Korku hikâyelerinden bahsedip de H.P. Lovecraft’ın adını anmazsak Cthulu’nun gazabına uğrarız. Lovecraft’ın daha sonra dizilere, filmlere, oyunlara ilham olmuş Cthulu Mitolojisinin sınırlarını genişleten bu romanın betimlemeleri ve mekân anlatımları tam anlamıyla harika. Okurken kutupların tasvirinin büyüsüne öyle bir kaptırıyorsunuz ki ensenizde kutupların soğuk rüzgarlarını hissetmeniz işten bile değil!
Basit bir keşif gezisi olarak başlayan maceramız daha sonra kahramanlarımızın, bizimkinden yüzyıllar önce gelişmiş bir medeniyetin kalıntılarına ulaşmasıyla devam ediyor. Bu kalıntıların izini sürerek çok daha büyük bir şeyi keşfetmeye çalışan maceracılarımızın keşfettikleri şey ise bütün dünyanın kanını donduracak cinsten. Özellikle kitabın sonunda Danforth’un gördüğü şeyi okuyucunun tahayyülüne bırakması, kitabın etkileyiciliğini kat be kat artırıyor. İnsanlık gerçekten her şeyi bilmeli mi yoksa cahillik gerçekten mutluluk mu? Bunun cevabını sizlere ben değil kitabımız versin.
Gerçek bir hayal gücü. Edgar Alan Poe kadar ilginç bir yazar. Kadimler... Cthulhu... hepsi bir yaratıcı zeka ürünü ki o zeka bence bir o kadar ürkmüş ve de ürkünç.
132 sayfalık kısacık bir kitap olmasına rağmen okuma süreci oldukça uzun sürdü.
Kitap bilimsel çalışmalar için Güney Kutbu'na giden bilimadamının hikayesini anlatıyor. Orada yaşadığı dehşeti bütün dünyadan saklamaya niyetli olsa da Antartika'ya yapılacak bir diğer keşif gezisini engellemek için anılarını gün yüzüne çıkarması gerekiyor ve bilinmezliğin gerilimiyle bizi sarmalayan bir hikaye başlıyor.
Okuma sürecinin uzun sürmesinin sebebi kitabın tasvir ağırlıklı olması. H. P. Lovecraft her şeyi titiz bir detaycılıkla anlatıyor ve kitap tamamen bu tasvirlerin insan zihninde canlanmasına dayalı. Bu sebeple birçok sayfada başa dönüp tekrar okuyarak anlattıklarını daha net gözümün önüne getirmem gerekti. Kitapta konuşma yok denecek kadar az, ağzından anlattığı birinci tekil şahısın yaşadığı olaylar üzerine kurgulu olduğu için bu bence inandırıcılığı arttıran bir faktör olmuş.
Diğer kişilerin yorumlarından gördüğüm kadarıyla insanlar kitabı ya çok sevmişler ya da kitaptan nefret etmişler. Ben sevenler kategorisine girdim ama niye sevilmeyeceğini de görebiliyorum; herkese göre, öyle ele alınıp da şıp diye okunabilecek bir kitaptan bahsetmiyoruz.
Yorumun Devamı --> instagram.com/yaprak.onur
H.P. Lovecraft bilimkurguyu korku ile harmanlayan ilk yazarlardandır diyor Wikipedia. Deliliğin Dağlarında yazarın okuduğum ilk kitabı, bundan sonra Cthulhu'nun çağrısını okumayı düşünüyorum. Deliliğin Dağlarında kitabını okurken yönetmenliğini Ridley Scott'ın yaptığı 2012 yapımı Prometheus filmini izler gibi hissettim kendimi. Yazarın anlatımındaki beni sıkan tek şey tasvirleri insanı sıkacak şekilde çok uzun tutmuş olması.
Ünlü yazardan fena değil diyebileceğim bir korku romanı. Bir araştırmacı, arkadaşları ile beraber Güney Kutbunda bir araştırmaya çıkarlar. Burada tesadüf eseri bazı yaratıklar bulurlar Lake ve grubu. Ancak esas grup onlara ulaştığı zaman yaratıklar kayıptır ve ekibin tamamı öldürülmüştür. Sonradan araştırmaya devam eden ekip, Everest'ten daha yüksek bir dağ silsilesi ve bir şehir bulur. Şehir insanlık tarihinden eskidir. Necronomicon adlı kitapta geçen Eskiler ve efendileri olduğu Shoggoth adı verilen yaratıklar tarafından yapılmış bir şehir. Bu şehri araştırmaya çıkan ikili hayret edecekleri şeylerle karşılaşır. Acaba şehir boş mudur? Yoksa bu ikilinin hayatı tehlikede midir? Keyifle okunan bir roman.
Lovecraft'ın okuduğum ilk eseri ve iyi bir başlangıç olduğunu söyleyemem. Çok fazla teknik terim ve betimlemeyle okunması zor bir kitap olmuş. Hatta "Eski Şeyler" anlatılırken hayalde canlandırması neredeyse imkansız. Hepsine rağmen hikayenin ilginçliği insanı okumaya sürüklüyor ve bilinmeyen birçok teknik terimi, Nicholas Roerich'i ve Antarktika'yı kısmen de olsa öğrenmiş olmak tatmin edici. Ve Lovecraft'ın diğer kitaplarını da okuma isteği doğuruyor. Son olarak da, bol bol Necronomicon'dan, Cthulhu'nun Çağrısı'ndan bahsedildiği için okunması gereken ilk Lovecraft eseri olarak ideal değil.
Uzun uzun cümlelerde iki kelimede bir karşınıza çıkan teknik terimlerin ve Latince kelimelerin baskınına uğradığım, ( karşılaştıkça offfff-puffffladım ve şimdi hiçbirini hatırlamıyorum üstelik !) sürekli az sonra diye vaat edilen fakat bir türlü karşınıza çıkmayan, heyecan ve korku dolu anları hayal edip edip, bir türlü heyecanı ya da korkuyu bulamadığım, arkama baka baka, yaşadığım beklentiye razı olarak bitirdiğim bir hikaye.
Adamı kınadım ,kendim de bir paragraf cümle yazdım. Oh olsun bana.
Hikaye ürperticiydi, şöyle hafif dozda. Dehşetten ölmek, kalbin gümbürdemesi söz konusu olmadı. O kadar ön tanıtımdan sonra vahşi sahneler beklentisiyle gerildim ama bir de baktım hikayeyi bağlamış, bitirmiş.
Kitaptaki cümlelere bir örnek;
''Oymaların ölçeğinden, komşu tünellerin herhangi birinden aşağı doğru bir mil kadar yürümenin, bizi, yan taraflarında gecenin karanlığına bürünmüş gizli denizin kayalık kıyılarına inen, Eskiler tarafından inşa edilmiş patikalar bulunan, büyük çukurun üzerindeki baş döndürücü, güneşsiz uçurumun kıyısına götüreceği sonucunu çıkardık.''
Sonuçta o bir üstad lakin chutulhunun çağrısından sonra okuduğum "deliliğin dağlarında" yazarın engin hayalgücünü göstermenin dışında okuyucu olarak benı sıkıntıya gark etmekten başka bir şey yapmadı.
Tamam tasfirler güzel ama sürekli aynı şeyleri dönderip aktarıp tekrar ettiktilçe temcit pilavına dönüyor.
Kitabın başları çok güzel ama sonlar ah sonlara gelindikçe eskiler, yıldız kafalar, taş duvarlar,desenler, dekadanlar dekadanlar, karlar buzlar, oyuklar, tekeli-li tekeli-li ler shoggothlar, ostrogotlar, vandallar, vizigotlar.....
132 sayfa olmasına rağmen okuması vakit alan bir kitap. İçerisindeki tasvirler,betimlemeleri sindire sindire okumanız gerekiyor. Zaten H.P Lovecraft ın dili tamamen sizin hayal gücünüze hitap ediyor. En ince ayrıntısına kadar betimleniyor kitaptaki her nesne.
Konu olarak ise bir keşif ekibinin daha önce insanların ulaşamadığı bir noktada yaptıkları, insanları dehşete düşüren bir keşfi anlatıyor.
Deliliğin dağlarındaki bu maceraya girmek istemez misiniz?
Özellikle Lovecraft'la tanışmak isteyenlerin ilk dikkate almaları gereken, güzel bir kitap. Lovecraft'ın ilk yazılarından itibaren geliştirdiği bazı temaların altını ustalıkla çizdiğinden olsa gerek, eser, onun hikayelerinin mükemmel bir özeti gibi durmakta.
Antarktika'ya yapılan bir keşif ekibiyle, akla hayale sığmayan bazı tuhaf yapıların keşif sürecini tüm detaylarıyla anlatan öyküde, Lovecraf'ın başlıca korku teması, yani insanoğlunun evrendeki değersizliği ve kırılganlığı yer alır.
Howard Phillips Lovecraft, (20 Ağustos 1890-15 Mart 1937) Amerikalı korku yazarı ve Cthulhu Mitosu'nun yaratıcısı. Eserlerinde bilim kurgu ile korkuyu birleştiren ilk yazardır.
20 Ağustos 1890'da Rhode Island, Providence'de doğdu. Pazarlamacı olan babası Winfield Scott Lovecraft ve annesi Sarah Susan Phillips Lovecraft'ın tek çocuğuydu. Anne ve babası, ikiside otuzlu yaşlarındayken evlenmişlerdi. 1893 yılında Lovecraft henüz 3 yaşındayken, babası Chicago'da bir iş gezisinde olduğu sırada kaldığı otel odasında ağır bir psikolojik rahatsızlık geçirdi. Providence'e geri getirilerek Butler Akıl Hastanesi'ne kaldırıldı. 1898 yılında bir sinir krizi sonucu geçirdiği felç yüzünden ölene dek burada kalacaktı. Babasının hastalığı ve ölümünün Lovecraft üzerinde oldukça büyük ve derin bir etkisi oldu.
Yazarın en verimli dönemi, yaşamının son on yılında Providence'e döndükten sonra başladı. En bilinen kısa öyküsü Charles Dexter Ward Vakası ve Deliliğin Doruklarında'yı bu dönemde yazdı. Alonzo Typer'ın Günlüğü, Tümsek, Kanatlı Ölüm gibi birçok hayalet öyküsünü edebiyat dünyasına tanıttı. En üretken olduğu bu yıllarda iyice yoksullaşan yazar hayatta kalan teyzesiyle küçük bir pansiyona taşınmak zorunda kaldı.
1936'da yazara bağırsak kanseri teşhisi kondu. Yetersiz beslenme yüzünden durumu iyice ağırlaşan Lovecraft, 15 Mart 1937 yılında Providence'de yaşama veda etti.
H.P. Lovecraft adı, 1926 yılında yazdığı korku romanı Cthulhu Mitosu'yla ölümsüzleşti. Bu roman, birçok filme, besteye ve çizgi romana esin kaynağı oldu. Günümüzde de yaşamını sürdüren aralarında Stephen King, Bentley Little, Joe R. Lansdale ve Neil Gaiman'ın bulunduğu birçok bilim kurgu yazarına esin kaynağı oldu.