Hasretinden Prangalar Eskittim

·
Okunma
·
Beğeni
·
37.233
Gösterim
Adı:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Baskı tarihi:
Mayıs 2003
Sayfa sayısı:
142
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752970212
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz kaldım,
Terketmedi sevdan beni
184 syf.
·10/10
Pranga ne demek baba?

İnternet ortamında doğan çocuklardan değildik. Bilgiye kolay ulaşamazdık. 2000 ve sonrası doğumlular bence çok şanslı bu konuda.

Kitabın kapağında bir pranga fotoğrafı yoktu. Babam eliyle göstererek anlatmaya çalıştı. Yetmedi kağıda şeklini çizdi. İşte pranga budur dedi. En son iyice kavrayabilmem için bacağımı şu an ne olduğunu hatırlayamadığım bir kumaş parçasıyla masaya bağladı. "Hadi git gidebilirsen. Eğer kötü şeyler yaparsan sana böyle pranga takarlar." dedi.

Hasretinden prangalar eskittim kitabının hikayesi ise şöyle;
Ahmed Arif’in kitabı için düşündüğü ilk ad bu değildi. “Kitabımın adını ben 'Dört Yanım Puşt Zulası“ koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok' dedi. ''Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarımı söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme mısra olarak kalsın.“

Düşündüm ve Ali'ye hak verdim. Madem öyle kitabımın adı Hasretinden Prangalar çürüttüm olsun dedim.

Fakat 'çürüttüm' sözcüğünü sevmedim. Bir de bu sözcükte üç tane 'ü' geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onu tırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum. O nedenle 'eskittim' dedim"

Ahmed Arif bana pranganın ne olduğunu merak ettiren kitabın sahibi idi. Pranga kötü şeyler yapana takılıyordu ya hani Ahmed Arif işte öyle kötü sevmiş ki hasretten prangalar eskitmiş bir yüreğe sahipti. Hırçın sert şiirler yazan başıbozuk bir dağ şairiydi. Öfkesini, umudunu her mısraya mavzerle işlemişti. Cesur ve korkusuzdu şiirleri. Herbiri birer ağıt niteliğinde olan bu şiirler kesinlikle okunmalı.
184 syf.
·144 günde·10/10
Ahmed abimin doğum gününden daha güzel bir gün yoktur, onun şiirleriyle beslediğim yüreğimden düşen en güzel mektubu paylaşmak için. Bu kitaba inceleme olmaz, bu kitap sizi inceler ve en küçük bir açık bulup damarlarınızdan içeriye hücum eder. İşte benimki de öyle bir şey...

Sevdiğim.. Hasretinden prangalar eskittim. Nasıl gidersin o yollarda bensiz? Bilmem. Deyip başladım yazmaya. Yalnız değilsin. Tabii ki, hiç yalnız bırakır mıyım seni oralarda? Bak bir sağına soluna. İstasyondaki terli çocuğum. Yanaklarım al al oldu. Çünkü seni yolcu etmek için kilometrelerce koştum da geldim. Yeşillenmiş yapraklarda görürsün beni. Kucak açtım sana, orman gibi. Yüreğimden düşen damlaları emanet ettim, asi Fırat gibi coştum da geldim.
Sana eşlik etsin diye, özel bir hediye. Bu güzel kitabın içindeki şiirleri sana tek tek okudum. Gerek renksiz gecelerimizi, gerekse hüzünlü günlerimizi renklendirdi bu şiirler ve bizimle özdeşleşti her bir dizesi. Her satırında seni buldum, her satırını sana armağan ettim, yarım yüzyıl öncesinden. Ya yazmasaydı Ahmed abi böyle güzel şiirleri? Nasıl anlatırdım sana kendimi.. Sadece şiirlerini mi. Mektupları da ilham verdi bana. Bazen Leyla'sına yazdığı gibi Leylim Leylim dedim sana. Düştüğüm halleri döktüm içimden, bu beyaz satırlara. Seni görünce tutuluşumu anlattım, diz çöküşümü, sevdamı haykırdım sana. Bazen de Kafka'nınki gibi dert yandım sana. Aynı onun yandığı gibi Milena'sına. Yanında olamayışını, onsuz çektiği acıları ve kavuşma arzusunu, kelimelere sığdıramayıp, ondan önce eline ulaşan mektubunu bile kıskanışında buldum kendimi sana yazarken. Biraz da Halikarnas Balıkçısı'ydım. Azra Erhat'a hitap ettiği gibi sayıkladı adını mektuplarım. Canım Canım Canım..
Hepsinden, her şeyden kattım içime ve en güzelini sana yazmak için uğraştım Sevdiğim.. Hani bir cümle yazacak olsam şu olurdu; yüzyıllar öncesinden yapılmış bir çeşmeden su içmişliğim var, ama senin adın kadar, tarih bile titretemez dudaklarımı.. Adını söylediğimdeki ferahladığım kadar, içtiğim su bile ferahlatamaz yanan yüreğimi. Sen ki kıskandırırsın gökkuşağının yedi rengini, dudağının kenarındaki ufacık bir gülüşünle. Senin için kuşlar göç yolunu değiştirir, ve senin için, vaktinden önce gelir buralara bahar. İlk cemre yüreğime düştü senin gülüşünle. İkincisi dilime bir bakışınla. Üçüncüsü elime, kalemime, kalbinin kalbime biraz yakın atışıyla. Bitmedi. Benim doğama düşürdüğün cemrelerin haddi hesabı yok. Cemre yağmuruna tutuyorsun durmadan beni.
En güzel anlarımızda, düşler sokağındaydık, sen tuttun elimden benim. Dokunuşların can verdi o an kurumuş toprağıma. Bahar geldi, can geldi sararıp solmuş yaprağıma. Nasıl da aydınlığa alıştırdın ürkek kalbimi. Nasıl yol gösterdin, rehber oldun bana. Ömrüm uzasın isterim artık, sen varsın diye yanımda. Dilim kurumasın ki okuyayım şiirlerimi kulağına. Dudaklarımdaki hayat türküsünün adısın sen Sevdiğiim, durmadan sayıkladığım.
Gülüşün. Birde gülüşünü resmetmeye kalksam mesela, sağ yanağındaki tebessüme bile yetmez hiçbir boya. O yüzden yanaklarına dizmek için, yıldızları kuyruğundan sallayıp yere dökmem gerek. Gözlerin gibi parlak ayı ve güneşi dudaklarından öpmem gerek. Saçlarına taç yapmak içinse, gökkuşağını, bulutların kalbinden sökmem gerek. Ancak o zaman, gülüşün kadar güzel bir şey olur. Ne olursa olsun benimle ol. Her anımda, hep yanımda. Dolaş sürekli heyecanla damarlarımda...

Bilmem; gönlümün, hayallerimin ulaştığı yere ömrümüz ulaşabilecek mi..

Ahmed abimin de dediği gibi.

Yokluğun, cehennemin öbür adıdır.
Üşüyorum, kapama gözlerini...
184 syf.
Ahmed Arif, şiirlerini, halkından, bir dize olsun ayrı tutmamıştır. Halkı için dizelerini gür sesle okumak ister. Şiirini belki de en çok dostları ve o güzelim halkı için yazıyor gibidir." Sevgilim" dediğinde o etten ve kemikten sıyrılır, ortak bir sevgilimiz olur birden. O denli pürüzsüz bir şiirdir ki onun yazdığı şiir, okuyucu bir burgaca kapılıp giderek hızlanır ve içeri doğru bir yolculuğa çıkar. Sözcük seçimleri, ses ile ahengi tam anlamıyla gerçekleştirir; anlam ve duyguyla taşar yüreklerimizden.

Beni Etkileyen dizeleri:

" Sus, kimseler duymasın
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğrur bizi?"
184 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Sevda, umut ve eşitlikçi bir dünya düşü, Anadolu’nun, özellikle de Doğu’nun yoksul, emekçi halkının yaşadığı, duyumsadığı her şey, kaynağı ve damarları durumunda şiirin. Duyarlılıklar, yakarışlar şiire dönüşürken, bu kültürlerin efsaneleri, masalları türküleri ve ağıtlarından yararlanarak kurulan imgelemin müthişliğini görebiliyorsunuz. Anadolu’nun halk şiirinden kısmi olarak esinlenilen bu şiirde benzersiz sözcükler dünyası oluşmakla birlikte değişik ses ve anlamlar beliriyor. Sözcük ve dizelerde hiçbir şairin şiirinde rastlamadığım bir ritim buldum Ahmed Arif’in dizelerinde.
Yoksul ve emekçi halkın yaşadığı drama bir isyan var. -Yaşar Kemal’in Çukurova yöresini tüm doğallıyla anlattığı gibi- Halkın özel dil ve hatta argosundan bile tüm hakikiliğiyle yararlanma var. Bunun yanı sıra ‘Ooy’ ‘looy’ gibi benzeri ifadelerden konuşma dilinin de şiirlerde yer aldığını söylemek mümkün. Cemal Süreya yorumunun bir bölümünde şöyle diyor:
“Her şairin konuşma tarzıyla (hatta yüzüyle) şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak; ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmed Arif’te rastlıyordum. Onun şiiri, konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir; konuşması ise, şiirin her yöne doğru bir devamı gibi, bir bakıma ağza ilişkin bir şiirdir onunki.”

Şehirleri değil, dağları gösterir Ahmed Arif. Uyrukluk tanımayan, asi dağları. Uzun bir ağıt gibidir onun şiiri. “Henüz deniz görmemiş” çocuklara adamıştır. Kurdun kuşun arasında, Anadolunun bozkırında, tenha bir yerde söylenmiştir. ama hep bir umut vardır bu ağıtta, aniden bir zafer şarkısında dönüşecekmiş gibi “keskin bir parıltı” vardır, karşı koymaktan çok boyun eğmeyen bir doğa içinde…
Halkın özel dil ve hatta argosundan bile tüm çıplaklığıyla ve hakikiliği var şiirilerde. Benzersiz bir ritim ve tonlamalarla biçimlenen bir şiir bu. Tüm kaynakların bileşeni olan bir destansılık bu şiirin ana özelliği. Aşkın yanı sıra savaşın, devrimin, hüznün, yakarışın sesi...

“Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…”
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Orhan Veli'ye biraz "serseri" gözüyle bakmış ama, olsundu,belki haklıdır..
Aslında "Hasretinden Prangalar Çürüttüm" olacakmış ama Ahmed Arif hoş bulmamış bunu. Adından da anlaşılacağı üzere ziyadesiyle derin bir kitap,birkaç şiir hariç hepsini çok beğendim buram buram Anadolu koyuyor şiirleri..
Kitabın sonunda güzel bir söyleşi var. Ve Cemal Süreya'nın güzel bir yazısı...

Orhan veli istanbuldan
Atilla İlhan Paristen
Nazım Hikmet ovadan
Ahmed Arif ise mapushaneden sesleniyor bize
Tıpkı bu şiirde olduğu gibi

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
184 syf.
·Puan vermedi
Her şiirin ayrı bir karanfil kokuyor Üstad...
Sevgiyi hasreti vuslatı bir insan bu kadar mı güzel anlatır...
Her mısran özlem dolu...
Allah ebeden rahmet eylesin...
184 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar,
Şiir okumayı (kendim başkalarina değil haaa içimden. Yanlış anlasılmasın çok kötü okurum çünkü) ve dinlemeyi çok seven biri olarak, Ahmet Arif ve kitabi olunca ha bide kitap hediye olunca yazmamak olmazdı...
Kitap için sonsuz teşekkürler🤗

Nasıl başliycam gerçekten bilmiyorum, hangi sözcük karşılayabilir ki onu.
Hangi dizeler anlatabilir onun gibi...
Hiç bilmiyorum.
Ve bu yüzden onu anlamayı size bırakıyorum...
şiirler müthiş bir duyguyla yazılmış ve okurken sizi apayrı diyarlara götürüyor. Ahmed'in yüreğinde uzakalara bir yerlere.
Şiirlerde ki hissiyatın büyüklüğünü başta Ahmet Kaya olmak üzere çoğu sanatçımızın seslendirmesiyle de anlayabiliyoruz.
Şuraya linkleri bırakayım. Bence biliyorsunuzdur ama yine de
●Ahmet KAYA'dan "Ay Karanlık:
https://youtu.be/M0sJAnZ8Dk4
●Manuş Baba'dan "Haberin Var mı?"
https://youtu.be/-Zmt3108iRY
●Grup Alzaymır'dan "Hırpaladın Sol Yanımı" şarkısı arasında ki seslendirmesi:
https://youtu.be/Hq9y_53Z5Zk
...
Yazarımız Ahmed'in Arif'i... kendisi Amed'li olmakla birlikte ilk ve tek şiir kitabı olan Hasretinden Prangalar Eskittim'i bizden mahrum etmediği için sonsuz teşekkürlerimi sunarımm..

"Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu..."
Yazarımız boyle demiş ama umut etmeye devam edin... birgün hepsini gerçek olması dileğiyle...

Okuyun sonra da okutturun!
Çok güzel ben çok beğendim
Herkesin kendinden bir parça bulacağina eminim.
Bir şarkıyla da son veriyim
Hozan Beşir'den Hasretinden Prangalar Eskittim...
https://youtu.be/lRSIIzjnFN0 mutlaka dinlemelisiniz.🤗
Okuduğunuz için teşekkürler..
184 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bazen yazar ve şairler hakkında yorum yapmada kendini eksik hissedersin. Okurlarına az ama bir o kadar da güzel şiirler bırakan Ahmet Arif hakkında tam olarak da böyle eksik hissediyorum. Veysel Öngören ile yaptığı bir konuşma da şöyle der: " bir yiğit şairse, üstelik bir de devrimci ise elbette yaşadığını yazar. " yaşadığı" ise salt kendi ömrü değil, yaşama kavgası ve sevdasıyla, acıları,ağıtları,türküleriyle bir yanı geçmiş yüzyılların karanlığına, bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın ta kendisi olmalıdır." Ahmet Arif halkın içinden gelmiş, halkın yaşadıklarını kendi yaşadıklarıyla birleştirip ortada ölümsüz bir eser bıraktı...
184 syf.
·10/10
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Bir şiir kitabına dair nasıl inceleme yapılır hiçbir fikrim yok. Ancak Ahmed Arif'e dair söyleyeceklerim var.

Refik Durbaş'ın anılarından derlenen bir bölüm;

''Ahmed Arif günün birinde Ankara'da polisler tarafından yakalanır.Hakim karşısına çıkarılmak için Istanbul'a götürülmesi gerekmektedir.Zor zamanlardır.Şair, yakalandığı günü şu sözlerle ifade edecektir; "Serçe kadar canım vardı.Boğazımda kanama vardı.Hastaydım.Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim.Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım.İşte böyle bir günde götürdüler beni..."
İki komiser, dört de polis nezaretinde İstanbul'a gitmek üzere trene binerler.Ahmed Arif, yolculuk bitiminde çekeceği işkenceyi düşünmektedir.Bindikleri kompartımanda yaşlı bir teyze ile bir amca onlara eşlik etmektedir.Havadan sudan laf açılır, yol boyu sohbet edilir.Bir ara polisler uykuya dalınca yaşlı teyze Ahmed Arif'e yaklaşır ve şöyle der; "Oğlum nedir halin?"
Ahmed Arif ne cevap vereceğini bilemez. Siyasiyim, sosyalistim, eylemciyim ya da oğrenciyim dese olmayacaktır. Çünkü tüm bu cevaplar yaşlı teyze için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Şair, bunun gayet farkındadır. Ve birden aklına gelen en uygun cevabı verir yaşlı kadına; "Sevdadır bu teyze..."
Bunun üzerine yaşlı kadının gözleri parlar, Ahmed Arif'e sarılıp öpmek ister. O an yaşadıklarını ve hissettiklerini uzun bir süre unutamaz.''

Tam olarak buydu işte. Sevdaydı ondaki. Yine en iyi kendisi anlattı bunu;
"Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız.
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz..."

Kavgayla geçen bir hayat. Hayatın her dönemi zorluk, ekmek kavgası, memleket sevdası, direniş, cezaevi, işkence ve tabi ki şiir. Yaşadığı hayat, şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Bu sebeple ;

Öfkenin ve inceliklerin şairidir o,

İsyancı ruhun ve başkaldırının sözcüsü,

68 kuşağının Ahmed abisi,

Dağların ve 'Daha deniz görmemişler'in şiirdeki karşılığı,

Tüm ezilen halkların ve bireylerin bastırılmışlıklarina, ötekileştirilmişliklerine, yok edilişlerine sırtını değil yüzünü dönen,

Dayak yiyen, işkence gören, her mahkeme öncesi çırılçıplak soyulan,

1943'te Van'daki Muğlalı katliamı için yazdığı 'Otuzüç Kurşun' şiiri sebebiyle sorgulanan, dövülen ve tellerden aşağı atılıp ölüme terk edilen halk adamıdır.

Bu yüzden onu dövenler, ona eziyet edenler, ölüme terk edenler, şiir yüzünden yillarını cezaevinde geçirmesine sebep olanların hepsi öldü, ölüyor ve ölecekler. Ama Ahmed Arif siirleriyle sonsuza dek yaşayacak.

KİTABA DAİR...

Ahmed Arif kitabin ilk asamasında adını 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymak ister ancak bir dostunun uyarısı sonrası 'Hasretinden Prangalar Eskittim' koyar.

Kitap birkaç bölümden oluşuyor;

-İlk bölüm klasik şiirlerinden oluşan kısım,

-İkinci bölüm Diyarbakır Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi (Adiloş Bebe, Ahmed Arif'in kız kardeşinin oğlu),

-Üçüncü bölüm 1943'te Van'da 32 kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan Muğlalı katliamı ile ilgili yazdığı Otuzüç Kurşun,

-Dördüncü bölüm ise Ahmed Arif'in vefatından sonra toplanan bazı şiirlerinden oluşmakta.

Ayrıca kitabın sonunda Ahmed Arif'e ait kısa ama muazzam bir röportaj mevcut.
184 syf.
·1 günde·10/10
Neden bunca zamandır erteledim bu kitabı okumayı? Savsaklığınla meşhursun sen zaten Demet diyor içimden biri.Haklı. Doğrusu, itiraz hakkım değil şimdi.

Vuslatı beklemekle beslenen, ama bu bekleyişin onu tam anlamıyla bir arife çevirdiği gönlü gam yüklü şair. Hem gamlı hem de her hücresi bile mahcubiyet timsali olan bir adam.
Öyle ya -çoğumuzun bildiği- bir hikayesi var.
Ahmet Arif'in Cemal Süreye'ya itibari tam olduğundan kız kardeşi ile -daha birbirlerini görmemelerine rağmen- evlenmek ister. Cemal Süreya' nın aklına yatar, bunu kardeşine iletir. Kardeşi de şaşırır ve abisinin tavsiyesi ile tanışmayı kabul eder. Buluşmak için sözleşirler. Yanına kız kardeşini alan Cemal , bekler durur Ahmet Arif'i, ama yoktur. Gelmez buluşmaya. Eh haliyle kız kardeşi de çok bozulur bu duruma . Geri dönerler. Sonradan Cemal Süreyanın kulağına Ahmet Arif'in gömleği olmadığı için buluşmaya gelmediği çalınır. Bu da kayıtlara 'şairin gömleği' olarak düşer.
Belki de bundan sebep, bir şiirinde,
"Utanirim,
Utanırım ben fıkaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak..." demiştir, kim bilir..
Hikaye ne derece doğrudur bilemem.Ama bildiğim tek şey günümüzde iki -saçma sapan - kelime yazanların bile bir sürü para kazandığı şu devirde, böyle şairlerin bunca fakirliği çekmesi gücüme gidiyor. Yüreğim yanıyor.

Kitabını bitirdim ama üzerimdeki tesiri öyle çabuk bitmeyecek buna şüphem yok.

Kitabındaki hasret, sevgiliyi beklemenin hem huzursuz hem doyurucu hali aldı tam tasanın içine koydu beni. Ama şunu da söylemekte fayda var, Arif'in kitabında sadece ici duygu dolu satırlar barındığını söylemek haksızlık olur.
Zira içersinde Anadolunun parçası olan çukurovanın tütünü , pamuğu da var, işçilikten yana gelen fakirlikte var, halkın yigitliginden kaynaklı gelen sitem de var, aslında bu sitemin adalet arayışından doğduğunun kanıtları da var. Unutmadan, mahpusluk, ah maphusluk da var..

Ama sevmek , böylesine sevmek, tutkuyu bu denli hissettirmek , okurken bir kalbi olduğunu insana hatırlatmak takdire şayan. "Bir umudum sende, anlıyor musun?" diyor. Gel de bu cümledeki masumiyeti, sevdayı, beklentiyi, hasreti anlat şimdi..
Okurken ama böyle şiir olur mu, okuyucuya bu yapılır mi, hiç mi vicdanin yok, olacak iş mi seninkisi Arif! diye epey hayıflandim. Hayıflandıkça da tuttum alıntı paylaştım. Artık paylaşım yoğunlugundan engellencegimi düşünüp tuttum kendimi :D Yine de dayanamadım şiirlerden alıntı ekledim incelememe de. Şimdi de biraz incelemeyi okuyan tasalansın değil mi?

"Sus kimseler duymasın,
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra.
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğurur bizi?"

Ben cok geç kalmışım, siz de daha fazla geç kalmayın, elinizi çabuk tutun efendim!
Keyifli okumalarınız olsun... (:
184 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Arif’in orijinal ismi olarak “Dört Yanım Puşt Zulası” düşündüğü ancak sonra vazgeçtiği, başkaldırı ruhuyla yazdığı şiirlerinin derlemesi olan kitapta ; Arif için söylenecek çok söz var . Ancak Cemal Süreya’nın tüm bu sözleri bir araya getirerek kendi biçimiyle en güzel şekilde anlattığı fikrindeyim. Ortak çizgide giden Nazım Hikmet ve Ahmed Arif arasındaki ayrımın ; Nazım’ın şehirler şairiyken Ahmed Arif’in dağları söylemesi olduğunu belirttikten sonra söze şöyle devam ediyor “ Her şairin konuşma tarzıyla şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmet Arif’te rastlıyorum.Onun şiiri konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir ; konuşması ise şiirin her yöne olan bir devamı gibi “ ( Papirüs, Ocak 1969)




Hepimizin içinde bulunan “özgürlük” temasını cesaret ve yiğitlikle harmanlayan Arif özgürlüğün hasretini, bu hasretle “eskiyen prangalarını” , “Dışarıda gürül gürül akan dünya” ya olan özlemini aktarırken, okuyanın gönül teline dokunuyor,yüreğine işliyor. İnsan onun şiirlerini okurken ; günlük hayatın bu denli esareti altında hepimizin içinde bir hasret ve eskittiğimiz bir “pranga” yok mu diye sormadan edemiyor.


****
Kitabı ; Ahmed Arif’in vakitsiz vefatıyla tam olarak bir araya getirilemeyen ancak çeşitli söyleşiler ve dost meclislerinde okuduğu şiirlerden oluşan (önceden ayrı bir kitap olan) “Yurdum Benim Şah Damarım” isimli ek bir bölüm ve dönem aydınlarının Arif hakkında yazdığı şiirler , anıları ve onun poetikası hakkındaki düşüncelerini aktardıkları yazıları bulundurması açısından , ayrıca başarılı bulduğumu belirtmeliyim.
184 syf.
Şiir yazabilmek herkesin harcı değil. Ne çok isterdim yazabilmeyi , duygularımı kağıda dökebilmeyi...
Şiirle okul yıllarımda tanıştım o gün bu gündür okuyorum. Bana göre insanı etkilemeli şiir . Kendinden bir şeyler bulmalı...
Bu kitabı okuduğumda dedim ki kendime ; ne kadar geç kalmışım. Ahmed Arif' i okumakta. Kayıpmış benim için. Okudugum şairler içerisinde Nâzım Hikmet' den sonra ikinci sıraya aldığım şair oldu.
Ahmed Arif ; halkın şairi ...
Döneminin şairerini örnek almayıp, duygularını kendine has yorumlayarak özgün şiirini yaratmış. Öz dilini şiirinde kullanarak, doğallığı yansıtmış. Samimiyetini, yalınlığını hissettiren, içimizden bir dediğimiz bir şair.
"Dağlarıma bahar gelmiş memleketimin..." diyerek hasretini,
"Terketmedi sevdan beni
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...."
Ile sevdasını, özlemini,
"Biz ki yarınıyız halkın
Umudu, yüz akıyız..."
İle yiğitliğini, devrimci ruhunu hissettirmiş okura.
Halkın içinden gelen , destansı, sade, özgün şiirleriyle , sevdasıyla insanı etkileyen ve okuyanın kendisinden bir şeyler bulabildiği şiirler. Beni fazlasıyla etkiledi. Defalarca yazıp sildiğim sözcüklerle, haddim olmayarak, anlatmaya çalıştım. Uzun lafın kısası okumadı iseniz, geç kalmışsınız. Keyifli okuyabilirsiniz...
Mağlup mu desem, mahçup mu?
Ama ikisi de değil,
Ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
Öyle tuhafım bu akşamüstü.
(...)
Ahmed Arif
Sayfa 153 - Yeryüzü sayı 11 - Mart 1952
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgârda âsi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

AY KARANLIK

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Baskı tarihi:
Mayıs 2003
Sayfa sayısı:
142
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752970212
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz kaldım,
Terketmedi sevdan beni

Kitabı okuyanlar 6.483 okur

  • Deniz yaman
  • Adile Çiçek
  • Kader Babayiğit
  • Direnç Berksel
  • Mami
  • Fırat tekin
  • İsmail Dıldar
  • Medine şen
  • Zeze
  • Demir kilit

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (8)
9
%0.2 (4)
8
%0
7
%0.1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları