Brigitte Reimann, "Kardeşler"de iki Almanya’nın yarattığı trajediyi, bireysel ilişkiler ve aile bağları üzerinden anlatır. Roman, iki kardeş arasında geçen soğuk bir tartışmayla açılır. Bu sahnenin ardından anlatı, kız kardeşin çocukluk anılarına yönelir ve geçmişe doğru ilerler. Okur böylece abi–kardeş ilişkisinin çocukluk dönemindeki hâlini izler. Reimann, büyük olayları doğrudan anlatmak yerine, bugündeki bir konuşmadan hareketle geçmişi; özellikle çocukluk ve savaş yıllarını parça parça geri çağırarak kurar.
Bu geçmiş anlatısında, babanın sürgünden dönüşü aile içindeki ilişkilerde belirleyici bir kırılma yaratır. Kardeşler, ideolojik bir zeminde anne ve babalarını küçük burjuva işbirlikçi olmakla suçlarlar ve zamanla üç kardeş de derinleşen fikir ayrılıklarıyla birbirlerinden kopmaya başlarlar.
Bu aile içi kırılmanın arkasında, romanın temelinde yer alan Doğu ve Batı Almanya ayrılığı bulunur; bu ayrım yalnızca tarihsel bir arka plan değildir. Aynı zamanda kardeşler arasındaki bağı zedeleyen bir sınır duygusu yaratır ve aralarındaki ideolojik mesafeyi derinleştirir. Roman boyunca hissedilen gerilim, ideolojik sınırların ailelerin içine nasıl yerleştiğini ve aile bağlarını nasıl parçaladığını görünür kılar.
Sonuç olarak Kardeşler, mutlu ve bütün bir aile tablosunun zamanla nasıl çözülmeye başladığını incelikle işler. Çocuklukta daha masum ve sıkı olan kardeşlik ve ebeveyn ilişkilerinin, yaş ilerledikçe ve özellikle savaş ya da siyasi görüşler gibi etkenlerle nasıl dönüştüğünü; fikir ayrılıklarının bireyleri birbirlerinden nasıl uzaklaştırdığını gündelik ilişkiler üzerinden anlatır.
Aile ilişkileri, ideoloji ve tarihsel kırılmalar üzerine düşünmek isteyen okurlar için Kardeşler, dikkatle okunmayı hak eden bir roman olarak öne çıkar.