Adı:
Haydut
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750729966
Kitabın türü:
Çeviri:
Cemal Ener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Haydut, burjuva toplum düzenine uyum sağlamayı beceremeyen bir iflah olmazın hikâyesidir. Romanla aynı adı taşıyan kahramanı, kendini keşfetme yolculuğunda daldan dala konan bir bohemdir. Beş parasız bir avare, gönül çelen bir densizdir; uğruna kadınlar ölür.


Birinci Dünya Savaşı’nın ardından herkesin mutluluğu aradığı 20’lerin tam ortasında, uçarılığın ve havailiğin altın çağında yazıldı Haydut. Ne ki dünya edebiyatındaki yerini, yazarının ölümünden sonra yayımlandığında alabildi. Robert Walser, Haydut’u minyatür bir elyazısıyla kâğıt parçaları üzerine yazmıştı ve önce mikrogram adı verilen bu yazının deşifre edilmesi gerekiyordu.


İsviçreli yazar Robert Walser’in Haydut’u, bugün modern edebiyatın önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.
192 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Sanırım ilk defa bir kitabı bitirmeden inceleme yazıyorum. Bir kitap ancak bu kadar mı sıra dışı olabilir. Sizden bu kitabı okumadan bütün bildiklerinizi unutmanızı isteyeceğim. Okuyunca bana hak vereceksiniz. Bu kadar kesin konuşmam bu kitabın bir sanatoryumda yazılmasıyla alakalı olması değil elbette ama yazar 23 sene sanatoryumda tedavi görmüş ve ister istemez bu psikolojisini etkilemiş. Bunu bazı sözlerinde fazlaca hissettim. Kitabı okuduğum ilk yirmi otuz sayfa içinde ters yüz oldum diyebilirim.

Kitaba dönecek olursak kitapta belli bir olay örgüsü yok. Yani olay zinciri birbirine bağlı değil. Bana daha çok bilinç akışı tarzında yazıldığını izlenimi bıraktı. Romanda bir konu var bir baş karakter de var ismi Haydut ve bir de Wanda var. Genelde olgular bu iki karakterin üzerine oturtulmuş. Yazarın kitabı yazarken mikrogram denilen küçücük (okumak için büyüteç kullanmışlar) kendine has el yazılarıyla kağıt parçalarına yazılmış olması kitabı daha da ilgi çekici kılıyor.

Robert Walser kesinlikle nev-i şahsına münhasır bir edebiyat dahisi. Sözleri hayatınızda ciddi değişiklikler yaratabilir. Bu yüzden kitabı oldukça etkileyici buldum. Ve bildiğiniz her şeyi unutun dedim. Kitapta altını çizdiğim çok kelime var ancak hepsini alıntı olarak paylaşmadım. İşin zevkini kaçırmak istemedim. Kitabı okuyarak kendinizde bir çok altılı çizili noktalar oluşturabilirsiniz. Herkese ilginç ve vurucu gelen kelimeler farklıdır sonuçta. Son olarak yazarın kendine has felsefesi kitabı oldukça çekici kılıyor. Bu kitap her kütüphanede olmalı dedirtecek kadar hemde. Yalnız başta dediğim gibi akışkan bir konu beklemeyin. Her sayfası bir roman zaten. :)

Kitabı okuduktan sonra:

Ciddi anlamda ızdırap veren bir roman olduğunu söylemek sanırım hiç zor değil. Ancak aralara serpiştirilen hayat dersleri ve sözler bu romanı okumaya değer kılıyor. Son sözünde yardımıyla bazı şeyleri daha iyi anlamış olacağınız kaçınılmazdır. Kitapta sürekli bu konuya daha sonra değineceğiz vaatlerinin gerçekleşip gerçekleşmediğini okuyunca anlarsınız. :) Kitap sizde sanki içgüdülerin sıraya dizilmesiyle oluşturulmuş gibi bir his uyandırıyor. En azından benim için öyle olduğu kesindi. Felsefi derinliği çok fazla olan bu roman Musil, Joyce, Proust, Kafka severlerin ilgisini çekeceği şüphesizdir.

Son olarak sabırla okumayı sevenlere tavsiyemdir. Ben aslında çok sabırlı değilimdir ama bu kitabın içindeki o sıra dışı sözleri bulup çıkarmak için kitabı sonuna kadar okudum. Ama başkası bu sabrı gösterir mi onu bilemem :) İyi okumalar..
192 syf.
·8 günde·10/10
Zaman bir çok kişi ve bilim insanı için oldukça karmaşık bir olgu. Sarmal mı çizgisel mi olduğu bile çok net değil; ama ben zamana yaklaşımı iki konin sivri uçlarının birleşmesi şeklinde algılamayı seviyorum. Yani kum saati misali ortası dar bir nokta da akıp duran iki aralık. Bu nokta yaşadığımız şu an işte önünde uzanan gelecek olasılığı arkasında ise geçmişin değişmezliği. Tam bir nokta şu an. Peki bu noktayı genişletmek mümkün mü? Elbette zor bir soru. Yazarın olaya hayduta bakış açısını değerlendirirken gözden kaçmaması gereken bir ayrıntı. Yazar kendini özleştirdiği bu roman kahramanı ile bağını hem onaylayıp hem reddederken zamanın şu anını genişletiyor. Üstelik biraz bilinç akışı tekniği biraz çağrışımsal yazarak. Anda olan tüm olayları anlatmıyor elbette ama anda olan bağlantılı olayları aktarıyor. Bir hareket onu aynı andaki başka bir yere ve kişiye götürüyor. Arka planda akan kültürel, siyasi ve sosyal olayları bu sayede aktarıyor bize. Hayranlığı, sevinci, toplumsal yargıları ve dışlanmayı. Anlatıcı-ben olarak yazar bazen yer değiştiriyor kahramanı ile. Bazen de iç sesi oluyor kahramanın.

“Çünkü hepimiz bize verilen önemden rahatsız oluruz. Hepimiz ortalama ölçüler içinde sevilmeyi tercih ederiz. Epeyce düşkünüzdür rahatımıza. Kimse bir başkasının kutsalı olmaktan hoşlanmaz, aksi taktirde bir imgeye dönüşmek zorunda kalır. Oysa mükemmel olmak, dev bir can sıkıntısıdır.”

Bir yap bozun parçalarını bir arada sunuyor bize erteleyerek kaçarak kendi yazım süreci içinde kaybolma pahasına. Eleştirmenler susmadan konuşan/yazan bir anlatıcı-ben ile roman kahramanı isimsiz, toplumsal olarak yararsız, beş parasız bir serseri olan “haydut” arasındaki bağı anlattığı görüşünde. Çünkü yazar bir asosyal ve akıl hastası olarak nitelendiriliyor yaşadığı çağda. Oysa şu an bir normal karakter olmuş durumda toplumda, bir fenomen bile olması mümkün şu çağda.

““Yani insanlar yalnızca kötünün içindeki kötülüğü değil, onun bir bütün olarak güzelliğini de görmeyi denemelidir; çünkü kötü, güzel bir şeydir de aynı zamanda; kötülük, fotoğrafçıya poz verirken takınılan ve bir deneyim noksanlığını sergilediği için hiçbir değer taşımayan tüm o sevimli-yavan suratlardan çok ama çok daha güzel bir şeydir.”

Yazarın bir dönem üretme sorunu yaşarken bulduğu kendine özgü bir teknikle yazdığı bu roman modern edebiyat öncüllerinden. Klasik giriş gelişme kurgusundan uzaklaşıp çağrışımsal bir labirente davet ediyor okuyucuyu. Kendi ile özdeş kıldığı karakteri ve yaşamında büyük boşluklar bırakarak, erteleyerek ve kayıtsız kalarak. Jose Saramago benzeri bir noktasız virgülsüz akışa kapılıp gidiyorsunuz kelimeler içinde. Yoğun bir anlatım içinde almak istediğiniz her şey bulunuyor. Yeterki almak isteyin.
Keyifli okumalar!
192 syf.
·Beğendi·10/10
Haydut / Robert Walser

“Buruşmuş eğitiminizi ütülemenizde yardımcı olacak bir roman vermek isterim size.”
diyerek ayar veren...

"Baştan sona, hayat hakkında hiçbir şey bilmeyen yığınlar için yazılmış bir kitap bu; çapsız zihinlere kibir tohumları eken ve maalesef sayıları hayli kabarık kitaplardan biri."
diyerek kışkırtan...

“Size yalnızca edepli şeyler anlatacağımdan emin olabilirsiniz. Zira kendimi kibar bir yazar olarak görüyorum. Belki de araya pek kibar olmayan birkaç şey de karışabilir yani”
diyerek de esprili bir dille baştan çıkaran bir roman...

Romana adını veren kahramanımız Haydut; toplum tarafından biçilen rollere uymayan bir “uyumsuz”, burjuvaziye ve kapitalizme bayrak açmış bir “anarşist”, normlara uymayan yapısıyla da bir “toplum düşmanı”

Hem roman, hem başkahraman, hem anlatıcı, hem de yazar… Neresinden bakarsam bakayım, bu kitapla tanışmak benim için her açıdan sıradışı bir deneyim oldu.

Kitabı benim için ilginç kılan çok şey var ama önce yazardan başlayayım; Ömrünün son 57 yılını bir psikiyatri kliniğinde geçiren Robert Walser, yazılarını, ölene dek kapılarını kimseye açmadığı gizli sığınağında, “kurşunkalem bölgesi” diye adlandırdığı bir yerde yazan aykırı bir kişilik.
Asıl dehşet yazarın ölümünden sonra fark edilir. Çünkü Walser yazılarını, dergi küpürleri, gazete sayfaları, mektup zarfları gibi eline geçirdiği her türlü kağıt parçasına yazmıştır. Bununla da kalsa yine iyi, minyatür bir el yazısıyla yazılan bu yazıları okumak mümkün değildi ve zaten uzunca bir süre okunamadı.

Nihayetinde Köln Üniversitesi’nde Robert Walser üzerine bir tez hazırlayan doktora öğrencisi Jochen Greven, bu elyazması mikrogramların (526 sayfa) mercek yardımıyla okunabileceğini fark eder ve bu metinlerin gizli bir yazıyla değil de boyutları aşırı küçültülmüş harflerle yazıldığını fark eder. Uzun uğraşlar sonucunda bu edebi taslaklar ve el yazıları için inceleme iznini alır ve gizemi yavaş yavaş çözmeye başlar. Bu çalışmalar uzun yıllardan sonra, içlerinde Haydut’un da olduğu eserleri, Walser’ın ölümünden çok sonra da olsa bizlerle buluşturur.

Kitaba dönersek; matrak bir anlatıcı var. Birçok bölümde “buraya yine döneriz, belki de dönmeyiz, bir ara bu konuya yine göz atalım, ileride bu konuyla ilgili bazı şeyler anlatacağım” gibi bildirimlerde bulunuyor. Bazen hikayeye müdahale ediyor, bazen de bizlere ayar veriyor. Hayatla ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Velhasıl başlı başına ilginç bir tip. :) Anlatıcı, Haydut ve Walser’ı araştırınca görüyorum ki yazar da işin içinde, yani üçü arasında geçiş/benzerlikler var.

Haydut’ta; sıradışı bir metodoloji, toplum dışı başkahramanımızın yaşadıkları ve inceden inceye felsefe var. Ezber bozan Haydut’umuzun yaşadığı hastalıklı ilişkiler yumağını çözmenin keyfi de cabası.

Negatif uyarılara aldırmayın, okuması o kadar da zor gelmedi bana. (19 tane “ve” bağlacı kullanılan bir cümle vardı) o kadar kolay okunası bir kitap yani :)
189 syf.
·Puan vermedi
Genel olarak konu bütünlüğünü kafasında tam oturtmuş bir yazar olsada, çoğu yerde kopukluklar ve yerine getirilmeyen boş vaatler ile karşılaştım
>Puanım: 4.7/10
192 syf.
·10 günde
Severek okudum. Bazı kısımları zorladı tabiki. Bazen konu karıştı, bazende karakterler ve mekan. Ama nedir o anlatım tarzı ve gelgitler. Dönüp dönüp okuyabileceğim enfes bir kitabım daha oldu yasasın! :))
Tepeden bakan, azametli pozlar takınmaya nasıl da bayılıyoruz hepimiz. Duygusuz varlıklar böyledir işte.
Alıklık, çoğu zaman zarafetle bağlantılıdır, hatta bir parça alıklığın bir parça cazibe kazandırdığı bile söylenebilir.
"Sen ahmak herifin tekisin," dersem birine, o kişi mutlaka gidip bir ahmaklık yapar; iki kere iki dört eder gibidir bu.
Cüretkar insanların çoğu cesaretten, gururlu olanların çoğu ise gururdan yoksun olurlar ve pek çok zayıf insan, zaaflarını itiraf edecek ruhsal gücü bulamaz. Dolayısıyla zayıflar genellikle güçlü, kızgınlar neşeli, aşağılanmışlar gururlu, kibirliler mütevazi davranışlar sergilerler: Örneğin sadece kibri yüzünden aynayı arsız ve küstah bulduğu için, asla aynaya bakmayan ben.
İntikam hislerini keyifsizlik kadar besleyen bir şey yoktur. Yani insan kötülüğünden değil, keyifsizliğinden ötürü intikam alır ve aramızda keyifsizlik çekmeyen hiç kimse yoktur.
Robert Walser
Sayfa 65 - Can

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Haydut
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750729966
Kitabın türü:
Çeviri:
Cemal Ener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Haydut, burjuva toplum düzenine uyum sağlamayı beceremeyen bir iflah olmazın hikâyesidir. Romanla aynı adı taşıyan kahramanı, kendini keşfetme yolculuğunda daldan dala konan bir bohemdir. Beş parasız bir avare, gönül çelen bir densizdir; uğruna kadınlar ölür.


Birinci Dünya Savaşı’nın ardından herkesin mutluluğu aradığı 20’lerin tam ortasında, uçarılığın ve havailiğin altın çağında yazıldı Haydut. Ne ki dünya edebiyatındaki yerini, yazarının ölümünden sonra yayımlandığında alabildi. Robert Walser, Haydut’u minyatür bir elyazısıyla kâğıt parçaları üzerine yazmıştı ve önce mikrogram adı verilen bu yazının deşifre edilmesi gerekiyordu.


İsviçreli yazar Robert Walser’in Haydut’u, bugün modern edebiyatın önemli kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Kitabı okuyanlar 30 okur

  • Mehmet yıldız
  • Richard Wagner
  • G.p
  • Resc
  • ecg
  • Oktay Dinç
  • İbrahim Truhan
  • Ömer aydemir
  • Kübra Odabaşı
  • tereddütsüz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (4)
9
%0
8
%22.2 (2)
7
%33.3 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0