Adı:
Gölün Dibindeki Ev
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756477
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A House at the Bottom of a Lake
Çeviri:
Aslı Dağlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
2015 ve 2016’da Türkiye’nin En Çok Satan Korku Gerilim Kitabı Olan Kafes’in Yazarı Josh Malerman’dan Tüyler Ürpertici, Yepyeni Bir Roman!

İkisi de on yedi yaşındaydı. İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu.

Mükemmel bir ilk randevuydu: üzerinde kanoyla kürek çekilen göller, sandviçler ve soğuk içecekler... Ama Amelia ve James aniden suyun altında yaşamlarını sonsuza dek değiştiren bir şey keşfettiler.

İki katlı.
Bir bahçeli.
Ve ön kapısı da açık.
Gölün dibinde bir ev.

Amelia ve James için tek bir kural var: Evle ilgili soru sormak yok. Peki böylesine muhteşem bir yerin, belli bir bedelinin olmaması mümkün mü? İkili dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor:

BİR EVİN BOŞ OLMASI, ORADA KİMSE OLMADIĞI ANLAMINA MI GELİYOR?

“Josh Malerman bu işi biliyor.”
–Hugh Howey, Silo serisinin çoksatan yazarı

“Josh Malerman ilk aşkın getirdiği o peri masalı havasındaki nostaljiyi ustalıkla yansıtıyor ve biz okurlar da gerilimi hissettiğimizde bile uyarı işaretlerini görmezden gelip, bile isteye o yolda ilerlemeye devam ediyoruz.”
–LitReactorcom

“Gölün Dibindeki Ev, klasik korku anlatılarında çıtayı yükseğe koyuyor. Malerman cüretkâr ve yetenekli bir hikâye anlatıcısı.”
–Dead End Fullies

“Malerman, bu harikulade korku hikâyesinde, bizi aşk ve büyünün soğuk sularına sokuyor, iki gencin bu sulara açılma macerasını incelikle anlatıyor.”
–Livius Nedin, Booked, Podcast
184 syf.
·1 günde·7/10
Malerman'ın ilk kitabı olan Kafes sitemizde değişik eleştiri ve beğenilerle karşılanmıştı. Kendi adıma, son derece irkiltici, ilginç, ve okuduğum en tüyler ürpertici kitaptı Kafes; çünkü yazar hikâyesinin temel korku veya gerilim ögesini bilinmeyen, kimsenin görmediği ama hissettiği bir varlık üzerine kuruyordu. Ne veya kim olduğunu anlayamadığımız ama gerilim ve korku hissini sürekli hissettiğimiz için kitap amaçladığı şeyi gerçekleştirmiş oluyordu.

Malerman'ın ikinci eseri yine görememek, anlayamamak ve bilememek üzerine. Yeni sevgili olmuş gencecik iki insanın göl gezisi gölün dibinde bir ev olduğunu keşfetmeleriyle seyir değiştiriyor. Gölün dibindeki iki katlı ev onlar için bir tutkuya dönüşüyor. Defalarca göle dalarak eve gidiyor, orada bir şeylerin varlığını hissediyor ama göremiyorlar.

Kitap baştan sona iki karakter ve ev üzerine kurulmuş. Yazar gerilimi ağır ağır yükseltirken, asla Kafes'teki gibi bir gerilim yaratma veya korku hissi oluşturma amacı gütmüyor. Onunkisi daha çok hayatlarında ilk kez aşkı bulan gencecik insanların buldukları ve yaşamaya başladıkları bu çok güzel duyguları gölün altında iki katlı, son derece gizem dolu bir ev metaforuyla gizemli, sırlarla dolu, merak uyandıran bir keşif dünyasına dönüştürmek. Aşka bir güzelleme, bir övgü eseri bu; ergenliğe, hayata yeni adım atmaya, hayatı ve dünyayı aşkla tanımaya başlamaya duyulan sevgi ve özlemle yazılmış, insanın tecrübe dünyasındaki ilk ciddi adımlarına duyulan anlayış duygusuyla yaratılmış güzel bir eser. O yüzden, belki, gerilim ve korku hissi yerine, yazar gizemli bir hikâye aracılığıyla bizlerden o yıllarımıza, o hislere, o tecrübesizliğin içerisinde kaynayan hayat damarına selam göndermemizi istiyor... tabii bu, benim gibi, orta yaş merdivenlerini oflaya poflaya çıkanlar için geçerli belki de... İstemez miyim ben de bir sır dolu evi gölün dibinde görünce macera ve aşk hissiyle coşmayı, inadına, kararlılıkla o gölü mekân tutup, ısrarla orada var olmak için el ele o diplere, derinlere dalmayı? Geçti tabii, ben göle dalamam, dalsam da o eve gidemem. Gidesim tutsa, ev sandığım şey koca bir yosun kütlesi çıkar büyük olasılıkla. Ya da orada boğulurum kimbilir. Zaten artık hâlim yok.

Gölün Dibindeki Ev'i öneriyorum elbette. Belki seversiniz. Yine de okunup hemen unutulacak eserlerden biri bu. Kafes mi bu kitap mı derseniz, kesinlikle Kafes'i okumalısınız.
184 syf.
·1 günde·3/10
Kafes isimli eser sonrası şişirilmiş bir övgü yine yanılmalarla boşa çıktı. Tamam, Kafes'teki kurgu, o korkutucu atmosfer, bilinmeyen sahneler, zihnimizde dönüp duran dehşet dalgaları, sanrılar gerçekten iyiydi. Aslında zayıftı ama ne biliyim yazar, Kafes adlı eserle hakikaten tuhaf bir korku- gerilim kitabı yazmıştı. Yani benim bugüne kadar okuduğum korku eserlerinden farklıydı fakat kalite numarası ile belirtecek olursam rakam zayıf olacaktı. Neyse...

İthaki yayınlarından çıkmış bu eser, iki gencin birbirleriyle tanışması ve bu birlikteliğe bir macera ismi vermek için göle balık tutmaya giderler. Göle genelde balık tutmak için giderler ama romanda gezmek için gidiyorlar. James'in amcasının kanosu ile çıktıkları seyahatte gezdikleri gölün haricinde başka bir göl daha bulurlar. İki meraklı ergen gözlerini bu göle dikerler tabii. İşte bu gölün dibinde mi yüzeyinde mi belli olmayan bir cisim görürler.:) Ve bu cismi araştırmak için planlar yaparlar. Bakalım bu planlar işe yarayacak mı?

Spoiler korkusu olmayacak bir yazıdan yola çıkarak bu eser de resmen yazar, hazır Kafes'le tanınmışken hemen kısa bir roman patlatayım, biraz daha kazanayım diye, bir fikir yaratmış galiba. Çok, hani ne desem, çok Anadolu tabiriyle vıttırıvızzık bir eser. Ey yazar! Kafes ayrı bu ayrı. Niye mi? Çünkü yazar kolaya kaçmış. Gelgitlerle, aynı sahnelerle sayfaları doldurmuş . Örneğin hep aynı yere takılı kalmış. Gölde macera devam ederken, hiç kasabada, köyde bir olayları anlatmıyor. Bir amca ile bile romana korku pompalayabilrdi. Ama o amcanın sadece verdiği kano geçiyor her yerde. Böyle basitlikle gidilirse çok kolay romanı yine yazar. Bu seferde Ormanın İçindeki Ev ile karşımıza çıkar. İki genç vardı, ormana girdi, bir ev gördü, korktular, ağaca tırmandılar, tekrar eve girdiler, çıktılar, sonra silahlarla girdiler gibisinden. Yani okunurken ne demek istediğimi anlayacaksınız. Kısacası hani o korku var ya o korku, işte o yoktu.

Son olarak eskiye bir hatırlatma olarak; Marslı, Trendeki Kız ve Kafes isimli eserlerin aynı zaman dliminde çıkmasıyla, bu savaştan tek Marslı galip çıktı. Müthişti! Trendeki Kız da basitti. Umarım Malerman Kafes'teki gücünü yeniden kazanır. Saygılar...
184 syf.
·3 günde·5/10
Kafes kitabıyla gönüllere taht kuran Josh Malerman'ın tahtını sallayan kitap desem çok mu ağır olur? Kafes'i alalı epey olmasına rağmen henüz okuyamadım. Geçenlerde de yazarın bu kitabı takas yoluyla elime geçti. Kafesten sonra okuyanların genel olarak hayal kırıklığına uğradığını görünce beklentimi çok da yükseltmeden önce bunu okumaya karar verdim.
Gölün Dibindeki Ev, bana fikir olarak çok orijinal gelse de iyi işlenemediğini düşünüyorum. Nasıl desem ortada bir gizem ve gerilim var evet ama dozu ayarlanamamış, yeterli gelmedi. Yani tam korkmaya başlıyorum hevesim kursağımda kalıyor.
Kısaca konusundan bahsedecek olursam; İlk buluşmalarında ıssız bir gölde kano ile gezintiye çıkan James ile Amelia, gölün dibindeki evi fark ediyorlar. Evet gölün dibinde kocaman bir ev! Hem de içi dayalı döşeli! İlk dalışta yanlarında gerekli ekipmanlar olmadığı için pek verimli keşif yapamasalar da kimsenin bilmediği gizemli bir yeri bulmanın sevincini yaşıyorlar. Daha sonra gerekli dalış ekipmanlarıyla gelerek evin tüm odalarını keşfe çıkıyorlar. Aslında ev ile ilgili çok garip detaylar var ama en başında "neden/nasıl diye sormak yok" şeklinde bir karar aldıkları için sorgulamadan keyfini çıkarıyorlar.
Hani bazı korku filmleri vardır; aslında hiç korkunç bir şey göstermez ama müzikler, efektler, gölge oyunları falan derken üç buçuk attırır insana. Kitap da biraz öyleydi, kayda değer bir şey olmadığı halde beni tedirgin etmeyi başardı. Açıkçası ben olsam korkar, o eve giremezdim. Kalabalık bir grup olsa hadi neyse... Sadece iki kişiler, ikisi de 17 yaşında. Karakterlerin cesareti takdir edilesi. Ama ha bir şey oldu, ha olacak derken kitabın sonu geldi. Ayrıca o son neydi öyle? Galiba ANLAMADIM. Sanki son sayfalar eksikmiş hissiyle kitap elimde kalakaldım.
Velhasıl ana fikir güzeldi ve anlatımı akıcıydı ama duyguları tam yaşatamadı ve sonu tatmin etmedi.
184 syf.
·Beğendi·7/10
Malerman'dan okuduğum 2. kitaptı. (İlk okuduğum kitabı Kafes'ti.) Ve bu kitabı okumaya başlamadan önce gerçekten çok fazla yorum okudum ve bu yorumların çoğunluğu kitabın güzel olmadığı yönündeydi. O yüzden okuyup okumamak arasında çok tereddütte kalsam da, ne de olsa 180 sayfa ne kaybedebilirim ki en fazla deyip başladım okumaya. İyi ki de başlamışım!

Kitabın kısaca konusundan bahsetmek gerekirse iki tane 16-17 yaşlarında genç sevgililerimiz var. Bunlar bir gün gölde kayıkla gezerken gölün dibinde bir ev buluyorlar ve evin içine bakmaya karar veriyorlar. Evi gezdikçe, orayı keşfetmeye başladıkça eve daha da bağlanıyorlar ve gizli sırlarını keşfetmek istiyorlar.

Kitabın konusu aslında genel olarak bu. Bununla birlikte bir de iki genç insanın hayatlarında aşkı ilk defa tatmalarını, hayatı keşfetmelerini de okuyoruz.

Kafes'le karşılaştırınca herkes bu kitaptaki gerilimin daha az olduğunu söylese de nedendir bilinmez ben bu kitabı daha bir ürpererek okudum. Belki nedeni gölün dibinde, suyun içinde, karanlıkta geçmesidir. Çünkü kendimi bildim bileli göl, deniz gibi yerlerden korkuyorum. Yine de kafesin yeri çok ayrı tabiki :D

Eğer ki kendinizi kitabın sonunun olmadığına alıştırarak okursanız bu kitabı beğeneceğinizi düşünüyorum. Çünkü artık Malerman'ın tarzının bu olduğunu anladık. Hem Kafes'te hem bunda, ikisinde de kitabın sonu yarım bitti gibi oldu. Zaten kitaba başlarken de bunu bilerek ve kendimi alıştırarak okuduğum için sonunda çok da bir hayal kırıklığına uğramadım. Yine birazcık kızmadım değil yazara.

Neyse, boş bir zamanınızda, çok bir şey beklemeden alınıp okunabilecek bir kitap. Her ne kadar kitap bittikten sonra kısa bir süre "ne oldu şimdi yani" gibi bir moda girmiş olsam da okurken gerçekten keyif aldığım bir romandı.

Başka bir romanda görüşmek üzere. İyi günler!
184 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Spoilerimsi içerik barındırabilir...

Her kitap alışverişinde sepete eklediğim fakat ödeme adımlarından hemen önce vazgeçip yerlerine farklı kitaplar ekleyerek okumayı ertelediğim iki kitaptan birisi Gölün Dibindeki Ev. Diğeri de aynı yazarın Kırmızı Piyano'su.

Üst üste genelde tercih ettiğim tarz dışında ve oldukça uzun süren iki kitap okumasından sonra artık yeter diyerek sipariş verdim.

Malerman'ın Kafes'ini okumuş, genel olarak memnun kalmama rağmen bitişindeki belirsizlik canımı sıkmıştı. Bu belirsizliği "ikinci kitap gelecek, merak uyandırmak istiyor herhalde" diyerek geçiştirmiştim. Sonra Kırmızı Piyano'yu okudum. O da neredeyse aynı... Hemen sonrasında da bu kitabı okumaya başladım.

Adam okuyucuyu germeyi biliyor (Bence). Malerman'ın kitaplarındaki kadar sadece Dean R. Koontz'un Fanatikler kitabında gerilmiştim.

Gelelim kitaba,
Onyedi yaşında iki genç. İlk buluşmalarını ödünç alınan bir kano üzerinde bir göl gezisi ile yapmayı planlıyorlar. Gezi sırasında daha önce orada olduğunu bilmedikleri gizlenmiş bir tünele girerek küçük bir göle ulaşıyorlar. Bu gölü keşfederlerken gölün dibindeki bir evin çatısını görüyor ve meraklarına yenik düşerek ve macera yaşama isteği ile gölün dibindeki evi keşfetmeye karar veriyorlar.

Eve yaptıkları dalışların sürecinde gerçekleşen maceralar anlatılıyor kitapta.

Bazı kitapları tekrar okuma isteği oluştukça onları kafamın bir yerine not ederim. Kitap bütçemin az olduğu zamanlarda o kitapları tekrar okurum. Bu kitap o kitaplardan değil :)

Tavsiye eder miyim? Özellikle tavsiye edemiyorum. Okuduğuma pişman değilim. Az sayfa sayısına sahip bir kitap olması dolayısıyla çerez olarak okunabilir.

Sonraki paylaşımda görüşmek üzere...
184 syf.
·4/10
2015 ve 2016’da Türkiye’nin En Çok Satan Korku Gerilim Kitabı Olan Kafes’in Yazarı Josh Malerman’dan Tüyler Ürpertici, Yepyeni Bir Roman! İkisi de on yedi yaşındaydı. İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu. Mükemmel bir ilk randevuydu: üzerinde kanoyla kürek çekilen göller, sandviçler ve soğuk içecekler... Ama Amelia ve James aniden suyun altında yaşamlarını sonsuza dek değiştiren bir şey keşfettiler. İki katlı. Bir bahçeli. Ve ön kapısı da açık. Gölün dibinde bir ev. Amelia ve James için tek bir kural var: Evle ilgili soru sormak yok. Peki böylesine muhteşem bir yerin, belli bir bedelinin olmaması mümkün mü? İkili dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor: Bir Evin Boş Olması, Orada Kimse Olmadığı Anlamına Mı Geliyor?

Kitaba Amelia ve James'in aşklarına ilk adım atmalarıyla başlıyoruz. Ardından herkes gibi sinemaya gitmek ya da yemeğe çıkmak yerine kanoyla birlikte gölü turlamaya ilk randevularına çıkıyorlar. Ardından şans eseri daha önce muhtemelen hiç kano sürülmemiş üçüncü gölü keşfediyorlar ve kitabın da adını aldığı üzere gölün dibindeki evi keşfediyorlar. Şaşırmayacağınız üzere bi çılgınlık yaparak göle dalıp evin içini gezmeye başlıyorlar. Fakat baştan sona suya gömülü olan bu evde her bir obje aynı normal halinde olduğu gibi dayalı döşeli duruyor. Bu elbette karakterler gibi bizim de kafamızı karıştırıyor fakat bu keşifleri süresince "nasıl" sorusunu asla akıllarına getirmeme kuralını koyuyorlar. Daha sonrasında bölüm bölüm gölün içindeki o evin tamamen yalnız olmadığını öğreniyorlar ve artık her bölümü arka plandaki gerçeği öğrenme merakıyla kıvranarak okuyoruz.
184 syf.
·18 günde·7/10
Yazarın okuduğum ikinci kitabı olduğu için açıkçası beklentim yüksekti. Kafes, beni derinden etkilemişti. Bu yüzden bu kitabında da öyle bir etki bekledim. Fakat kitap beni Kafes kadar etkilemedi. Ama yine de sevdiklerim arasına girdi.

Yazar, görmemek, bilmemek üzerine kurgular yazıyor. Zaten insan en çok bilmediği ve görmediği şeylerden korkar, diye düşündüğüm için yazarın bu amacını doğru buluyorum. Kafes kitabında o ürpermeyi yaşarken bu kitabında öyle bir ürperme fazla yaşatmadı. Aslında bunu bile bilerek yaptığını düşünüyorum. Yazar kurgunun iplerini elinden hiç kaçırmamış ve zaten kurgunun başlangıç, ilerleyişi ve sonu o kadar belliymiş ki yazar o çizginin dışına çıkmamış. Zaten kurgu da çıkmak istememiş gibi.

Sadece sonu bende "Keşke devam kitabı olsaydı." dedirtti. Çünkü sonu çok havada kaldı ve okuyucuya bırakılamayacak kadar soru işaretleriyle dolu bir sondu. Gerçi ilk kitabında da aynı askıda bırakma olayını yapmıştı. Yazarın bu yönünü gerçekten hiç sevmiyorum. Çünkü kurguları gerçekten de okuyucuya bırakılamayacak kadar karışık ve iyi. Düşündükçe hala Gölün Dibindeki Ev'in sonu nereye gitmeliydi çözemiyorum. Yazar belki de böyle beklentiyi artıyordur?

Herkesin aksine ben "Josh Malerman ile tanışmak için ilk kitabınız Gölün Dibindeki Ev olsun." derim. Böylece bu kitabı daha fazla seveceğinize inanıyorum. Bence beklentiler tamamen Kafes yüzünden artıyor. Ben Kafes'i düşünmeden okuyunca bu kitaptan memnun kaldım. Bir kız, bir oğlan ve bir evden oluşan bu kitaba bir şans verin derim.
184 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar kasım ayında bayılarak okuduğum, diline hayran kaldığım yazarın ikinci kitabı olan "gölün dibindeki ev" kitabını bitirdim kendisi az sayfa sayısı ile çerezlik bir kitaptı benim için neyse ben bu kitabı okumadan önce 1000kitap'ta yorumlarının kötü olduğunu gördüm ve dedim "bu insanlar manyak mı nasıl böyle bir yazarı beğenmezler" okuyunca anladım bende beğenmedim. Şuna bir açıklık getirelim: Yazarın diline hayranım. seni çok güzel bir şekilde kıvama getirip en ufak bir sesten dahi ürkmene sebep oluyor ama onun dışında.. Yok yani, bu kitabın sonu da Kafes gibi muallak bitti anlam veremedim ama bu anlama verememek, sonunun açık uçlu olması bir yandan da hoşuma gidiyor o kafayı yeme hali. Kitapla ilgili sorunum bu da değildi aslında. Kafes, üzerine uğraşılıp çalışıldığını bir metre öteden haykıran bir kitaptı ama bu sanki tek seferde oturulup tek seferde yazılmış bir roman gibiydi. Okurken sonlara doğru sıkıldım bile. Bir de bahsetmek istediğim diğer konu sende oldu mu bilmiyorum ama kitaptan fazlaca bir Neil Geiman tadı aldım özellikle ilk başlarda hayta anlatım tarzı birazcık değiştirilip, kapağa Neil Geiman yazılsa yadırgamazdım. Sende de olduysa yaz lütfen. Her şeye rağmen kitabı sevdim.
Kitaba puanım:3,5/5⭐️
184 syf.
·Beğendi·5/10
Josh Malerman'ın okuduğum ikinci kitabı. Bu kitabı da 'Kafes' gibi; dili kullanma ve akıcılık konusunda başarılı. Yazarın bu tarzını gerçekten seviyorum. Kitaplarını gözüm kapalı almamın sebebi de bu aslında. Hiç kuşkusuz, okurken buram buram gerileceğimin, meraklanacağımın ve bir sonraki sayfaya bir solukta geçeceğimin garantisini her defasında veriyor yazar. Ama şöyle birşey varki; sonla alakalı ciddi sıkıntıları var Malerman'ın. Bir hikayenin bitmesi fikri ona sıcak gelmiyor sanırsam. Kitaplarının sonları fazlasıyla havada kalıryor. Siz sadece yazarın izin verdiği kadar karakterlerin içinde bulundukları olaya dahil olabiliyorsunuz. Kitap bir noktada bitiyor. O karakterler olay örgüsünün devamına ilerliyor, fakat siz onlarla ilerleyemiyorsunuz çünkü kitabın son sayfasının satır sonundasınız. Kitabın puanını düşük vermemin tek nedeni artık yazarın bu sonlarına fena halde sinirlenmiş olmam.
Buna rağmen yeni kitabı çıksa gözüm kapalı yine alırım. Böyle de çelişkiler yaşatan biri işte.

Yazarla karşılaşsam soracağım 2 soru olur;

Bunu neden yapıyosun? Çıldıralım mı istiyorsun?

Sonuç olarak; sonu hariç kitap güzel ve vaadettigi gerilimi sonuna kadar veren bir yapıt. Gerilim severlerin okumasını tavsiye ediyorum.
184 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Açıkçası evet, kitabın sürükleyiciliğini fazlasıyla beğenmeme rağmen sonunun biraz havada kaldığını kabul ediyorum. Biraz değil hatta, fazlasıyla. Fakat, bunu yazarın beceriksizliği gibi vurgulamak bence çok yanlış bir yargı. Herkesin bir tarzı vardır, ve Josh Mallerman kitap boyunca benimsediği alegorik tarzı, kitabın sonunda da devam ettiriyor. Anlatılan olay bir çok anlama gelebileceği gibi, kitabın sonu da her okura farklı bir şey çağrıştırabilir. Aslında kitabın sonu tamamen size bağlı. Kitabı okurken olayları nasıl anlamlandırdığınıza göre şekilleniyor son cümlelerden alacağınız anlam. Bana soracak olursanız eser, ani gelişen bir ilişkide heyecan, korku, mutluluk gibi duyguların bir arada yaşanması sonucu içte beslenilen kaygı duygusunun aslında ne kadar zararlı olabileceğini vurguluyor. Anlatım konusuna da gelirsek; Mallerman sayfaları bize koşaradım çevirtmeyi çok iyi biliyor diyebilirim. Bir sonraki sayfada ne olduğunu deli gibi merak etmek deyimi bu kitapta fazlasıyla anlamlanacaktır sizler için.
184 syf.
·Beğendi·10/10
“Bir Evin Boş Olması, Orada Kimse Olmadığı Anlamına Mı Geliyor?”
Hayatımda gördüğüm en güzel buluşmayı bu kitapta gördüm. Tabi hayatımda hiç biriyle çıkmadım ama konumuz bu değil değil mi? :) 17 yaşında olan James ve Amelia ilk buluşmalarını gölde bir kanonun üzerinde geçiriyorlar. Sandviçler ve soğuk içeceklerle geçen buluşmada yaşamlarını sonsuza dek değiştirecek bir şey keşfettiler. Gölün dibinde bir ev. Ev iki katlı, bahçesi var ve ön kapısı açık...
Kitap zaten 182 sayfa olduğu için ve ‘sonunda ne olacak?’ merakım ile beraber bir günde bitti. Evin içine girdiklerinde o kadar heyecanlanıyordum ki elim ayağım titriyordu. Sinema veya romantik bir akşam yemeği değildi bu buluşma. Bu buluşma gölün dibindeki bir evde, iki katlı bir evde olan heyecan verici bir buluşmaydı, ilklerin yaşandığı bir buluşmaydı. Sonlara doğru evet Josh bu sefer beni üzecek dedim ama hayır yine güzel bir sonla bitti. Canım Josh️. 5/5 veriyorum.
184 syf.
·2 günde·6/10
Josh Malerman'in Kafes kitabını okuyup çok beğenen biri olarak bu kitabının bu kadar düşük puan almasına çok şaşırmıştım. Kitabi bitirdikten sonra neden böyle olduğu kafamda netleşti.
Eğer ilk kitabı okuyup kitabın kapağına ve arka yazısına bakarak bir gerilim-korku romanı beklentisi içerisine girerseniz "ki öyle oluyor", kitap inanılmaz bir hayal kırıklığı yaratıyor.Yazim dilinin basit ve bir gençlik romanı havasında oldugunu hissediyorsunuz.
Kitabi Kafes ve yazarı ile tanışmadan ve beklenti içine girmeden okursanız belki de bu kadar düşük puan vermeyebilirsiniz.Cunku yazım dili akıcı,çabuk okunabilen ve özellikle kitabın ilk yarısından sonra merak uyandıran bir kurgusu var.2 gencin birbirlerine duydukları o ilk hisleri, korkuları ile takıntıları arasında sekillendiriyor .
Kisacasi bir genclik romanı statusunde okunabilir. Gerilim severleri tatmin etmeyecektir.
Bir ev: iki katlı, bahçeli, kapısı ziyaretçi bekliyormuşçasına açık ve gölün dibinde.
O evi ziyaret etmeye kararlı iki genç: Amelia ve James.
Tek bir kural: Evle ilgili soru sormak yok.
İkili, dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken
gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor:
Bir evin boş olması, orada kimse olmadığı anlamına mı geliyor?
"Bu kelimeleri aklından geçirmek istemiyordu. Asıl istediği, onları dile getirmekti.
Çünkü korkan hiç kimse yüksek sesle konuşmaya cesaret edemezdi."
Josh Malerman
Sayfa 87 - İthaki Yayınları - 17
Başlarından geçen şeyin inanılmaz ve çılgınca olduğunu söyleyip şimdi ne yapacaklarını ve maceranın zirvesini gördükten sonraki sıkıcı hayatlarına nasıl katlanacaklarını daha kaç defa tartışabilirlerdi ki?
"Gözlerini yumdu.
Değişimin gerçekleştiğini adeta hissedebiliyordu.
Yaşamdan ölüme geçtiğini.
Hareket ederken öldüğünü."
Josh Malerman
Sayfa 52 - İthaki Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gölün Dibindeki Ev
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053756477
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A House at the Bottom of a Lake
Çeviri:
Aslı Dağlı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
2015 ve 2016’da Türkiye’nin En Çok Satan Korku Gerilim Kitabı Olan Kafes’in Yazarı Josh Malerman’dan Tüyler Ürpertici, Yepyeni Bir Roman!

İkisi de on yedi yaşındaydı. İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu.

Mükemmel bir ilk randevuydu: üzerinde kanoyla kürek çekilen göller, sandviçler ve soğuk içecekler... Ama Amelia ve James aniden suyun altında yaşamlarını sonsuza dek değiştiren bir şey keşfettiler.

İki katlı.
Bir bahçeli.
Ve ön kapısı da açık.
Gölün dibinde bir ev.

Amelia ve James için tek bir kural var: Evle ilgili soru sormak yok. Peki böylesine muhteşem bir yerin, belli bir bedelinin olmaması mümkün mü? İkili dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor:

BİR EVİN BOŞ OLMASI, ORADA KİMSE OLMADIĞI ANLAMINA MI GELİYOR?

“Josh Malerman bu işi biliyor.”
–Hugh Howey, Silo serisinin çoksatan yazarı

“Josh Malerman ilk aşkın getirdiği o peri masalı havasındaki nostaljiyi ustalıkla yansıtıyor ve biz okurlar da gerilimi hissettiğimizde bile uyarı işaretlerini görmezden gelip, bile isteye o yolda ilerlemeye devam ediyoruz.”
–LitReactorcom

“Gölün Dibindeki Ev, klasik korku anlatılarında çıtayı yükseğe koyuyor. Malerman cüretkâr ve yetenekli bir hikâye anlatıcısı.”
–Dead End Fullies

“Malerman, bu harikulade korku hikâyesinde, bizi aşk ve büyünün soğuk sularına sokuyor, iki gencin bu sulara açılma macerasını incelikle anlatıyor.”
–Livius Nedin, Booked, Podcast

Kitabı okuyanlar 909 okur

  • İrem naz yılmaz
  • Döne Pala
  • Hilmi Canbolat
  • hell in
  • Nur Güler
  • Taylan Nice
  • Dilara Yılmaz
  • yeliz özek
  • Melisa Özdemir
  • Günay Pamukçu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.7
14-17 Yaş
%28.2
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%19
35-44 Yaş
%17.2
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%82.9
Erkek
%17.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.9 (35)
9
%8.6 (38)
8
%7.4 (33)
7
%17.6 (78)
6
%15.5 (69)
5
%16 (71)
4
%9.5 (42)
3
%7 (31)
2
%4.5 (20)
1
%6.1 (27)

Kitabın sıralamaları