Gotik, korku, gerilim,soyso-psikolojik okuma severler
Efendim, sizi böyle alayım!
Çok severek okuduğum Everest Yayınları ’nın #karanlıksular dizisi özellikle yukarıda saydığım türlerin takipçileri ya da bu türde sıklıkla okumayan ama merak eden okurlar için harika bir okuma yolculuğu vaad ediyor.
Serinin “ilk” kitabı olan “Hayalet” #güzideşen tarafından da “ilk kez” dilimize çevrilmiş olması hasebiyle de bir “ilkler” öncüsü.
#hakkında
Alman natüralizminin ve dünya natüralist oyun yazarlığının önde gelen isimlerinden biri olan yazar güzel sanatların çeşitli dallarında, felsefe, psikiyatri, edebiyat, tarih ve tiyatro alanlarında eğitim görmüş ve bu zengin birikimiyle başta oyun yazarlığı olmak üzere edebiyatın öteki türlerinde de başarılı eserlere imza atan Hauptmann’ın çeşitli Avrupa ve ABD üniversitelerinden onursal doktora unvanları, üç Grillparzer, bir Goethe ve 1912 yılı Nobel Edebiyat Ödülü bulunuyor.
#meltemce
Sayfalarını gerilimli bir merakla çevirdiğim eseri
size ifade edebilmek için bana göre metnin omurgası olan alıntıyı paylaşmak istiyorum.
“O anı yaşamamış olsaydım bugün muhtemelen hâlâ namuslu bir vatandaş olur ve acı çekmeden kurtulmuş olurdum.”
Babasının ölümünden sonra kendisini annesi ve kardeşlerine adayan ana karakterin tüm yaşamı kendisinden yaşça hayli küçük olan bir kıza duyduğu saplantılı aşkla tamamen değişir.
#nihaisonuç
“Aşk insanı değiştirir mi?” diye soranlara cevap, “gerçek kimliğini ortaya çıkarır,” diyenlere müstehab bir okuma yolculuğu. Hayalet
Nobel Ödüllü yazar Gerhart Hauptmann'ın imzasını taşıyan #hayalet "HAYALET" Karanlık Sular Dizisi'nin ilk kitabı olar
ak @everestyayinlari 'ndan okura sunulmuş.
.
Kitabımızın kahramanı, eski hükümlü bir öğretmen olan Lorenz Lubota. Kendisinin bu yola yani, bir hükümlü olmaya sürükleyen hikâyesini yine kendi ağzından dinliyoruz.
.
Henüz ergen diyebileceğimiz yaştaki Veronika'ya tutkusunu, ahlâki değerlerinde meydana gelen çöküşü ve hırsın insanı nasıl olup da farklı bir kimliğe büründürdüğünü, erdemleri askıya alıp yahut yok edip adım adım bir hükümlüye dönüştüğünü ve bunun en yakın bildiği insanların oyunuyla gerçekleştiğini çok güzel bir kurgu ile anlatmış yazarımız.
.
Akıcı olduğu kadar merak uyandırıcı bir konuya da sahip. Okuyun isterim.
Gönülden #tavsiye ediyorum.
#hayalet
Aşk, insan üzerinde nasıl bir dönüşüm gerçekleştirir zemininde ilerleyen kitabı okurken saplantı haline gelen duyguların, ahlaki çöküşlerin izinde ilerledim. Okurken çok şey düşünüyorsunuz. İnsan psikolojisi üzerine derinlemesine inen müthiş bir eser kesinlikle.
Bir insan, bir insana ilk görüşte neler hissedebilir ya da şöyle sormak daha uygun olacaktır; onu ilk kez gördükten sonra, aşk konusunda ne kadar ileri gidebilir? bunun yanıtı herkes için farklıdır şüphesiz.
Bu noktada kıskançlık kavramını düşündüm okurken. Büyük bir aşk duyduğu kişiye karşı kitabın içinde, içini kemiren onu adeta yakıp kül edecek bir kıskançlık vardı. İnsan birini çok sevince mi o sahiplik duygusuyla kıskançlık duyardı yoksa insan ruhunun bozuk taraflarından biri miydi bu kavram, öznel tarafı daha ağır basan bir yaklaşımla konuşuruz sanırım.
Tabii kitabın içindeki aşkı değerlendirirken ergen bir kıza duyulan hayranlığın nelere mal olduğunun da altını çizmek gerekir. Aşk, yaş ilerledikçe arayı kapatır belki ama yetişkin birinin ergen bir insana duyduğu aşkı, hastalıklı olarak ele almak gerekir. Yoksa burada elli ve yetmiş yaşındaki insanların aşkından söz etmiyorum elbette.
Aşkın, insan ruhunda açtığı yaralara bakacak olursak, derinliği giderek arttığında, yarattığı zelzele de aynı ölçüde şiddetli oluyor.
Bir aşkın nasıl saplantıya dönüştüğünü ve bu saplantının adım adım nasıl yıkıcı sonuçlara dönüştüğüne şahit oluyoruz. Çeviri başarılı. Akıcı bir çeviri olmasa okumakta zorlanabilirdim.
Hayalet, suçluluk, inanç ve vicdan temalarını merkeze alan, psikolojik derinliği güçlü bir eser. Hauptmann, bireyin bastırdığı korkuların ve ahlaki çelişkilerin nasıl bir “hayalet” gibi insanın peşini bırakmadığını etkileyici bir dille işliyor. Gerçek ile sanrı arasındaki sınır giderek belirsizleşirken, okur insan zihninin karanlık köşeleriyle yüzleşiyor. Yoğun atmosferi ve sembolik anlatımıyla, klasik edebiyat içinde sarsıcı ve düşündürücü bir metin.
Bir öğretmenin, kendinden yaşça küçük genç bir kıza duyduğu saplantılı aşkın anlatıldığı "sözde" psikolojik gerilim öyküsü. Kitap, kahramanın doğrudan okurla konuşması, yaşadıklarını kendi ağzından anlatması şeklinde ilerliyor; yani sohbet havasında... Kendisi, kıza duyduğu saplantılı sevgi yüzünden çeşitli suçlara karışıyor, delirmenin eşiğine geliyor. Eser ne yazık ki vasatın altında kalıyor. Bunun sebebi, yazarın gizemi her geçen sayfada artırmaya çalışması fakat olayların neredeyse hep yerinde sayması. Yani evet bir şeyler oluyor ama kendi içinde; daha ötesine bir türlü geçip olay örgüsü kalıbını kırıp kendini aşamıyor. Bir üst noktaya ulaşamıyor. Bu da bunaltıcı oluyor ve git gide olay cazibesini yitiriyor. Ayrıca bomboş konuşmalar da bir yerden sonra sıkıyor. Potansiyelinin çok çok altında kalan, iyi konusunu harcayan bir kitap.
Gerhart Johann Robert Hauptmann, Alman dramatist ve oyun yazarı olup, natüralizm akımının en önemli Alman temsilcisi olarak bilinir. Ancak çalışmalarında başka tarzlarla da bütünleşmiştir. 1912 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görülmüştür.
Gerhart Hauptmann, 15 Kasım 1862'de Aşağı Silezya'nın Obersalzbrunn şehrinde doğdu. Ebeveynleri, yörede bir otel işleten Robert ve Marie (Straehler) Hauptmann çiftidir. Hauptmann'ın kendisinden büyük üç kardeşi vardı: Georg (1853–1899), Johanna (1856–1943) ve Carl (1858–1921). Genç Hauptmann, çevresinde masalcı olarak tanınıyordu.
1868'de köy okuluna başladı. 10 Nisan 1874'te Breslau'da, ön yeterlilik sınavını geçerek liseye kaydoldu. Hauptmann, büyükşehirde karşılaştığı yeni çevreye alışmakta zorluk çekti. Bir papazın yanında kalmadan önce, ağabeyi Carl ile birlikte oldukça kötü şartlara sahip bir öğrenci pansiyonunda yaşadı. Bunun yanı sıra okul da ona çeşitli zorluklar çıkardı. En çok rahatsız olduğu şey, öğretmenlerinin kendisine karşı sert, soylu ailelerin çocuklarına ise daha iyi davranmalarıydı. Bu durum nedeniyle derslere isteksiz katıldı ve sık sık hastalandı. Sonuç olarak ilk yılını tekrar etmek zorunda kaldı.
Hauptmann, 1878 baharında amcası Gustav Schubert'in Udanin'deki çiftliğinde tarım eğitimi almak üzere okuldan ayrıldı. Ancak bir buçuk yıl sonra bu öğrenimini tamamlamak zorunda kaldı. Fiziksel olarak yetersizdi ve onu yaklaşık 20 yıl boyunca ölümle burun buruna getirecek bir akciğer hastalığına yakalanmıştı.
1880 yılında Breslau Sanat Enstitüsü’nde heykeltıraşlık eğitimi almaya başladı. 1883 yılında heykeltıraş olarak Roma’ya yerleşti. İki yıl sonra, zengin bir iş adamının kızı olan Marie Thielmann ile evlendi ve çiftin üç çocuğu oldu. Berlin yakınlarındaki Erkner semtine yerleştiler. Hauptmann burada, natüralist düşünceye sahip şairlerin derneği olan “Durch” ile iletişime geçti. 1889 yılında “Freie Bühne” (Serbest Sahne) adlı derneği kurdu ve birçok eseri burada sahnelendi. “Vor Sonnenaufgang” (Güneşin Doğuşu) adlı ilk yapıtının prömiyeri bu sahnede yapıldı. Böylece modern çağın dramasının önde gelen temsilcilerinden biri haline geldi.
Gerhart Hauptmann, 1904 yılında eşinden boşandıktan sonra müzisyen öğrencisi Margarete Marschalke ile evlendi. Bu evlilikten bir oğlu dünyaya geldi. “Die Ratten” (Fareler) adlı yapıtının prömiyeri 1911 yılında Berlin’de bulunan Lessing Tiyatrosu'nda sahnelendi.
Birçok ödüle layık görülen Hauptmann, 1918 yılında Almanya Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde de aktif rol aldı. Nasyonal Sosyalizm'e (Nazizm) karşı açık bir beyanatta bulunmayan Hauptmann, 1933 yılında kamu hayatından çekildi. 6 Haziran 1946’da, 84 yaşında Agnetendorf’ta hayatını kaybetti. Yahudilere uygulanan zulmü anlatan “Die Finsternisse” (Karanlıklar) adlı öyküsü, ölümünden sonra yayımlandı. Türkçeye çevrilmiş en bilinen eseri Dokumacılar’dır