Dünyaya niyet, ahirete kısmet, bir aşk için...
Şeyh Galib'i, Mevlana'nın Mesnevi'sini taklit ile suçlayanlara onun şöyle cevap verdiği söylenir:
"Feyzi Mesnevi'den aldım
Çaldımsa da mir-i malı çaldım."
Hüsn-ü AşkŞeyh Galip · Adam Yayınları · 20031,677 okunma
Kalb kal'asının sahibi odur;kalb diyarında pâdişahlar pâdişahı odur.
Syf 263
Şeyh Galib'in sözlerini pek severim. Özellikle:
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin senMerdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
sözüne bayılıyorum. Kitabın yarısından Türkçe çevirisi başlıyor. Bu şekilde bir kitap hâlini alması da çok güzel olmuş. İlk sayfalarda Allah'a ve peygambere övüş anlatımından sonra hikaye başlıyor. Spoiler fazla vermeyeyim ama güzel anlamlı bir aşk hikayesiydi. Hem mesnevi hem de içinde roman olması esere ayrı güzellik katmış.
Galib, aşkı tatlı cümlelerle anlatan pek lezzetli bir hikaye kurmuş. Okuyucu okurken mest oluyor âdeta. Mesela şu alıntıdaki gibi:
Apaydın güneş karanlıkta doğsaydı, yüzüne, yüzündeki tüylere benzerdi.
Syf 177
O kadar ince ve zarif cümleler yazmış ki, aşkı ve sevgiyi hissettirmiş. "Baharı Anlatış" bölümü de beni mest etti, bu tür tarif edişler ruhumu okşuyor:
Gül bahçesinde biten her gonce, yeryüzünden göklere sırlar açtı. Ceylanın boynuzu gül dalına döndü; gönüller alan selvi, gül nafeleri yetiştirdi. Gül bahçesi cennet haberini getirdi; dıvara sarılan dikenler bile Tılba'ya nazire oldu. Güzelim rüzgar, İsrafil kesildi de yeryüzü ölülerini diriltti. Gonce, bülbül gibi neşelendi de güle karşı söz söylemiye, çileyip şakımıya başladı. Hercayi menekşe coştu da hem kalem sustu, hem kitap. Syf 184
Bu güzel kitabı mutlaka okuyun.⚘️
Hüsn ü Aşk
"Gayret dedi Aşk’a ey birâder
Gel yol eri yolda olmak ister"
Besmele-Hamdele-Salvele..
Merhum Şeyh Galib Hazretlerini Rahmetle yâd edelim. Hamd ile salvele getirip evvala; Hazretin ruhuna bir Fatiha armağan edelim.
Elimden geldiğince ve kalemim yettiğince, bu şaheseri terennüme ve dahi izaha yelteneceğim. Haddimiz ile güreşe tutuşuyor ve teşebbüsümüzün "çocuk aklı işte!" şefkatiyle mazur görülmesini temenni ediyoruz.
Derine inmeden, yüzeysel bir anlatı sunmaya gayret edeceğim. "Bir halk ozanına nazım ile destan yaz deseniz, bir çırpıda tamam eder ve fakat bir dilekçe yaz deseniz apışıp kalır" çıkarsamasına dayanarak söylüyorum ki; nesir hususundaki acziyetim zatımca malumdur. Tahammülünüzü istirham ediyorum. Şüphesiz sürc-i lisan edeceğiz, affola.
***
Kadim edebiyatımızın, asırlar boyunca mazmunları ve bu mazmunlarla teşbihe sedrettiği Leyla ile Mecnun nüktesini aşındırdığı demlerdi. Divan şairleri ve halk ozanları evvela şiirlerinde Mecnun makamına çıkmaya çalışıyordu. Aşıkların kutbu olarak telaffuz edilen Mecnun, şairin aşkta çıkabileceği en ulvi makamdı ve bu makamın postnişini Mecnun idi. Bu yüzden şairler, Mecnun'a mürid olma yarışındaydı.
Divan Edebiyatında Mecnun;
"Hevâ-yı aşk ile Mecnûn kenâr-ı maksada erdi
Uyupakla Felâtûn gark-ı bahr-ı hayret olmışdur"
(Mecnûn, aşk arzusuyla maksadının sahiline ulaştı, fakat Eflâtûn, akla uyarak
hayret denizinde boğuldu.) / Fehîm
Yahut:
"Anınçün murg Mecnun başı üstünde mekan eyler
Ki kûy-ı Leyla hâşâkından anca âşiyan eyler"
(Kuşlar senin başında yuva yapsa şaşıracak ne var? Kays'ın başı irfan aleminin bağdaki ağaçları gibi değil miydi?) / Seliki
Çok beğendiğim ve severek okuduğum bir roman oldu.Hem kendi dili hem de bizim dilimize göre uyarlanması çok güzel.Binlerce kelime öğrendim,bilgi sahibi oldum.Romandan kısaca bahsetmek istiyorum:
Hüsn ü Aşk, kurgusal anlamda Hüsn (Güzellik) isminde bir kız ile Aşk isminde bir erkeğin aşkını anlatan, tasavvufi bir tema ve temele sahip bir mesnevidir. Sevgioğulları (Beni-mahabbet) isimli bir Arap kabilesi vardır.Bir gece bu kabilede bir kız bir de erkek çocuk doğar.Erkek çocuğa Aşk kıza Hüsn ismini verirler.Bu ikisini birbirlerine nişanlarlar. Öğrenim zamanları gelince ikisi de Edep okuluna giderler,bu okulda Munlâ-yı Cünun isimli büyük bir hoca vardır. Bu sıralarda Hüsn Aşk'a aşık olur.İkisi zaman zaman Mânâ gezinti yeri`ne gitmekte gezinmekte,sohbet etmektedirler.Bu gezinti yerinde Suhan isimli bir mihmandâr(misafir ağırlayan kişi) vardır ki bu kişi her şeyi bilen çok büyük bir insandır. Fakat,Hayret isimli kudretli bir kişi Hüsn ile Aşk'ın görüşmesine mani olur.Bir süre Suhan yoluyla mektuplaşırlar.Aşk'ın Gayret adında bir lalası vardır ve sonunda ikidi Aşk'ın gidip Hüsn'ü kabile büyüklerinden istemesi konusunda anlaşırlar.Kabile büyükleri ise Aşk'ın bu arzusuyla alay eder ve eğer Hüsn'e kavuşmak istiyorsa Kalb ülkesine gidip Kimyâ`yı alıp gelmesi gerektiğini söylerler.Yolun ne denli zorlu ve korkunç olduğunu da anlatırlar,Aşk yolda dev,cin ve cadılarla karşılaşacak,ateşten bir denizden geçmek zorunda kalacaktır.Aşk ile Gayret Kalb ülkesine yola koyulurlar ve başlarından birçok badire geçer.Her badirede onları Suhan kurtarır. Mutlu sonla biten hikayede;işin sonunda Aşk'ın Hüsn'ü kendinden ayrı sanmasının onu yanlış yollara düşüren şey olduğunu,aslında Aşk'ın Hüsn,Hüsn'ün de Aşk olduğunu,birlikte ikiliğin var olmayacağını aslın birlik (teklik) olduğu mesajı ile
Hüsn-ü Aşk, Şeyh Galib'in meşhur tasavvuf konulu mesnevilerinden biridir.
Hatime yani eserin sonunda ebced hesabıyla Hüsn-ü Aşk'ın tamamladığı tarihi miladi 1783 olarak belirtmiştir.
Konusu, Hüsn adında bir kız ile Aşk adında bir erkeğin aşkını anlatan, tasavvufi bir temaya sahip mesnevidir. Bu mesnevinin diğer mesnevilerden farkı nedir diyecek olursanız eğer, ilk olarak bir kızın erkeğe aşık olmasıdır derim. Yani Sevgili maşuk olacakken aşık olmuş, erkek ise aşık olacakken maşuk olmuştur. Eserin ilerleyen bölümlerinde ise bu durum tersine dönmektedir diyebiliriz. Verilen mesaj ise birliktelikte ikililiğin olmadığı asıl olanın teklik olduğudur.
Tasavvufi mesnevilerde olduğu gibi sembolik kişiler burada da görülmektedir. Bu sembolik öğeler Aşk'ın Hüsn'e kavuşması için yola çıkması ve bu yolda türlü belalara rastlaması vasıtasıyla verilmektedir.
Şeyh Galib bu eseri bir gün dost meclisinde bahsi geçen bir konu üzerine kaleme aldığını belirtmiştir; meclistekiler Nabi'nin Hayrabad adlı eserini çok övmüşler ve bunun üzerine de Şeyh Galib Hayrabad'ın konusunu Feridüddin Attar'dan aldığını ve hiçbir orjinalliğinin bulunmadığını iddia etmiştir. Meclistekiler de bu iddiasına karşılık bu türden bir eser kaleme almasını istemişlerdir. İşte Hüsn-ü Aşk bu şekilde meydana gelmiştir.
Muhammet Nur Doğan eseri oldukça yalın bir şekilde çevirmiş ve not ve açıklamalarıyla bizi bilmediğimiz bazı kelimelerde bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır. Kitabın boyuttu bilindik kitap boyu ve genişliğinden farklı olarak daha uzun ve geniştir fakat bu gözünüzü korkutmasın, su gibi bir anlatıma sahip olduğu için akıp gidiyor. Bu tür mesnevilere ilgisi olan ya da edebiyatımızdaki böyle kıymetli bir eseri okumamak olmaz diyenlere önerimdir :)
Hüsn ü AşkŞeyh Galip'in kaleme aldığı divan edebiyatının son büyük tasavvufî mesnevisidir.
Şeyh Galib eserin “sebeb-i te’lîf” bölümünde, kendisinin de bulunduğu bir mecliste Nâbî’nin Hayrâbâd adlı eserinin methedildiğini, bir benzerinin yazılamayacağı ileri sürülünce Hayrâbâd’ın bazı kusurları olduğunu söyleyerek bu görüşe karşı çıktığını, meclistekilerin daha iyisini yazmak mümkünse bunu kendisinin yapmasını istediklerini anlatır. İki yıl önce divanını tertip eden ve o sırada yirmi altı yaşında bulunan Şeyh Galib Hüsn ü Aşk’ı bu olay üzerine yazmaya başlamış ve altı ay gibi kısa bir sürede tamamlamıştır.
Eserin kahramanları doğrudan doğruya Hüsn(Kadın) yani güzellikle bu güzelliğe ezelî yönelişin ifadesi olan Aşk’ın(Erkek) kendisidir.
Seyrüsülûkü anlatan Hüsn ü Aşk’ta bütün kişi ve yer adları tasavvufî birer semboldür. Hüsn hüsn-i mutlak (Allah), Aşk sâlik, derviş, Benî Mahabbet tarikat, Mekteb-i Edeb dergâh, Molla-yı Cünûn mürşid, Sühan kâmil mürşid, Gayret mücâhede, İsmet ihlâs, Kalp Kalesi gönül, Hûşrübâ nefistir. Ayrıca eserde yer alan kuyu, cadı, gulyabani, harâbe-i gam, deryâ-yı âteş ile diğer kişi ve yerler sâlikin aşmak zorunda olduğu engelleri temsil etmektedir. Eser ilâhî aşka erişebilmenin, Aşk’ın Hüsn’e kavuşmasının güçlüğünü belirtmek amacıyla kaleme alınmıştır.
Şeyh Galip'in bir iddia uğruna 6 ayda yazdığı mükemmel eserinin sonuna geldik. Ben eseri okurken keyif aldım ama sanırım sebk-i Hint yani Hint usulü bana göre değil. Bu kadar imgeleme, hayal gücü ve soyutlama nedense bu eserde yer yer sıkılmama sebep oldu.
Mesnevi'nin çokça etkilerini gördüğümüz bu eserde zaten bu durumu Şeyh Galip kendisi de izah etmiştir:
Ben söz haznesinde yeni bir tarz gözettim. O hazneyi ben açtım, ben tükettim. Sırlarını Mesnevi' den aldım, çaldım ama miri malı çaldım.
Gelelim eserimizin konusuna...
Hikayemizde Sevgioğulları (Benî Mahabbet) isimli bir Arap kabilesi vardır. Bir gece bu kabilede bir kız, bir de erkek çocuk doğar. Erkeğe Aşk kıza Hüsn ismini verirler, bu ikisini birbirlerine nişanlarlar. Öğrenim zamanları gelince ikisi de edep okuluna giderler, bu okulda Mollâ-yı Cünun isimli büyük bir hoca vardır. Eğitim aldıkları süreçte Hüsn, Aşk'a âşık olur.
İkisi zaman zaman mânâ gezinti yerine gitmekte gezinmekte, sohbet etmektedirler.
Hüsn, aşkını göstermekten çekinmez ama Aşk biraz daha çekingen kalır. Sonuç itibariyle ikisi de birbirini sevmektedir, fakat Hayret isimli kudretli bir kişi Hüsn ile Aşk'ın görüşmesine mâni olur. Bir süre mihmandar olan Suhan yoluyla mektuplaşırlar.
Aşk'ın Gayret adında bir lalası vardır ve sonunda ikisi Aşk'ın gidip Hüsn'ü kabile büyüklerinden istemesi konusunda anlaşırlar. Kabile büyükleri ise Aşk'ın bu arzusuyla alay eder ve eğer Hüsn'e kavuşmak istiyorsa Kalp Kalesi'ne gidip Kimyâ'yı alıp gelmesi gerektiğini söylerler. Oraya gitmek için heyecanlanan Aşk'a yolun zorluklarını, orada karşılacağı şeyleri anlatırlar. Kısaca bu işin "Ateş denizinde mumdan gemilerle menzil almaya çalışmak." olduğunu söylerler.
Her şeye rağmen Aşk ile Gayret, Kalp Kalesi'ne yola koyulurlar ve başlarından
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,677 okunma
Şeyh Galib’in mesnevi türünde yazdığı Hüsn ü aşk’ı Hüsn ve aşk arasındaki sevgiyi konu edinir. Başlarda gizli gizli görüşselerde ailelerinin kulağına gider… Aşk Hüsn ile evlenmek istese de, aile vuslatın sandığı kadar kolay bir şey olmadığını anlaması için Aşkı imtihana tâbi tutar. Kendisinden Kalp ülkesine gidip Kimyayı bulup getirmesini isterler. Yola koyulur ancak yolda çeşitli badireler atlatır Aşk nefsine yenilir başkasına aşık olur. Aşk Aşkı ararken aşkını yitirir. Yanlışını anlar ve geri döner. Özünde Şeyh Galib’in Hüsn ve Aşk, seven ve sevilen olarak tasvir ettiği kul ve Rabbi Kalp ülkesi ise Allah’ın mülkü olan gönüldür. Zannımca İstedikleri kimya gönüldeki Baki olana duyulan sevgidir. Ona ulaşıncaya kadar çeşitli belalar insanda hasıl olur. Tıpkı Aşkın nefsine yenilip aşık olması gibi. En sonunda Sinesindeki öze inip oranın kimyası keşfedene kadar. Kalbe inmedikçe içindekini göremezsin. Kalbin kimyası imanıdır…
“ Şeyh Galib aşkı; ateşler denizinde mumdan kayıklara binmeye benzetir…” Son olarak gönül Allah’ın mülküdür. Şeyh Galib kendi döneminin en ağır ve en süslü kelimeleri kullanan Şairler arasındadır…
Gerçek, hakiki ve ham sevginin saf halini, divan şiirleri ile anlatılışın en mükemmel hali. Hayran oldum resmen. Aynı zamanda bir tasavvuf eseri. Baş karakterin başından geçen olaylar, tasavvufta ki merhaleleri temsil ediyor. Ferhat ile Şirin gibi, Leyla ile Mecnun gibi bir "sevgi yolculuğu" ana konusu.
Divan edebiyatın son ustalarından olan Şeyh Galib, bu eseri yanlış hatırlamıyorsam 23 yaşında, 6 ayda yazmış. Kurduğu tasvirler, ulaştığı aşk boyutu çok muntazam. Bazı kelimler vardı ki kitabı bırakıp sadece o kelime üzerine düşündüm durdum. 2023 yılının bende ki en etkili kitabı şuan bu oldu.
Kitap hakkında genel bilgi verecek olursak;
Yaklaşık 50 sayfa önsöz içeriyor; genel bilgi ve eserin metni ile alakalı akemedik bilgiler içeriyor.
Ardından 2101 beyitten oluşan metin yer alıyor. Metin nakledildikten sonra Abdülbaki Gölpınarlı'ın günümüz türkçesine çevrilmiş hali yer alıyor.
Biter mi bitmedi; sonrasında kitapta geçen kelimeler için bir de sözlük yer alıyor.
Yok yok bitmedi devam diyor kitap; Bir de bibliyografi var.
Son olarak; Şeyh Galib'in kendi el yazısı ile Hüsn ü Aşk'ı mevcut.
Kitabı okurken aklıma hep "God Is Close(Allah Yakındır) filmi geldi. Ara sıra dünyevi aşktan mı bahsediyor acaba çelişkisine düştüm ama kitabın sonunda uhrevî aşktan bahsettiğine kendimce kanaat getirdim. Kitabın Besmele-Hamdele-Salveleyle başlaması edeplerin en güzeli. Olay mansur tarzda yazılmış. Bir hikayenin hem bu kadar ahenkli hem de bu kadar anlamlı olması hayret verici. Zavallı karakterimiz Âşk çeşitli sınavlardan geçerek sevgiliye kavuşmaya çalışıyor çünkü sevgi ispat gerektirir. Tam umutsuzluğa kapıldığı ve tükendiği bir anda sevgiliye kavuşarak yeniden hayat buluyor. Hayat böyledir işte istediğin şeyi vazgeçtiğin zaman bulursun. Vazgeçtiğin anda gelir bütün güzellikler. Âşk'ın Kalp Ülkesine giderek sevgiliye kavuşmasını müminlerin ahirette Allah'ı görmesi olarak yorumladım. Son kısımda anlatıldığına göre Padişah Sultan Selim, Şeyh Galib'in dizine yatarak şiirlerini dinlermiş.. Kıskandım :(:
Galib Mehmed Esad Dede veya tanınan kısa adıyla Şeyh Galib (1757, İstanbul - 1798, İstanbul), Türk divan edebiyatı şairi, mutasavvıf. 1757 yılında İstanbul'da doğdu. 9 Haziran 1791 tarihinde Galata Mevlevihanesi şeyhliğine atandı. 1798'de vefat eden Galib Mehmed Esad Dede, avluda yer alan türbeye defnedildi.Esed ve Galip mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini toplayarak 24 yaşında iken divanını meydana getirdi (1780). Sembolizm benzeri bir tarzın Türk edebiyatındaki öncüsü olmuş, birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla Divan Edebiyatı'nın gelişmesinde büyük bir rol oynamış olmasına rağmen divan şiirinin geleneklerinden de kopmamıştır. Bugün Şeyh Galip'in şiirleri gösterdiği harika sembolizm ve betimlemelerle özellikle Batıda fazlasıyla beğeni toplamaktadır. Şeyh Galip'in eserlerinin en önemli yönlerinden birisi de tasavvufi temellere sahip olmasıdır.