İlk Adam

7,5/10  (6 Oy) · 
29 okunma  · 
7 beğeni  · 
1.366 gösterim
Albert Camus'nün 1960 Ocak'ında korkunç bir araba kazasında yaşamını yitirmesi tüm dünyayı derinden derine sarsmış, zamansız ölümünün yankıları aylarca, hatta yıllarca sürmüştü. Otuz dört yıl sonra, 15 Nisan 1994'te, tam da o korkunç kaza sonunda büyük yazarın çantasında bulunmuş bir bitmemiş romanın: İlk Adam'ın en sonunda okura ulaştırılması, tüm dünyada 1994 yılının en büyük yazın olayı oldu; kitap benzerine az rastlanır bir ilgi gördü. Bunu anlamak hiç de zor değil: İlk Adam bitmemiş bir roman, yazarının tasarladığı son biçimden de oldukça uzak belki; ama ne olursa olsun, 20. yüzyıl yazınına damgasını vurmuş bir büyük yazarın elinden çıktığı her satırında belli ediyor; üstelik, bu büyük yazarın kimi yapıtlarında şöyle bir sezinlediğimiz çocukluk ve gençlik dönemini, aile ve okul çevresini, kısacası yetişim sürecini benzersiz bir içtenlik, duyarlık ve dürüstlükle yansıtmakta. Bu açıdan bakılınca, İlk Adam'ın hem tamamlanmış, hem de örnek bir yapıt olduğu söylenebilir. Büyük yapıtların oluşumu konusunda bulunmaz bir belge niteliği taşıması da cabası.
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2012
  • Sayfa Sayısı:
    289
  • ISBN:
    9789755106021
  • Orijinal Adı:
    Le Premier Homme
  • Çeviri:
    Tahsin Yücel
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
esraaltunerrr 
19 Eyl 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Albert Camus'un ustalık eseri de diyebiliriz. Ben ilk kitabı olan ve acemilik eserim diye kastettiği, Tersi ve Yüzü kitabını da çok beğendim. Albert Camus kitaplarının hepsini baştan sona kadar okumuş biri olarak Tersi ve Yüzü, İlk Adam bu 2 kitabını oldukça beğendim. Ve Tersi Yüzü kitabını yazdığı yaşına bakarsak anlatımın harika bir kavrulmuşluğunu görüyoruz e tabi ki yazarın da. İlk adamda da kendinizden birşeyler bulacağınıza inanıyorum.

Kitaptan 2 Alıntı

'...İçindeki bu karanlıkta, şu aç ateşlilik, benliğinde hep yaşamış olan, varlığını bugün bile el değmemiş durumda koruyan şu yaşama çılgınlığı doğmaktaydı,
yalnız_yeniden bulduğu ailesinin ortasında ve çocukluğunun görüntülerinin karşısında_ gençlik çağının geçip gittiği düşüncesini, bu birdenbire korkunç görünen düşünceyi daha bir acılaştırıyordu, tıpkı şu sevdiği kadın gibi, ya evet, tüm yüreğiyle, hem de tüm bedeniyle, büyük bir aşkla sevmişti onu, evet, istek görkemliydi onunla, ergi dakikasında dünya dilsiz bir çığlıkla benliğinden çekildiği zaman yakıcı düzenini yeniden bulurdu, onu güzelliği nedeniyle, bir de kendisine hala genç olduğunu söylemelerini istemediğinden, genç kalmak, her zaman genç kalmak istediğinden ve, o anda bile geçmekte olduğunu bilmesine karşın, zamanın geçebileceğini yadsımasına yol açan şu cömert ve umutsuz yaşama çılgınlığı nedeniyle sevmişti;
bir gün, gülerek, ona gençliğinin geçtiğini, günlerin akşama döndüğünü söylediği zaman, hıçkırmaya başlamıştı.
'yok, hayır, hayır, aşkı öyle seviyorum ki, ' demişti gözyaşları içinde, nice açılardan akıllı ve üstünde, belki de gerçekten akıllı ve üstün olduğu için dünyayı bu biçimiyle yadsımaktaydı...
...
kaçmak, hiç kimsenin yaşlanmayacağı, ölmeyeceği, güzelliğin ölümsüz, yaşamın her zaman yabanıl ve parıl parıl olacağı bir ülkeye, var olmayan bir ülkeye kaçma istiyordu;
dönüşte kollarında ağlıyor ve kendisi onu umutsuzca seviyordu...yani annesini '

İlk Adam, Albert Camusİlk Adam, Albert Camus