Adı:
Biz
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055691073
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Мы
Çeviri:
Algan Sezgintüredi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
"Şimdiye kadar yazılmış en iyi bilimkurgu roman, klasik bir karşı ütopya."
Ursula K. Leguin

Biz, sonradan kendi tarzında yazılan yapıtlar için prototip olacak disütopik bir romandır. Roman gelecekte varolan otoriter bir devletin inançlarına körü körüne bağlı bir vatandaşı ve bir matematikçi olan D-503'ün günlüğüne yazdıklarına yer verir. Günlük, mutluluğun, düzenin ve güzelliğin sadece özgürlüğün olmadığı bir ortamda, matematiksel mantığın ve mutlak gücün demir prensiplerinde bulunabileceğini dikte eden bir hükümet doktrininin bir ilanı olarak başlar. Günlük ve roman ilerledikçe D-503, I-330 adlı bir muhalifin çarpıcı etkisine kapılır. I'ya duyduğu çılgıncasına arzuyla büyülenen D, matematiksel mantığın saflığına ve tüm insanların ihtiyacını karşılayacak ve mükemmel düzenlenmiş bir bütünlüğün kapasitesine olan inancını kaybeder. Kendini azar azar ?-1'in şiirsel irrasyonelliğine ve bireysel bir aşkın anarşizmine doğru çekilirken bulur. Artık "biz"i kullanmaz ve gerilla sevgilisinin adının ironik bir yansıması olarak "ben"i, yani kendini düşünmeye başlar.

Zamyatin'in Biz'ini farklı kılan şey otoriterliğe bakış açısındaki entelektüel inceliktir.

Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap
  • Bu kitapla ilgili çok beğendiğim ve her cümlesine katıldığım bir yazıyı küçük düzeltmelerle sizinle paylaşacağım. Hem kitabı hem de günümüze tuttuğu ışığı görebilmemiz açısından çok önemsiyorum bu cümleleri. İşte her cümlesine katıldığım o efsane tespitler:

    "Geçenlerde Biz adlı romanını okuyordum. Yazarın Rusya'da politik hareketten dolayı hapsedildiği dönemde yazılan bu roman 26.yy dünyasında geçiyor. Bireysellikten ve duygulardan mümkün mertebe arındırılmış bir dünya. Mülkiyet hakkı yok, özel alan yok. İnsanlar cam evlerde yaşıyor. Yemek yemelerinden yürümelerine, sevişmelerinden sosyalleşmelerine her adım bir çizelgeye uygun olarak yapılıyor. İnsanlar sayılardan ibaret. Dünyaları da öyle.

    İşte böyle bir dünyada baş kahramanın ( D-530 ) tuttuğu kayıtlar aracılığıyla düşüncelerini görüyoruz. Şimdi bakalım;

    1. Çevre tamamen düşman. Ağaçlardan, bitkilerden ve hayvanlardan nefret ediyorlar. Doğayı hayatlarından çıkarmak için yaşadıkları yerin etrafına devasa duvarlar dikilmiş hatta.

    Bu doğa ve hayvan düşmanlığı tanıdık geldi mi?

    2. İnsanların her şeyi sayıyla hesaplı, limitler içinde yaşıyorlar ve bunun kendileri için en mükemmel düzen olduğuna inanıyorlar. Çok seslilik hayal bile edilemeyecek korkunç bir şey. Herkes bir arada ve aynı fikirde olmalı ama aynı fikirde olacakları şey de Velinimet'in istediği şey olmalı. Yani halk, muhalif bir konuda bir araya geldiğinde bu noktada kimse birlik vs. demiyor. Direkt düşman olarak algılanıp yok ediliyorlar.

    Düşünce özgürlüğüne olan düşmanlık tanıdık geldi mi?

    3. İnsanların yatak odaları devletin tekelinde. Kim kiminle sevişmeli, ne sıklıkla ve ne zaman olmalı bunlar devletin belirlediği sınırlar içinde yapılmak zorunda.

    Aklı fikri halkının sevişmesinde olması, burnunu bu konunun içine sokması tanıdık geldi mi?

    4. Halk, Velinimet'in lüksünü, otoritesinin sınırsızlığını güç sarhoşluğuyla alkışlıyor ve bunu olması gereken bir şey gibi görüyorlar. Kendileri emek sömürgesine maruz kalıp, sınırların içine hapsedildikleri halde Velinimet'in sınırsızlığı ve kudretiyle övünüyorlar.

    Peki bu tanıdık mı?

    5. Son olarak neredeyse her sayfada tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek adam övülüyor. Geleceğin sadece buna bağlı olduğuna, eski dünyanın insanlara özgürlük vererek aslında kötülük ettiği ve her şeyin tek adam altında ( Velinimet ) birleşmesi gerektiği, bunun olması gereken bir şey olduğu insanların beyinlerine kazınıyor.

    Bu tek devlet, tek millet, tek adamlık tanıdık geldi mi?

    1920 yılında yazılan bir bilim kurgu kitabındaki distopik bir dünya yaşanıyor bir yerlerde.

    Yıl 2017. BU YERİ BİLDİNİZ Mİ?"
  • Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

    İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

    Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

    Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

    Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

    Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

    BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
    BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
    BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
    BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
    BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

    Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
    Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

    Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

    İstediğini giyemezsin,
    Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
    Yanlışa yanlış diyemezsin,
    Özgür bir yaşam seçemezsin,
    Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
    Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
    Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
    Seni ayırırlar,
    Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
    Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
    İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
    Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

    BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

    1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

    Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

    Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

    İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

    Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

    İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

    HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

    Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

    İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

    Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

    BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

    İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

    Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!
  • "Ben yürümenin, marş adımı atmanın ötesine geçip uçabilenler için yazdım." diyor Zamyatin kitabın önsözünde.
    Günümüz şartlarına baktığımızda, 1924'de yazılmış olan kitap güncelliğini yitirmeden, geleceği öngörerek bize bulunduğumuz durumun vehametini anlatıyor...

    Cam fanuslar içinde yaşayan insanlar, kimin kiminle eşleşeceğini belirleyen pembe biletler, yemek saatlerinin ve alanının Tek Devlet tarafından belirlendiği bir dünya düşünelim.
    Baş kahramanımız hastalığa yakalanıyor, hastalığın adı ruh oluşumu... Ruh, Tek Devlet anlayışınde çoktan unutulmuş bir sözcük. Ruh oluşumu "tehlike" demek...

    Kitabı okurken bende oluşan ilk izlenim, şimdilerde gelişen yüz tanıma akımı, yüz tanıma özelliği ile yapılan kişilik analizleriyle cam fanuslarımıza doğru büyük bir adım atıyoruz.
    The Ekonomist'in hazırladığı rapora göre 2018 yılından itibaren kimlik beyanında yüzümüzü kullanmaya başlayacağız. Özgürlüğümüz giderek kısıtlanıyor.
    Zamyatin 1920'li yıllarda bu durumu görmüş bile...

    En sevdiğim kitaplar listesinde birinci sıraya kazık çakmış vaziyette. Geleceğe yolculuk yapmak isteyenlere tavsiye ederim ama bu yolculuk tokat yiyip dönmenize neden olabilir. Yolcuğumuz şiddet içeriyor olsada yolculuk yapmaya değer. :))
  • Uzun zamandır inceleme yazmıyorum okuduğum hiç bir kitaba; genelde arkadaşlarla kitap üzerine sohbet etmeyi yeğliyorum, bu durumun nedenini ise tam olarak bildiğim söylenemez hani.

    Zamyatin'in "Biz" kitabına inceleme yazma isteği duydum kitap bitince; bunun belli başlı bir kaç nedeni var, biraz sonra değineceğim onlara sırayla.

    Öncelikle, uzun yıllardır okumayı istediğim ama bir türlü fırsat olmayan ya da bir türlü sıra gelmeyen bir kitaptı "Biz" benim için. Belki yılların vermiş olduğu büyük bir beklenti ya da her defasında gözünde büyütüp bir türlü okuyamaya cesaret edemediğim bir durum. Kitapla ilk tanışmam, George Orwell hayranlığım ile olmuştu. Gerçek anlamda bir George Orwell hayranı olduğum doğrudur ve bu durum bende; o kadar sevdiğin, eserlerini beğendiğin bir yazarın; etkilenmiş olduğu bir yazarın kalemi nasıl olur acaba sorusunu gündeme getirdi. Bu durum kitabı okuma isteğimi daha çok kamçıladı. Sonra yaptığım araştırmalarda gördüm ki; bu durum sadece George Orwell için geçerli değil; "Cesur Yeni Dünya" kitabının yazarı( ki Cesur Yeni Dünya da çok beğendiğim, etkilendiğim kitaplar arasında yer alır) Aldous Huxley, Ray Bradbury, Kurt Vonnegut gibi yazarlar Zamyatin olmasaydı bir çok eserimiz olmazdı gibilerinden söylemlerde bulunmuşlar açıkça.

    Kitap hakkında derinlemesine bir inceleme yazmayacağım, sitedeki incelemelere baktığımda bir çok incelemenin gerçek anlamda açıklayıcı olduğunu gördüm. Ben distopyayı seven, bir çok kitabını severek okuduğu yazarların etkilendiği bir yazarın kitabı nasıldı benim açımdan, bununla ilgili bir kaç cümle kuracağım sadece.

    Kitap 40 kayıttan oluşuyor ve sonunda Zamyatin'in "Edebiyat, Devrim, Entropi ve Diğer Şeyler Üzerine" sonsözü ile bitiyor. Yazarın dili aslında akıcı gibi duruyor ama okumaya başladıktan bir süre sonra durumun böyle olmadığını görüyorsunuz; cümlelerin altındaki anlamlara inmek gerekiyor, işin içine matematik, felsefe giriyor. Tamamlanmamış cümleler çok fazla, kayıtlar arasında kopukluklar var. Neden kitabın adı "Biz" diye merak ediyordum kitabı okumadan önce. Okurken anladım ki, bireyselcilik kavramı yok, sadece hepimiz, biz söz konusu. Olayın kurgusu bir çok yerde okurken bana Cesur Yeni Dünya'yı anımsattı. Bilmiyorum dönem itibari ile mi ilgilidir ki bu yaptığım ne kadar doğru bir çıkarımdır ama Cesur Yeni Dünya kitabını okurken daha çok keyif aldığımı, kitabın daha akıcı ve anlaşılır olduğunu düşünüyorum.

    Distopya seven okurların mutlaka okuması gerektiği bir kitap olduğunu da belirtmek isterim.
  • Tam bir distopya kitabı olduğu bir gerçek. Kişilik kavramı yok olmuş 'ben' i unutmuş ve 'biz' olmuş insanları anlatan, her hareketine Tek Devlet'in karar verdiği ve daha önemlisi doğru olanın Özgür olmamak olduğuna inandırılan bir toplumu anlatıyor. Konu itibariye Harika bir yapıt fakat sanırım matematiksel dilin edebi dile baskın çıkması benim gibi matematikten nefret eden bir insanı kitaptan baya bir uzaklaştırdı. Anlatım olarak biraz zayıf buldum bölümler kopuk durumda bu sebepten ötürü kitap bir türlü akmıyor, okunmuyor, ilerlenmiyor.. Hele ki benim gibi bir kitabı elinizde çok tutmayı sevmeyen bir insansanız bu kitap sizi fazlasıyla yorabilir. 1984'e aşık olduğum için büyük beklentilerle aldım ama ne yazık ki beğenmedim. Bana çok hitap etmediği için sizlere tavsiye edemiyorum. Herkese keyifli okumalar..
  • Sadece yaşanılan düzenin değil,aşkın bile matematiksel bir anlayış ve uygulamayla yer aldığı çok lezzetli bir bilim kurgu romanı.

    "Haliyle aşk için A,ölüm için Ö kullanırsak,
    A=f(Ö)
    Yani aşk ve ölüm..."

    Kahramanlar,daha doğrusu insanlar,rakamlarla isimlendirilmiş ve gündelik hayatlarında yaşadıkları her şey,cinsellik de dahil,belirli bir plan ve program içinde gerçekleşiyor.

    Rüya görmek bir hastalık olarak nitelendiriliyor örneğin ve bence başkaldırı tam da bu noktada başlıyor.
    Her şey aynı,her şey saydam ve şeffaf.Farklılığa ya da düşünceye tahammül göstermeyen bir 'Velinimet'in varlığı,özgürlüğün en büyük prangası.

    Tek Devlet olarak tanımlanan durum,yine aynı şekilde farklılıklara karşı sıfır toleransı ifade ediyor,diye düşünüyorum.
    Her şey matematiksel ve mantık çerçevesine oturtulmaya çalışılmış,sürekli bir ironi yağmuru içinde ilerliyor.

    Düşünmeyen ,merak etmeyen ,sorgulamayan bir toplumda,düzeni ve devleti sorgulamaya başlayan bir bireyin mücadelesini,'Biz'den 'Ben'e geçme serüvenini okuyoruz.

    BİZ,
    Bilim kurgunun rüzgarında komünizme karşı yapılan ağır eleştiri ve tespitleri içeriyor.

    BİZ,
    Müziğin ve hatta şiirin bile ilhama ihtiyaç duyulmadan icra edilebileceği koca bir hapishaneyi yaşatıyor.

    BİZ,
    Çağrışımlar,anımsayışlar ve sembollerle dolu,sosyal yaşamın hassas noktalarına ışık tutan efsane bir bilim kurgu..
  • "Gözünüzün önüne bir kare getirin. Canlı, güzel, eşkenar bir dörtgen. Ve bu karenin size kendisinden söz ettiğini varsayın. Onun size söylemeyi akıl edeceği en son şey dört açısının eşit olduğudur. Bu onun için öyle doğal, öyle sıradan bir şeydir ki artık farkında bile değildir."(kitaptan)

    Distopyanın atası olduğu söylenen bu kitap, bence daha önce okuduğum 1984 ile benzer yönler içeriyordu.
    "Biz" kitabı ise , konuları 1984 'e ilham olsa da, bence daha dağınık bir anlatıma, zayıf hatta kopuk bir hikaye kurgusuna sahipti.
    Açıkcası ben kitabı okurken odaklanma problemi yaşadım. Matematiksel dili edebi dile baskın çıkmıştı biraz sanki:)

    Kitapta ise, anlatılan gelecek zamandaki bir dönemde , yönetim ilkesine göre mutluluk ile özgürlük asla bir arada bulunamıyor.-Tek Devlet- ise özgürlüğü ortadan kaldırarak mutluluğu geri getiriyor.

    "İnsanlar birinin çıkıp onlara mutluluğun ne olduğunu söylemesini ve ardından onları bu mutluluğa zincirlemesini isterler ! Peki, bugün yaptığımız bu değilse nedir ?" (Kitaptan)
  • Alıntılar: #28455381 #28455452 #28455564 #28455768 #28455874 #28456024 #28456205 #28456291 #28548143 #28548370 #28548514 #28548945 #28713932 #28713987 #28714127 #28714417 #28714695 #28714866

    Zamyatin,bu kitabı için kaleme aldığı önsözün son paragrafına şunları yazmış;

    "... Zeki bir Alman "Filozof aptal olmaya mecbur değildir." demişti. Okur da mecbur değil. Ben yürümenin, marş adımı atmanın ötesine geçip uçabilenler için yazdım."

    Çocukluk yıllarında,kaldırımda yürürken,adımlarınızı kaldırım taşlarının dizilişine göre ayarlamaya çalıştığınız oldu mu?
    Ya da...
    Yanınızda yürüyen büyüğünüzün ya da arkadaşınızın adımlarına uygun ayarlamaya çalıştığınız oldu mu?

    Bunlar özgürlüğünüzü kullandığınız açık kararlardır.Kendi isteğiniz doğrultusunda dış şartlara uygun hareket etmek.
    Ancak kendi iradenizle uyum sağladığınız bu adımlar,farklı bir dış etkiye mecburen uyma durumuna girince hür kararlarınız sekteye uğrar.En basit örnek olarak:
    Askersiniz ve tören yürüyüşü hazırlığı yapacaksınız.Adımlarınızı başınızdaki kişinin komutlarına göre ayarlamak zorundasınızdır.
    Ya da...
    Küçükken yolda yürürken ebeveyninizin daha hızlı yürümenizi veya koşmamanızı söylemesi.

    Düşünün...
    Kendi adımlarınızı özgür olarak,hür iradenizle, hızlı ya da yavaş,ritmik ya da düzensiz,uzun ya da kısa olarak atma imkânınız yok.Hep başka birileri adımlarınızın bu düzenini belirliyor,kendi belirledikleri adım atma düzeninin dışına çıkabileceğinize neden olacak her durumu ortadan kaldırıyorlar.(Örneğin:Kaldırımları taş yerine beton yapıyorlar ya da kaldırımları tamamen söküyorlar...) Size her yerde,her koşulda kendi planladıkları şekilde adım atmanızı söylüyor ve eğer bu şekilde adım atmazsanız bacaklarınızın kesileceğini söylüyorlar.

    Evet.Sağlıklı bir insanın yapabildiği en kolay fiziksel etkinlik olan yürüme eyleminin, bir zaman sonra sizin için can sıkıcı bir hareket olacağını ve işkence durumuna geleceğini söylemek herhalde kaçınılmazdır.

    İnsan;yüzyıllardan beri yerleşik düzende yaşıyor ve bu düzenin getirdiği zorunlu sonuçlarından biri olan yönetilme durumundan,yönetimden,devletten memnun olmaz, şikâyet eder,darbe yapar, devrim yapar...Memnun olan çok kişi olsa da memnun olmayan azınlık değişim için her şeyi yapar ve bunun sonunda da kanlar dökülür,canlar verilir.

    İnsanın toplu halde yaşadığı her yerde bu gibi durumlar ortaya çıkar.Ancak daha çok, yönetilenlerin özgürlüklerinin kısıtlandığı yönetimlerde..Çünkü doğamızda vardır bu.Hisseden, düşünen,inanan...varlıklar olduğumuz için farklıyızdır.Sabit tutulmaktan,irademizin ve özgürlüğümüzün kısıtlanmasından,rahat hareket edememekten, tek düzelikten...rahatsız oluruz.

    Şu da ilginçtir ki; birçok filozof, yazar... eserlerinde oluşturdukları ütopyalarda;özgürlüğü kısıtlayarak, eğitimleri buna göre düzenleyerek, hayatı bu tarzda oluşturarak ya da insanların duygularını, hislerini, düşüncelerini törpüleyerek mutlu bir halkın, herkes tarafından kabul edilmiş yönetimin oluşacağını aktarmış.

    Bunun mümkün olabileceğini düşünerek, bu şekilde yaşamaya heveslenenler olabilir.Ancak bu şekilde yaşamak insan olmak değildir.Duyguları, düşünceleri, hisleri, istekleri kısıtlanmış ya da belirli bir kalıba alınmış insan(!)(?) kendisini hissedemeyecek ve sonunda bir yerden patlak verecektir.

    Bunun dışındaki bir diğer konu da insanın, bireyin kendi kendini kısıtlaması.Çevresinde ulaşmak istediği, elde etmek istediği güzellikleri sınırlı bir alanda araması, dar bir çerçeveden etrafına bakması. Kişi kendisine böyle duvarlar belirledikçe, at gözlükleriyle dolaştıkça,kendi düşünce, duygu, ifade... özgürlüğünü kendisi bırakmış olur.

    Sizce bu gibi bireylerden oluşmuş bir toplum ne kadar özgür olur, ne kadar farkında olur, ne kadar ileriyi görür?

    Zamyatin diyor ki:
    "Yeşil paltolu adam sallanıp direklere tutunarak fenerle aydınlanan köprüye doğru ilerliyordu. Adama sordum:"Neyiniz var?"
    -"Cüzdanımı arıyorum, az önce işte şurada kaybettim"
    (-eliyle karanlıkta bir yeri gösterdi).
    -"Peki neden onu fenerin altında arıyorsunuz?"
    -"Çünkü burası, fenerin altı aydınlık, her şeyi görüyorum."
    Arıyorlar - ama kendi fenerlerinin altında. Ve herkesi de fenerlerin altında aramaya davet ediyorlar." ("Biz" İthaki Yayınları Sayfa 246)
  • Bu zamana kadar okuduğum distopya kitaplarının gerçekten ne kadar da Biz'e benzediğini görmüş oldum. Fakat Yevgeni Zamyatin'den esinlendiğini söyleyen diğer yazarların kitaplarına bakınca gerçekten de 'boynuz kulağı geçermiş' diyor insan.

    Rus Devrimi'nden sonra yazıldığını düşününce; Biz, kurgu olarak gerçekten çok güzel bir kitap. Kendisini dış dünyadan bir duvarla tamamen soyutlamış bir toplum düşünün. Camdan bir şehir, benlik duygusu, özel hayat, sevgi, eğlence yok. Herkesin numaraları ve belli bir programa göre yapmaları gereken görevleri var. Şehirde insanlardan başka -ki onlara artık insan denilebilirse, tamamen ruhsuzlaşmışlar ve bunu da iyi bir şey olarak görüyorlar- herhangi bir canlı yok. Ve dahası...

    Kesinlikle çok güzel bir şekilde düzenlenmiş distopik bir dünya var kitapta. Ama ne yazık ki ben Zamyatin'in diline 250 sayfa boyunca pek alışamadım. Kitap, Tek Devlet'in mühendisi olan D-503'ün tuttuğu günlükten oluşuyor. Sanıyorum artık insanlar robotlaştıkları için konuşmaları da kesik kesik, ya da D-503'ün iç dünyasından dolayı çok karmaşık bir anlatıma sahipti kitap. Bir de matematikçinin kaleminden çıktığı için bir çok matematiksel terimle karşılaştım kitap boyunca. Bir üçgen ya da X nedir, ne değildir tabii ki biliyorum ama bir romanda 'gülümsemesiyle yüzünde üçgen oluştu, kaşlarını çatınca X ortaya çıktı' gibi cümlelerle karşılaşmak siz de takdir edersiniz ki herkes için hoş olmuyor.

    Zamyatin zor bir yazar, bu kitabı da herkese hitap etmiyor bence. Distopya sevdiğim ve özellikle en sevdiğim kitaplardan biri olan 1984'ün bu kitaptan esinlenilerek yazıldığını bildiğim için, bu kitabı okumaktan kesinlikle pişman değilim. Ama biri kitap tavsiyesi istese, bu kitabın önereceğim kitaplar arasında olacağını da çok zannetmiyorum.
  • Vay beee, ben az önce ne okudum...
    Diyeceğimi sandınız galiba ama hayır :(
    Çoğu distopya kitabına hayran kalırken, bu kitap beni kesmedi :(
    Nedenlerine yavaş yavaş başlayıp incelememize başlayalım :)

    Öncelikle "BİZ" ne oluyor acaba diye soruyordum kendime. Videolarda önerilerde ve birçok yerde gördüğüm bu "biz" neydi?
    İlk distopya kitabıymış galiba. Distopyaların babası...
    Düşündüğüm zaman anlam verememiştim kitabın bu ismine ama okumaya başladıkça anlamaya da başladım.
    Kitabın arka kapağındaki yazı efsane!
    CESUR YENİ DÜNYA'dan önce...
    1984'ten önce...
    BİZ vardı.

    Peki nedir bu biz?
    1984,Cesur Yeni Dünya, Hayvan Çiftliği gibi kitapları okuyanlara söyleyeyim. Bu kitap o kitapların üsttü :D
    Yani o kitapların hepsi bu kitaptan ilham alınmış. Sanki bu kitabın bir parçasını kesip onu hikaye yapmışlar gibi.

    Kitabın konusuna gelirsek: Tek Devlet adlı tek bir devlet var.
    Velinimet adlı da bir yönetici var. Big Brother tarzı.
    Herkes aynı saatte uyanıyor aynı işleri yapıyor. Tek tip kıyafet giyinen öğrenciler misali...
    Bu yüzden de kitabın ismi "BİZ". Ben yok çünkü herkes aynı ve bu yüzden de onlar biz...

    Kitabın sevmediğim kısmına da gelirsek burada 2 tane nokta var:
    1.si: Her kitapta neden bi' kızın yüzünden adam bir şeyler yaşamaya başlıyor. Matrixte mesela Trinity'i takip etmese bir şey yok. Bu kitapta da bir kadının peşinden neler neler yapıyor adamımız.
    Bu olay bana çok vasat ve banal geliyor. Bu yüzden puan kırdım :D

    2.si de "SPOİLER":
    Hep bi' devrim yapma çabası ama sonunda hüsran :(

    O kadar hevesleniyorum valla hadi bi devrim olsun diye ama hiç olmuyor ya hevesim kursağımda kalıyor :(

    Neyse kitap yine de güzeldi yukarıdaki değindiğim konular dışında. Kitaptan fazla puan kırmadım. Yine de 1984 ve Cesur Yeni Dünya'yı okuyan kişiler için gereksiz bi' kitap bence. Okumanıza gerek yok.

    Herkese iyi okumalar dilerim :)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Biz
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055691073
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Мы
Çeviri:
Algan Sezgintüredi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Versus Yayınları
"Şimdiye kadar yazılmış en iyi bilimkurgu roman, klasik bir karşı ütopya."
Ursula K. Leguin

Biz, sonradan kendi tarzında yazılan yapıtlar için prototip olacak disütopik bir romandır. Roman gelecekte varolan otoriter bir devletin inançlarına körü körüne bağlı bir vatandaşı ve bir matematikçi olan D-503'ün günlüğüne yazdıklarına yer verir. Günlük, mutluluğun, düzenin ve güzelliğin sadece özgürlüğün olmadığı bir ortamda, matematiksel mantığın ve mutlak gücün demir prensiplerinde bulunabileceğini dikte eden bir hükümet doktrininin bir ilanı olarak başlar. Günlük ve roman ilerledikçe D-503, I-330 adlı bir muhalifin çarpıcı etkisine kapılır. I'ya duyduğu çılgıncasına arzuyla büyülenen D, matematiksel mantığın saflığına ve tüm insanların ihtiyacını karşılayacak ve mükemmel düzenlenmiş bir bütünlüğün kapasitesine olan inancını kaybeder. Kendini azar azar ?-1'in şiirsel irrasyonelliğine ve bireysel bir aşkın anarşizmine doğru çekilirken bulur. Artık "biz"i kullanmaz ve gerilla sevgilisinin adının ironik bir yansıması olarak "ben"i, yani kendini düşünmeye başlar.

Zamyatin'in Biz'ini farklı kılan şey otoriterliğe bakış açısındaki entelektüel inceliktir.

Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap

Kitabı okuyanlar 768 okur

  • Rıza Çelik
  • Kübra Keresteci
  • Songulll
  • Sena
  • Mehmet Aydoğdu
  • Songul Ipek
  • Fatih Ayvenli
  • Hasan Suphi
  • Muhammed

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.9 (3)
8
%0
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0.3 (1)
4
%0
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları