ilgi sarhoşluğuyla yaşarken saray hayatından koparılıp sürgün günlerine mahkum edilir.
Sürgün günlerinde gitgide azalan yaşam enerjisi, ihtişamlı geçmişine özlemi, geleceğe olan umutsuzluğuna dair detaylı ruh tahlilleri okurken beni sıkmadı ancak bu soylu hanıma acıma hissi de oluşmadı.
Kibrinin olanca büyüklüğüyle çaresizlik içerisinde saraydan gelecek haberleri beklerken zerre umudunun bile kalmadığını öğrendiğinde yaşarken kaybettiği ününü ihtişamlı bir son ile unutulmaz hale getirmek ister. İnsanların kalbinde yer edilemeyenler, akıllarında nasıl yaşatılır?
Son anında yüzüne yerleştirmeye çalıştığı nafile gülümseme ise çöküşünün tezahürü haline gelir.

Yalnızlığı gerçekten benimsemiş olanlar, nedense hep güçlü olduğunu düşündüğüm insanlardır. Belki de bu yüzden güç arzusuyla tutuşan zayıflar, yalnızlıkta boğulurken daha fazla acı çekiyordur.

Kitap çok ince olduğu için otobüste bile rahatlıkla okunabilen türdendir. Bir de Stefan Zweig bir kere başladığınız takdirde tüm kitaplarını sorgulamadan okuyabileceğiniz ender yazarlardandır.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
''Allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın'' diye bir atasözümüz vardır ya , işte Stefan Zweig bu kitabında, tam olarak böyle bir duruma düşmüş olan bir kişinin ruh haline odaklanıyor.

Kitapta, Fransa'da krallık sarayında oldukça itibarlı ve yetkili olarak yaşayan bir kadının, kral tarafından ani olarak bütün yetkilerinin alınarak, sürgüne gönderilmesi sonucu yaşanan olaylar anlatılıyor. Kadının her geçen gün kendisini, dramatik sonuna biraz daha yaklaştıran ruhsal durumu ve yaptıkları, adeta ibretlik bir şekilde ve tüm gerçekliğiyle bize yansıtılıyor.

Zweig'den kısacık da olsa yine harika bir şekilde kaleme alınmış olan, uzun öykü tarzındaki bu kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
56 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnce görünen bu kitabın okunduğu zaman aslında ne kadar kalınlaştığını görmek mümkün. Madame de Prie sarayında lüks içinde mutlu mesut yaşarken birden bire, ünvanını kaybetmesiyle sürgüne gönderilir ve o güzel hayatı birden bir girdaba dönüşür. Mutluluk, servet , iktidar , gençlik ve aşk olmadan soluk alamayacağı bildiği için artık o kadar çaresiz, o kadar kendini önemsiz hissetmeye başlar ki köylü bir gençle bile aşk yaşamaya başlar. Tabi bu süre içinde günden güne ölüyordu. Ruhu zaten ölmüştü, geriye bir tek bedeni kalmıştı. Onu da en iyi şekilde yapmalıydı. Hain bir planla.
Ancak sürüldüğü dönemde önemsenmeyen Madame de Prie, öldüğünde de önemsemiyor. İşte "ÖLÜM KOMEDİSİ" bu şekilde son buluyor. Ve kitabın sonunda da dediği gibi
"Talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Ekim 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050321012
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
Kalbi anın hazzında kaybolup gitmişti, doğruyu söylerken yalancıydı ve yanıltmaya çalışırken bile dürüsttü, çünkü sadece ne hissettiğini biliyordu. Ve şu an hissettiği şey, damarlarında dolaşan zevk ve esrimeydi. Gözden düştüğü düşüncesi neredeyse gülünecek bir şeydi.

Bir Çöküşün Öyküsü Fransa sarayında yüksek görevlerde bulunan bir kadının görevinden alınıp sürgüne yollanmasını ve düşüşünü anlatır. Zweig bu öyküde de insan ve toplum üzerindeki gözlem gücünü konuşturur; insanların hırslarını ve yıkımlarını sınıfsal arka planıyla birlikte ustalıkla ortaya kor.

Kitapta yer alan “Ormanın Üstündeki Yıldız”, “Unutulmuş Hayaller”, “Wondrak” adlı öyküleri de zevkle okuyacaksınız.

Kitabı okuyanlar 19.862 okur

  • Edanur başak
  • Hilal Dengiz
  • Yasemin Şahin
  • Şevval Akyüz
  • Ayten
  • Sümeyye Çalışkan
  • Sude Cihat
  • Aişe Nur ÖZER
  • Burcu Horoz
  • M. Elmas ARIKAN

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0 (1)
8
%0 (1)
7
%0 (2)
6
%0
5
%0 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları