"Savaş zamanı çocukları olan bizler, erkenden olgunlaştık ve pek çok yükü, elbette en başta da ailelerimizin sorumluluğunu yüklendik."
1928 yılında Kırgızistan'da doğan Cengiz Aytmatov babası öldürüldüğünde 10, İkinci Dünya Savaşı başladığında 11 yaşındaydı. Hayatta sorumluluk almaya çok küçük yaşlarda başladı. Annesine kardeşlerine ve halasına bakmak için sürekli çalışmak zorunda kaldı, büyükannesinden ve diğer büyüklerinden dinlediği halk hikayeleri, efsaneler onun hayatında önemli yer tuttu.
Çocukluğunu anlattığı bu kitabında kazandığı ilk paradan, halkıyla beraber katıldığı yaylaya göçten, Moskova'ya taşınmalarından, babasını kaybetmesinden, büyükannesinden, halasından dayısından, veterinerlik okulundaki anılarından, ilk girdiği işten ve aldığı diğer sorumluluklardan bahsediyor.
Hayatında yaşadığı olayları kitaplarına nasıl yansıtmış, Cemile, Yüz Yüze kitaplarındaki kahramanların gerçekte de var olduğundan bahsediyor. Bu kitaplara karşı aldığı eleştirilere de yer verirken kendi gelişimi için onu destekleyen usta yazarları da saygıyla anıyor.
Köy meclisi sekreterliği, vergi tahsildarlığı, kısa dönem öğretmenlik, zoo-teknik uzmanlığı gibi çeşitli alanlarda görev alan Aytmatov sürekli at üstünde yolculuk yaparak ve birçok kesimden insanlar tanıyarak hayatına büyük hikayeler sığdırmış. Bütün bunları edebiyatında çok başarılı bir şekilde yansıtmıştır. Hikayelerinde ve romanlarında sık sık eski halk hikayelerini de alan Aytmatov şehrini, atalarını, kültürünü, savaşı, savaşın getirdiği acıları, yoksulluğu etkileyici şekilde aktarmış. Bu kitabında da onu biraz daha iyi tanıyıp, böyle bir yazar olmadan önce küçük Cengiz nasıl bir çocuktu, neler yaşadı, hayatında iz bırakan anlar nelerdi onları birinci ağızdan öğreniyoruz. Ne yazsa okurum dediğim Aytmatov'un