“Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte…”
Mevsimim neden hazan? Hayallerimde ise hazan yok, sadece ikinci bahar hevesi yalnızca ikinci bahar hissediyor, ikinci bahar bakışıyor ve ikinci bahar konuşuyorum.
Dertlerimin ortasında umudumun yeşerdiğini düşünüyorum. Çaresizlik evet ve bunu fark ettiğimden beri önümde uzun, ağır günler, aylar, yıllar olduğunu anladım. Anladım ama ikinci bahar düşlerinden de vazgeçemiyorum. Bu nokta da benim trajedim sanırım.
" Henüz sözcük haline dönüşmemiş ya da bir sözcük karşılığı olmamış durumlar"
Öyle ki her şeyden kurtulmuşken. Çırılçıplaklık yalnızlık sözü bunu en iyi anlatıyor. Dünden, geçmişten, yaşanan tüm ilişkilerden. Her şeyden vazgeçmiş yeniden anlamaya çalışırken dünyayı, gerçekliğini kabul edemeyeceğim bir yeni dünyayla karşılaşmak istiyorum. Belki gerçekliğini her an tartışabileceğim bir dünyadır. Belki de anlatması hiç kolay olmayan, yaşadığımı sandığım ama hiç dokunamadığım. Kabul etmesi, ettirilmesi kolay olmayan gerçekler ve duygularla yüklü ikinci baharımın dünyası.
Beni, içimdeki hazandan alıp ikinci baharı yaşatacak umutlu ve düşlerimin dünyası.
Yalnızlık eğitiminden fazlasıyla geçtiğimi düşünüyorum. İkinci baharımın kapısını çalan, davet etmediğim, geri çevirmediğim, misafir etmeye endişelendiğim isim veremediğim duygular yaşıyorum.
" Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır.
Bana açtığın her telefon"
Hazanda yaşıyorum diyorum ama duygum, düşüncem , bedenim hazana ait değil. Çaresiz yorgun ve gariban ise hiç değilim.
Uzun uzun konuşmalarım, sessiz dinlemelerim ve derin sohbetlerim de oluyor artık. Ara sıra yazıyor, çokça okuyorum. Her şeyi biliyorum sanıyorum ama hiçbir şeyi değiştiremem fikrinden de vazgeçiyorum.
İkinci bahar hayallerinde bir tüy kadar hafif olmak.
"Bir şey söyle bana,
Bana bir laf et ki
Şiir seven ama aşırı şiir seçen bir okurum. Şiir yazmayı çok kolay görünen ama çok risk içeren, hani rezil de eder vezir de derler ya tam da bu ifadeye benzeyen bir eylem olarak görüyorum. İyi yazmaya çalışırken çok sıradanlaşabilirsiniz de harika bir şey de ortaya çıkabilir.
Çok başarılı şairlerin şiirlerinde bile bana sıradan kalıplar gibi gelen, evet güzel ama benlik değil dediğim şiirler oluyor. Eminim herkesin oluyordur. Didem Madak seveniyim, tam olarak o tarz şiirlere bayılıyorum, hani konuşur gibi, hani biraz da sanki şiir değil de düz metin gibi, hikaye gibi.
Ama Cemal Süreya, bu kitap ile beni benden aldı, tutulu kaldım. Bu eski düşüncemi yıktı, daha az elemeye başlayacağım belki artık şiirleri ya da belki bu tarz şiirleri de seveceğim bilmiyorum.
Cemal Süreya şiirlerini daha önce de okumuştum. Ama Güz Bitiği'nde tam ne var bilmiyorum, başka bir tutuldum bu şiirlere.
Güz başına yakın okudum diye mi?
Hayatımda bir güz dönemi yaşıyorum diye mi? Bahar severim diye mi?
Cemal Süreya bu kitaba başka bir aşkla mı yaklaşmış, sevgi mi katmış.
Bilemedim.
Kısacası ben çok sevdim.
Ne diyeyim ki başka.
"Keşke yalnızca bunun için sevseydim seni."
Cemal Süreya şiirlerini daha önce de okumuştum. Ama Güz Bitiği'nde tam ne var bilmiyorum, başka bir tutuldum bu şiirlere.
Güz başına yakın okudum diye mi?
Hayatımda bir güz dönemi yaşıyorum diye mi? Bahar severim diye mi?
Cemal Süreya bu kitaba başka bir aşkla mı yaklaşmış, sevgi mi katmış. Bilemedim. Kısacası ben çok sevdim.
Mevsimim neden hazan?
Hayallerimde ise hazan yok, sadece ikinci bahar hevesi yalnızca ikinci bahar hissediyor, ikinci bahar bakışıyor ve ikinci bahar konuşuyorum.
Dertlerimin ortasında umudumun yeşerdiğini düşünüyorum
Çaresizlik evet ve bunu fark ettiğimden beri önümde uzun, ağır günler, aylar, yıllar olduğunu anladım.
Anladım ama ikinci bahar düşlerinden de vazgeçemiyorum.
Bu nokta da benim trajedim sanırım.
Cemal Süreya'nın bir düzyazı, yirmi şiir, on bir beyit ve on altı dizeden oluşan şiir kitabıdır. 1988 Behçet Necatigil şiir ödülünün sahibidir.
Yürürsen yakındır yürümezsen uzak.
1988 yılında 1. baskısı yapılan Güz Bitiği kitabı, Sıcak Nal ile birlikte 1988 Behçet Necatigil Şiir Ödülü almıştır. İçinde 1 Düzyazı, 20 şiir, 1 şarkı, 11 beyit, 16 dize yer almaktadır.
Cemal Süreya'nın bir düzyazı, yirmi şiir, on bir beyit ve on altı dizeden oluşan şiir kitabıdır. 1988 Behçet Necatigil şiir ödülünün sahibidir. Kitaplığınızda bulunması gereken bir kitap..
Kitap bir düzyazı, yirmi şiir, on bir beyit ve on altı dizeden oluşuyor. Şiir'in, bütünlük içinde -kitap halinde- şiirin, 'yapılan' bir şey olduğunu vurgulayan bir kitap. Yıllardan 1987 aylardan marttır; büyük kış olmuştur; hatta Süreya "bu büyük kış her zaman anılacak" demiştir yine günler'inde; o mart günlerinde bir süre evden çıkamadığı da olmuştur Süreya'nın ve zaten "evden çıkamama duygusu, evde bir şeyler yapamama olanağını da örseliyor" diye de eklemiştir. 18 yıl geçmiş üstünden; ben o yıl ilkokul 1 deymişim mesela belki yenice sökmüşüm okumayı ya da annem kafama vura vura hecelettiriyormuş bir şeyleri; bugün okuyarak ve çokça yazarak hayatımı kazanmaya çalışıyorum; nasıl da geçiyor yıllar, "geçen yıllar olsun" ne denir ki başka.
Bazı şiirler yalnızca kâğıtta kalmaz; bizimle birlikte yaşar, zamanla içimize yerleşir. Bu kitaptaki şiirler de tam olarak böyle. Sıcak nal kitabından bir gün sonra çıkmış, birbirini tamamlayan şiirlerden oluşan bütünlüklü bir yapı sunuyor. Cemal Süreya’nın şiir anlayışının en olgun, en damıtılmış hâlini bu metinde görüyoruz.
Kitap boyunca sonbaharın soluklarını tamamlayıp kışın serinliğine adım adım geçtiğimizi hissediyoruz; mevsimler gibi duygular da ağırlaşıyor, derinleşiyor, dinginleşiyor.
İyi okumalar.
Eşdeğeriyle Yan
Eşdeğeriyle yan yana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.
Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Güz Bitigi, Cemal Süreya’nın sadece mevsimlere değil, ruhun karanlık koridorlarına yazdığı bir veda mektubudur. Bu kitapta kelimeler, sararan yapraklar gibi dökülür sayfalara. Aşkın yalnızlığı, düşüncenin derinliği ve zamanın kırılganlığı şiire sinmiş hâlde çıkar karşımıza. Süreya, bu eserle hem kendine hem okuyana son bir kez aynaya baktırır. Şiir burada artık bir sığınak değil; kabullenişin, durulmanın ve derin iç çekişlerin adıdır. Güz, onun kaleminde sadece bir mevsim değil, yaşanmışlığın içimize işleyen soğukluğu olur." maveraesmanur #k:234623c Cemal Süreya
Cemal Süreya'nın bir düz yazı, yirmi şiir, bir şarkı, on bir beyit, on altı dizeden oluşmasına rağmen "tek bir şiir" olarak nitelendirdiği kitabı.
Güz bitigi...
İsmini, Doğu Perinçek'e göre Dîvânü Lugati't-Türk'teki "Ay Bitigi"nden almış."Ay Bitigi" ise, Karahanlılar devletinde askerlerin adlarının ve azıklarının yazıldığı deftere verilen isimmiş.
Necatigil Şiir Ödülü'nü alan bu kitap, ebatı küçük ama anlamca büyük nitelikte.
Bin defa dahi okusanız bir defa of dedirtmeyecektir...
Kitabın başındaki düz yazıyı belki 3-4 defa üst üste okuduğum gerçeğiyle sözlerimi destekliyorum.Öylesine çok sevdim işte..
Hülasa arkadaşlar, tavsiyemdir;
Alın, aldırın,hediye edin vee okuyun...
Asıl adı Cemalettin Seber'dir.
Cemal Süreya 1931'de o yıllarda Erzincan'a bağlı olan Pülümür ilçesinde doğdu. Çocukluğunun ilk yıllarını Erzincan şehrinde geçirdi. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirmiştir. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.
Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.
İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri Şarkısı Beyaz, Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.