Adı:
Hortlak
Baskı tarihi:
Ekim 1976
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
Orijinal adı:
Sa Lem's Lot
Çeviri:
Öz Dokuman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hürriyet Yayınları
Baskılar:
Korku Ağı
Hortlak
Korku Ağı
Birleşik Amerika'da küçük bir kent, sevimli evler, ağaçlarla çevrili şirin yollar ve her yönüyle sakin bir hayat. Roman yazarı Ben Mears, çocukluğunu geçirdiği bu tatlı kente bir süre çalışmak isteğiyle geliyor. Ama kısa süre sonra karşılaştığı olaylar onu ve bütün kent halkını çağımızın çok gerilerine götürüyor. Korkunç, inanılmaz olaylar birbirini izliyor ve tanıklarını teker teker ortadan yok ediyor. Şeytan'ın etkisi artık Salem's Lot'un her yanına yayılmıştır. Bu olaylar karşısında soğuk kanlılığını koruyan, kötülüğe karşı savaşta sonuna kadar gitmeye kararlı iki kişi var: Çok konuşmayan ama tanık olduğu olayları değerlendirebilen 11 yaşındaki bir çocuk ve şeytana karşı son, kesin bir savaş vermek üzere kısa süre sonra Salem's Lot'a dönmesi gerektiğini bilen bir adam.
592 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
*VAMPİRLER*

Eskiden vampirler güneş de ışıldamazlardı,dışarı çıkamazlardı ve bir yüzük yardımıyla Güneş’ten korunma gibi bir şansları da yoktu.Eski vampirlerin gözleri sürekli renk değiştirmezdi,sadece kırmızıydı.Eski vampirler de yeni vampirler gibi soluk tenli yakışıklı ve güzeldi.Eski vampirler yeni vampirler gibi insanları incitmemek için hayvan kanı içmezlerdi veya insan yemekleri ile beslenmeye çalışmazlardı; onların lüksleri vardı sonuçta = Saf İnsan Kanı.Son olarakta eski vampirler edepsiz veya görgüsüz değillerdi; davet edilmeden hiçbir yere giremezlerdi.Stephen King tabiki eski vampirleri tercih etmiş bu kitabında.Hadi incelemeye geçelim :)

Yazar olan Ben Mears,çocukluğunda dört yıl boyunca teyzesiyle kalmış olduğu Jerusalem’s Lot’a bir roman yazmak ve geçmişteki korkuları ile yüzleşmek için geri döner.Çocukluğundan beri dimdik karşısında duran ve bir türlü peşini bırakmayan Marsten Köşkü kasabanın tepesinde adeta “Seni daima izliyorum Ben” dercesine dikilmektedir.Yıllar sonra yeni kiracıları vardır bu köşkün.Kiracıların gelmesiyle birlikte kasabada akıl almaz olaylar yaşanmaya başlayacaktır.Yoksa kasabaya bir daha Güneş hiç mi doğmayacaktı ?

Kitaba başlarken adeta çamurun içine saplanmış bir arabayı çalıştırır gibi debelenip duruyoruz.Giriş bir o kadar anlamsız,bir o kadar yavan ve bir o kadar içine alamayan tipte.Sonuçsa her şey olurunda giderken sanki Stephen King “Canım sıkıldı bitsin artık” demişçesine kestirilip atılmış adeta hatta hızlandır tuşuna basılmış bile olabilir.Ama bir gelişmesi var ki 40.sayfa ile 500 arasını nefessiz soluksuz okudum.

Stephen King bize öyle bir kasaba hediye ediyor ki (tekrardan) uzun süre aklımdan çıkacağını sanmıyorum.Her gün camdan dürbünle insanları gözetleyen Mabel,mankenlik hayalleri kurarken 17 yaşında anne olmuş bir kadın,çöplükte yaşamak tek tutkusu olmuş bir adam,kocasını aldatmaktan oldukça zevk alan bir kadın ve daha niceleri.Karakterler çok fazla ancak öyle özellikleri öyle düşünce yapıları var ki unutmanız bir o kadar imkansız.

Aniden gelişen ölümler,körüklenen merak duygusu,tsunami gibi üzerinize gelen bir gerilim içeriğine sahip olduğu için kalp hastası olan insanların bu kitabı okumalarını önermiyorum.

SADECE VAMPİRLER VE GERİLİM Mİ VAR ?
Hayır.Bu kitap yoğun miktarda duygu içeriyor.Kitabın bazı bölümlerinde çok ağladım.Karakterlerin düşünce yapılarını anlatamıyorum çünkü spoiler olabileceğini düşünüyorum.

Stephen King bize öyle bir kitap yazmış ki bu kitabı okurken hiç kimse güvende değil.Hatta siz bile güvende değilsiniz.Bu kitabı okuduktan sonra tanıdıklarınızı eve davet etmeyeceksiniz,hatta perdelerinizi bile açarken korkuya düşeceksiniz.Karanlıkta dışarı çıkmak mı ? Daha neler. :)

Bu kitabı okurken şöyle bir hataya düşmeyin.”Ben bu karakteri çok seviyorum,başına hiçbir şey gelmez” gibi cümleler kurmayın.Ben kurduğuma fazlasıyla pişman oldum.En son ağlamaktan gözlerim kıpkırmızı olmuştu.

Son olarak söylemeden geçmek istemeyeceğim bir nokta var.Ben bu kitabın incelemesini severek takip ettiğim Mine Oral ablamın youtube kanalında görmüştüm ve o zamandan beri okumak istiyordum.Böyle güzel bir kitapla beni buluşturduğu için incelememi ona ithaf etmek istiyorum.Teşekkür ederim :)
592 syf.
·11 günde·10/10 puan
Stephen King'in Göz/Carrie adlı ilk kitabından sonra yazdığı Korku Ağı, yazarın en iyi eserlerinden bir diğeri olarak dikkat çekici bir çalışma. Ben 30 sene önce eski versiyonunu okumuştum. Burada yeni versiyonda hem kitabın girişinde bir hikâye var hem de kitabın son kısmında oldukça uzun bir başka hikâye var, ve ana hikâyenin devamı olarak görülebilir bu son öykü, zira yine aynı kasabada geçiyor. Ben okumadım ama kitaptaki bazı karakterlerin, meselâ Callahan'ın Kara Kule serisinde de görüldüğünü öğrendim.

30 sene önce bir ergenken okuduğum kitaptan konuyu değil, ama bende yarattığı hissi hatırlıyorum. Bu bir vampir hikâyesiydi, korkunçtu, işte bunları hatırlıyordum. 30 sene sonra uzun versiyonuyla bir kez daha okurken konusuna dair hiç birşey hatırlamadım kitabın. Haklıydım, karakterler, olaylar hatırlanacak bir iz bırakacak gibi değil, ancak kitabın başından sonuna devam eden ve artık son 100 sayfada meselâ giderek artan uğursuz, karanlık ve ışığın yavaş yavaş yok edildiği bir atmosfer yaratmayı çok iyi başardığını söylemem gerek yazarın. Stephen King'in en sevdiğim anlatım özelliklerinden olan irkiltici, tuhaf kafa konuşmaları burada yok gibi, bu yönünü ikinci eserinde tam geliştirmemiş demek ki, oysa bu çıldırtıcı kafa sesleri eserlerine- özellikle ilk dönem eserlerine- ürkütücü bir hava veriyor genelde. Korku Ağı'nda korku ve hatta terör hissi Jerusalem kasabasına ağır ağır yayıldıkça bu hissin giderek kör edici bir kesiflikte kitabın her yanına, kasabadakine benzer bir şekilde yayıldığını hissediyoruz. Bir vampirin yani onun temsil ettiği bütün kötülüklerin kasaba sakinlerine bulaşmasıyla herkes teker teker vampire dönüşürken, onları durdurmaya çalışan bütün iyilerin hiç bir kitapta tanık olamayacağımız- mesela Taht Oyunları'ndaki gibi, beklenmedik, ani- şekillerde yok olmasıyla yazar bizi kötülükten, çürümüşlükten başka hiç birşeyin olmadığı bir dünyaya davet etmiş oluyor. Ancak bu kitap muhafazakar bir metin de sayılabilir. Kutsal metinlerde topluca yok edildiği söylenen şehirler ya da kasabalar gibi, Jerusalem (yani Kudüs) sakin ve güzel görünümün ardından kötülüğe hizmet eden ya da bunu farketmeden yaşayan sakinleriyle bir anlamda cezalandırılıyor. Alkol düşkünü din adamından sözde ahlâklı ama ruhunu vampire (şeytana) satmış insanlarına dek herkes kasabanın yok olmasında üzerine düşen görevi yerine getiriyor gibi. Bu insanlar kötülüğü durduracak güçten yoksunlar, bilgileri yok ya da zaten bizzat ona dahil durumdalar. Böylece kutsal metinlerde söylendiği gibi, cezalandırılmaları kaçınılmaz oluyor. Öyleki kötülüğü yok etmek için mücadele edenlerin nihai çözümleri de -spoiler geliyor:-)kasabayı kurtarmak olmuyor, ve ceza da yine örneğin Kur'an'da sık sık okuduğumuz gibi, ateş oluyor.

Böylece Stephen King'in neden bu kadar karamsar, karanlık ve uğursuz bir atmosfer yaratmayı başardığını anlıyoruz: yazar günahkâr olduğumuz fikrini kurcalayarak bize sebebini bildiğimiz ya da bilmediğimiz günahların bedelini ödemekten kaçamayacağımızı ve konforlu hayatlarımızın bir bedeli olduğunu söylüyor. Söylediğim gibi; kitaptaki karakterler derinlikli olarak verilemediği için- çok küçük bir ihtimal, yazarın derdi de bu olmadığı için- aklımızdan çıksa da günah duygusu, cezalandırılma duygusu, ölümlü olduğumuz gerçeğinin, görece konforlu hayatlarımızın aslında her an dağılabileceği gerçeğinin kitabın atmosferine yedirilmesiyle oluşan bu his aklımızdan çıkmıyor. Bu arada, vampirler çok moda olduğu için kitabı okuyanlara günümüzdeki moda ve aşina rollerinin dışında, saf kötü, pis, uğursuz ve din dışı görünerek belki şaşırtıcı gelebilir; yine de vampir Barlow karakteri o son derece ilginç mektubuna rağmen yeterince derinlikli verilemediği için büyük bir etki yaratamıyor. Bu kitap Anne Rice'ın Vampirle Görüşme kitabının yanında sönük kalıyor ama atmosferi anlamında yine de vasatın çok üzerinde bana göre. Stephen King severlerin mutlaka okuması gereken eserlerden, yazarın en iyi eserlerinden birisi kesinlikle. Biz King okuyanlar- tabii onu en başarılı yani ilk dönem eserleriyle tanıyanlar zaten yarattığı karakterlerle değil, olay ve atmosfer yaratmadaki ustalığıyla seviyoruz onu. Korku Ağı, bu anlamda dört dörtlük bir eser olarak okunmayı hak ediyor...
592 syf.
Herkese Merhaba

Bu kitap Stephen King ile tanışma kitabım oldu. Stephen King'in kitaplarını hep görüp duyuyordum. Korku türünde çok iyi olduğunu da biliyorum. Ve onu okumanın zamanı artık gelmişti :))

Kitabın konusundan bahsedecek olursak; yazar Ben Mears’ın çocululuk yıllarında Lot kasabasında yaşamaktadır. Kasabadaki Marsten Köşkü'nde korkunç bir olaya tanık olmuştur.
Ben, yıllar sonra bu kasabaya dönerek bir kitap yazmaya karar verir.
Ben Mears ve arkadaşlarının lanetli ve etrafa kötülük saçan Lot kasabasını ele geçiren Vampirlerle olan mücadelesini anlatan bu kitabı okurken gerçekten korkuyu hissedeceksiniz. Kitaptaki anlatım son derece akıcı ve betimlemeler çok iyi. Okumaya başladığınız andan itibaren kitabın atmosferine kapılıyorsunuz.

Kitapta dikkatimi dağıtan tek şey isimler oldu. Yani kitabı okudukça olaylara çok sayıda karakter dahil oluyor ve bir noktadan sonra acaba kim kimdi diye düşünüyorsunuz. Ama anlatım ve kurgu o kadar iyi ki isim kargaşası bir süre sonra önemini yitiriyor.
Not:Lot sen nasıl bir kasabasın öyle! Umarım yolum o tarafa hiç düşmez :))
Bu kitap King'in belki okuduğum ilk kitabıydı ama sonuncusu olmayacak. Korku türünü sevenler için kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Herkese keyifli okumalar
592 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Stephen King, akla hayale sığmayacak yaratıcı konular oluşturmakta ne kadar ustaysa klişeler üzerine yazarken de dudaklarımızı uçuklatan bir kalem gücüne sahip bir yazar. Bunun örneklerini daha önce de gördük. Mesela; Colorado Kid. King, gazetede denk geldiği bir haber üzerine aldığı ilhamla kısa bir roman çıkarıyor ortaya. Kaleminin akıcılığı ve merak uyandıran ilerleyişi ile yine kaliteli bir eser sunmuştu bizlere. Cujo'yu da burada örnek gösterebileceğime inanıyorum. Klasik kuduz köpek dehşeti bu kadar güzel anlatılamazdı, yazdığım yazıda bunu da belirtmiştim. Klişe bir konu, fakat işleyince altına dönüşmüş bile denebilir. "Mahşer" dahil birçok roman hakkında bu iddiamı sürdürebilirim. Elbette bahsettiğim durum yaratıcı romanları olduğu kadar yaratıcı olmayanları da var demek değil. Mahşer'in yaratıcı olmadığını iddia etsem bu klavye parmaklarımı kırardı. Fakat, Mahşer'in birçok hastalık bazlı korku/gerilim hikayesinin arasından sıyrılan bir roman olduğunu göz önünde bulundurursak; klişe bir konunun işlenerek tüm zamanların en iyi destanlarından biri haline getirilmesine şahit olduğumuzu fark edebiliriz.

"Korku Ağı", Stephen King'in Bram Stoker'ın Dracula'sından ne kadar etkilendiğinin somut kanıtı. Bunu önsöz, sonsöz dahil her yerde belirtiyor. Röportajlarında dahil her zaman belirttiği bir gerçektir Dracula'dan ne kadar etkilendiği. Korku Ağı'nın üst düzey bir Stephen King romanı olmasının nedenleri çok. En başta, King harika analiz yapıyor. Dracula'yı okumuş ve etkilenmiş bunca yazar varken neden ondan esinlenen en iyi romanlardan biri King'in elinden çıkıyor? Bu hem iyi analizinin, hem de konuyu özgün bir hale getirecek harika eklemeler yapabilmesidir. Vampirler hiçbir zaman beni korkutan mistik yaratıklar olmamışlardır. Fakat, gecenin bir yarısı camın önünde belirip sivri tırnaklarıyla hafif hafif cama tıklatan vampirlerin düşüncesi tüylerimi diken diken etti.

Kasaba korkusu, her zaman etkileyicidir. "O kasabaya gitmeyin çünkü orada ...... var." Her zaman okuru/seyirciyi kıskıvrak yakalayan bir başlangıç noktasıdır. Korku, kasabaya hakim olmuştur ve kasaba sınırları dışındakiler bunu iyi bilirler. O korku, o kasabanın sorunudur, kimse bulaşmak istemez. Bu bahsettiğim duruma korku filmlerinin girişlerinde rastlayabilirsiniz. Ya da hikayenin bitişinden sonra bir küçük sahneyle karşınıza çıkabilir. Stephen King romanlarının filmlerle benzeyen noktaları olduğunu daha önce belirtmiştim. Korku sineması, Stephen King'in kaleminden çıkmış unsurları kullanmaya başlayalı çok oldu, hala da kullanıyorlar. Korku Ağı'nın gerek başı gerek sonu sizlere ürpertici bir sinema filmiyle karşı karşıya kalmışlık hissi aşılayacak. Kitabın yeni baskısı bu şekle gelsin diye özenle hazırlanmış. Orijinal baskısı elimde var fakat ben yenisini okudum. Eski baskıda, kitabın sonundaki çıkarılmış sahneler bölümü ve kısa bir iki hikayenin bulunmadığını biliyorum, yanılmıyorsam tabi.

Korku Ağı, net bir korku romanı. Klişeleri çok güzel kullanıyor, bu konuda öyle iyi ki klişelerden kendine has noktalar üretebiliyor. Hem korkmak için yeni yollar arayanları, hem de eski korkulara özlem duyanları gayet güzel tatmin ediyor. Bizlere de geceleri rüyalarımıza konuk olacak o lanetli kasabayı bırakıyor: Jerusalem's Lot.
592 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Okudum okudum ama okurken bende bittim. Bir anda bitirmek isteyeceğiniz gerilimin hiç eksik olmadığı bir roman. Ben şartlardan dolayı uzun bir zamanda bitirebildim ama elime alabildiğim her an romanı okumaya can attım. gerçek dışı vampirli felan kurgulu kitapların beni etkileyeceğini hiç düşünmezdim ama her okuduğumda korkarak gerilerek kitabı elimden bıraktım. Stephen king in diğer romanlarını okumak için sabırsızlanıyorum.
389 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Adına bakınca baştan gerilim dozajımı yüksek tutarak başladım. Sonra gitgide kredim tükendi açıkçası. Güzel miydi? Kesinlikle güzeldi. Kurgusu, diyalogları, anateması... Ama ilk kez bir King kitabına 9 verdim.

Bende kitabın 1982 basımı var. Yayınevi aynı. Çok eski, sayfaları parçalanmaya yüz tutmuş ve mükemmel kokan bir parça bu. (: Lâkin çokça yazım hataları var. Hatta bazı yerlerde diyaloglar bile kaymış. Sanırım zamanla editörler de gelişmiş. Şimdiki basımlar okunabilirliğin rahatlığından ötürü daha iyi gibi.

Kitabı vampir temalarını sevenlere tavsiye ederim.
Öyle saçmasapan vampir öyküsü de değil hani:)
Kitabı roman okumayı seven herkese de tavsiye ederim.

Yeni basımında sanırım ayrıca 2 öykü daha varmış ama bu eski basımda sadece tek hikâye var, zaten sayfa sayısı da 389. Bilginiz olsun.
592 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Aslında Stephen King'in kendi deyimiyle, "korku romanları yazarı" etiketi üzerine yapışmış ve çıkaramıyor. King, ciddi anlamda her türden eserler yazan oldukça üretken bir yazar. Hemen hemen herkes, King imzası olan en azından bir film mutlaka izlemiştir. Ve inanın dram ve mizah yönü korku yazarlığı yönünden çok daha güçlü. Ancak bu sözlerimi Korku Ağı için söyleyemeyeceğim. Korku Ağı, okurken yer yer ürperten tekinsiz havası ve yoğun karanlık duygusuyla Lovecraft'ın yarattığı korkunç atmosferi hissettiriyor iliklerimize kadar.

1970 yılına kadar gayet sakin ve düzenli bir yaşantıya sahip Jerusalem's Lot kasabası, insanların ortadan kaybolmaya başlamasıyla esrarengiz bir hal alır. Kasabayı kendi iradesiyle terk edenler ise orada olan olaylarla ilgili tek kelime dahi etmezler. Terk edilmiş dükkânlar, mağazalar, evler, bakımsız harap bahçeler ve ıssız sokaklardan müteşekkil bir kasaba... Geçmişindeki kötülükler ve korkunç olaylar nedeniyle lânetle anılan Marsten Köşkü'nün tekin olmayan iki kişi tarafından yeniden sahiplenilmesiyle birlikte kasabada esrarengiz olaylar başlar.

Kendi çapında bir üne sahip olan yazar Ben Mears, yeni bir roman yazmak için çocukluğunun geçtiği bu kasabaya döner. Ancak kasabada oldukça kötü diyebileceğimiz günler ve sarsıcı olaylar başgöstermektedir. Masum bir köpeğin hunharca öldürülerek asılması ve bir kiliseyi harabeye çeviren bir kaç çocuğun, bir nevi Şeytan Ayini diyebileceğimiz şekilde kilisedeki normal olmayan davranışları ve her tarafı kan ve pislik içinde bırakmaları ve ardından küçük bir çocuğun kaybolmasıyla gelişen olaylar örgüsüyle sarmalandığımızı görürüz farkında olmadan. Hikâyenin belki de en can alıcı noktası; 12 yaşındaki oğlunu toprağa veren Tony Glick'in sinir krizleri geçirdiği bir anda yumuşak toprağın çökerek evladının tabutunun üzerine düşmesinin tasvir edildiği bölümdür. Okurken bile insanın içini acıtan satırlardı diyebilirim.

Kitap daha önce "Hortlak" ismi ve Öz DOKUMAN çevirisiyle 1976 yılında ülkemizde yayımlanan ilk Stephen King kitabı olma özelliğini de taşıyor.

Kitabın son bölümlerinde ilave hikâyeler mevcut. Bunlardan biri de Hayaletin Garip Huyları kitabından tanıdığımız Jerusalem's Lot isimli hikâye.

Ayrıca en sondaki Çıkarılmış Sahneler isimli ilave bölümde, yazarın hayalindeki kurguyu kitabın düzeltilmemiş bir baskısı gibi okuruyla paylaşması, okura verilen ve gösterilen artı değer olarak anlamlı olduğu gibi King'in kafasının içinde yüzen çeşitli paralel evrenlere bir kapı araladığı için de oldukça önemli.

Bram Stoker'ın Dracula romanındaki gotik atmosferden günümüze çağdaş bir uyarlama izleri de taşıyan ve King'in ilk eserlerinden biri olmasının yani sıra "korku romanları yazarı" ünvanını almasında da oldukça etkili bir payı bulunan Korku Ağı, türünün klasikleri arasında okunması gereken yapıtların başlıcalarından biri diyebilirim rahatlıkla.
592 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu ayın Stephen King eseri Korku Ağı oldu. King eserleri içerisinde merak ettiğim eserlerden biriydi Korku ağı. Stephen King'in yazmış olduğu ikinci eseri Korku Ağı. Vampirler hakkında okuduğum en iyi ve korkutucu kitaplar arasına girdi diyebilirim. Salem's Lot adlı küçük bir amerikan kasabasına bir gölge gibi Barlow adında yüzyıllardır yaşayan eski bir Vampir çöker.
Kasabayı yavaş yavaş, her geçen gün istila etmeye başlar. Önce iki çocuk, sonra kimsenin merak etmediği, sahipsiz insanlar ve sonrasında aileler kaybolur. Bu olayları farkeden bir grup insan vampirlere karşı bir savaşa girişir.
Kitabın sonu bence biraz daha iyi olabilirdi bence. Çünkü çok klişe bir şekilde ve bence pek heyecanlı olmayan bir biçimde sonlandı. Kitap başından beri sürekli merak uyandıran ve geren bir tempoda ilerledi lâkin Barlow gibi eski bir vampirin mücadelesi daha zorlu ve korkutucu olmalıydı diye düşünüyorum. Herşeye rağmen ustadan yeni bir eser okumak bir zevkti benim açımdan. Kesinlikle tavsiye edeceğim bir eser. Esenle kalınız. ♡
592 syf.
·7 günde
Daha önce Stephen King'in 1974 yılında yayımlanmış olan ''Göz'' adlı ilk romanına yaptığım incelemede geçmişte ön yargıyla yaklaştığım bu yazarın tüm kitaplarını tek tek okuyup gelecekteki kütüphanemde bir ''Stephen King Kitaplığı'' kısmı oluşturacağıma karar verdiğimi dile getirmiştim. 1975 yılında yayımlanmış olan bu 2. romanını da okuduktan sonra bu kararı verdiğim için çok mutlu oldum.

Kendisi her ne kadar ''Önsöz'' kısmında ''Yani biraz insaflı olun tamam mı?'' dese de çeşitli kültürlerin mitlerinden kaynak ve fikir alarak bunların özgün bir tarzda bir nevi harmanlandığı bu eser kesinlikle muazzamdı. Yazar yarattığı bu yerleşim yerini, onun tarihini ve yerli halkını (ve yerli halkı derken hemen hemen tüm evlerdeki hayatlara konuk olacak olman da muazzam bir şey) o kadar güzel tasvir ediyor ki kendini bir kere kaptırdığında bu insanların gerçekten var olduğuna ve hikaye edilen konunun yaşandığına inanacak kadar oluyorsun. Çokça merak, aman aman bir heyecan, azıcık korku, bir miktar gerilim ve ekstra birkaç tane tükenmek bilmez duygu... hoop! Okuma sürecinin kısa bir tarifini yaptık sanırım. Hele de bizzat en beğendiğim bölüm ''Jerusalem's Lot'' adlı seni 1850'li yıllara götürecek olan bölümdü. Mektuplaşmalara ve bazı günce sayfalarına dayalı bu bölüm adamakıllı korkunçtu. Kitap yayımlanmadan ve üzerinde çeşitli düzenlemeler yapılmadan önce özgün metinde var olan çıkarılmış sahnelerin de ayrı bir bölüm olarak kitapta yer alması pek hoş olmuş. Hâsılı kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

Keyifli okumalar! :)
590 syf.
·4 günde·7/10 puan
Yazar Ben küçükken yaşadığı bir olayla yüzleşmek için Lot kasabasına geri döner. Çocukken korkunç gelen Marştan Köşkü'nü kiralamak ister.Ancak köşkün yeni kiracıları vardır.
İlginç olaylar peş peşe gerçekleşir. Önce bir köpek feci bir şekilde öldürülmüştür. Ardından bir çocuk kaybolur.Ancak olaylar artmaya devam eder.
Lot Kasabası artık bir kasaba olmaktan çıkmıştır.
592 syf.
·3 günde
Kitabımızın ana karakteri olan bir yazarım korkularıyla yüzleşmek istemesi ile yaşadıkları ele alınıyor. Akıcı,sürükleyici ve güzel bir kitap. Hatta muhteşem bir kitap. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar.(https://sadeceyagmurr.blogspot.com/...ng-korku-ag.html?m=1)
592 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Stephen King gibi bir yazar ‘vampir’ mitine el atmasa kesinlikle olmazdı..Yine sizi hayretler içinde bırakacak,sürükleyici diğer kitaplarına göre bir hayli karakterle tanışacağınız,insanların esrarengiz şekilde öldüğü veya kaybolduğu enfes bir King kitabı daha..Ayrıca Emerson gibi büyük yazar,filozof ve şairin kurduğu ‘transandantalizm’ akımını sayesinde öğrendiğim naçizane King eseri..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hortlak
Baskı tarihi:
Ekim 1976
Sayfa sayısı:
340
Format:
Karton kapak
Orijinal adı:
Sa Lem's Lot
Çeviri:
Öz Dokuman
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hürriyet Yayınları
Baskılar:
Korku Ağı
Hortlak
Korku Ağı
Birleşik Amerika'da küçük bir kent, sevimli evler, ağaçlarla çevrili şirin yollar ve her yönüyle sakin bir hayat. Roman yazarı Ben Mears, çocukluğunu geçirdiği bu tatlı kente bir süre çalışmak isteğiyle geliyor. Ama kısa süre sonra karşılaştığı olaylar onu ve bütün kent halkını çağımızın çok gerilerine götürüyor. Korkunç, inanılmaz olaylar birbirini izliyor ve tanıklarını teker teker ortadan yok ediyor. Şeytan'ın etkisi artık Salem's Lot'un her yanına yayılmıştır. Bu olaylar karşısında soğuk kanlılığını koruyan, kötülüğe karşı savaşta sonuna kadar gitmeye kararlı iki kişi var: Çok konuşmayan ama tanık olduğu olayları değerlendirebilen 11 yaşındaki bir çocuk ve şeytana karşı son, kesin bir savaş vermek üzere kısa süre sonra Salem's Lot'a dönmesi gerektiğini bilen bir adam.

Kitabı okuyanlar 594 okur

  • Hakan Topal
  • Züleyha Polat
  • Ege
  • gizem gelçek
  • Yasin TEKE
  • sadecebiridegeç.
  • Efe mert
  • Elif Kaya
  • Gani Turgut
  • Mert Özekçin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.9 (44)
9
%0.3 (1)
8
%1 (3)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları