İlk Adam

Albert Camus
Tahmini Okuma Süresi:
8 sa. 50 dk.
Sayfa Sayısı:
312
Basım Tarihi:
Eylül 2013
İlk Yayın Tarihi:
1960
Yayınevi:
Can Yayınları
Orijinal Adı:
Le Premier Homme
Orijinal Dil:
Fransızca
Orijinal Ülke:
Fransa
ISBN:
9789755106021
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Sıralamalar
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

7/10
·289 syf.··
2020 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2020 07:23
Yazarın zamansız ölümüyle yarım kalan kitabını ölümünden tam 60 yıl sonra elime aldım 2 gün önce, 4 Ocak'ta. Otobiyografik sayılabilecek bu kitap hakkında söylenecek ilk şey bölük bölük olduğu için okuma zevkinde de kopukluklar yarattığı. Uzun tasvirler yapıldıktan sonra bunlari değiştirme düşüncesiyle aynı tasvirlerin bu sefer değişik bir üslupla yapılması, kitabın bir yerine kadar bir isimle anılan kişinin bir yerden sonra isminin değiştirilmesine karar verilmesi, bize tanıştırılan bir akraba için çok sonra "ilk bahsedilecekler arasına şunu da ekleyeyim" veya bahsi geçen bir olay için "bu kısım geliştirilecek" gibi parantezler açılması... Kısacası tam anlamıyla romanın taslak halini okuyoruz. Bölümler birbirinden kopuk. Yazar bu tarihlerin arasını dolduracak mıydı bilemiyoruz ama bu haliyle bile çok güçlü bir roman olduğunu söylemek mümkün. Karakterler hepimizin bildiği kişiler. Ayrıntılar güzel yakalanmış, edebi açıdan da doyurucu diyebilirim. Her karakterin bir geçmişi var bunu görebiliyoruz. Dediğim gibi yarım kalmış bir roman olduğu için belki daha da ayrıntılı işlenecekti bunu da bilemiyoruz. Kitabın sonunda bulunan, yazarın kitaba eklemek için aldığı notların yer aldığı kısım eksik kalan kısımları biraz aydınlatsa da yetersiz kalıyor. Kitap adını, içerisinde sık sık bahsedildiği gibi, yoksulların dünyevi uğraşlar içinde köksüz kalışları, unutuşları ve unutuluşlarından alıyor. Birkaç alıntı eklemek gerekirse; "Yitik zamanı ancak zenginler yeniden bulur. Yoksullar, yorgunlukların ağırlığı altında, daha çabuk unuturlar, yaşama katlanabilmeleri için de fazla iyi anımsamamaları, günü gününe yaşamaları gerekir." "O da kendi ırkından insanların şaşmaz yurdu, köksüz başlamış bir yaşamın varış noktası olan uçsuz bucaksız unutuşa geri verilmiş durumda..." "Bu adam
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
9/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2020 15. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2020 20:15
"Albert Camus'un muhteşem eserlerinden biri.Fransız yazar Camus'un sürükleyici eserlerinden.Kitap inanılmaz derecede güzel.Zaten Camus'un hangi eseri çirkin ki?..."
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
8/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2018 93. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2018 20:46
Bu kitabın öyküsü, kitabın içeriğinden daha önemli sanırım. "Tersi ve Yüzü"nde "Ölmeden önce buna benzer bir esere imza atamazsam, hayatta hiçbir şey başaramamışım demektir." yazan Albert Camus buna çok yaklaşmış. 4 Ocak 1960 günü yaşanan büyük kazada kitabın notlarını yanında bulunduran Albert, kitabı neredeyse tamamen yarım bırakmış. Kitap, bu notların birleştirilmesi ile kızı Catherine tarafından yayımlanıyor 1994 yılında. Kitap, çoğu yerinde Albert Camus'ya özel ilgi duymayan okuyuculara hitap etmiyor, bunu söylemek gerekir. Camus, bu kitabı daha çok ailesi, yakın çevresi ve hayranları için kaleme almış desek doğru olur. Bir bakıma aile öyküsü, bir bakıma yetişim öyküsü, bir bakıma ise Cezayir öyküsü olduğunu söyleyebiliriz. Bu kitap, tamamlanmadığı için, zaman konusunda çok git-geller var ve Camus'nun bazı yerlerde sanki geçmişi ile ilgili kafa karışıklığı içinde olduğunu görüyoruz. Buradan Camus'nun çalışma tarzını da biraz görebiliyoruz. Anlaşılan, kitap konusunda yeniden düzenlemeler yapacaktı. Bütün karışıklığa rağmen, Albert Camus'nun çocukluğu, çocuk dünyası, büyüme tarzı, eğitim hakkındaki görüşleri hakkında fikirler ediniyoruz. Kitapta 'Mösyö Bernard' olarak anılan, ilkokul öğretmeni Louis Germain ile olan ilişkisi de kitapta önemli bir bölüm. Germain ile olan ilişkisi dikkat çekici, böyle bir adamı yetiştirdiği için sanırım biz de ona teşekkür borçluyuz.
Edebiyat
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
Bitmemiş bir yaşam
10/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2018 53. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2018 00:11
Muhteşem, muhteşem bir eser. Aslında beni en çok etkileyen kitabın sonundaki ekler kısmı oldu. Şöyle ki, yazarımız bu kitabı bitiremeden bir trafik kazası sonucu hayatını kaybediyor. Kaza sırasında yanında bulunan müsveddeler de bir süre sonra yayınlanıyor. Yazarın elinden müsveddeleri okumak harika bir duygu. Büyük bir eserin - bitmemişken mükemmel bir eserken bitseydi ne kadar harika bir eser olacağı eklerden anlaşılıyor- yazımına şahit olup eşlik etmek büyük ayrıcalık gerçekten. Jacques adlı yoksul ve öksüz bir küçüğün - bitmemiş haliyle söylemek gerekir ki- yükseliş hikayesini konu alıyor. Kesinlikle tavsiye edilir, okuyup okutulsun efendim; iyi okumalar.
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
10/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2014 172. kitabı
Albert Camus'un ustalık eseri de diyebiliriz. Ben ilk kitabı olan ve acemilik eserim diye kastettiği, Tersi ve Yüzü kitabını da çok beğendim. Albert Camus kitaplarının hepsini baştan sona kadar okumuş biri olarak Tersi ve Yüzü, İlk Adam bu 2 kitabını oldukça beğendim. Ve Tersi Yüzü kitabını yazdığı yaşına bakarsak anlatımın harika bir kavrulmuşluğunu görüyoruz e tabi ki yazarın da. İlk adamda da kendinizden birşeyler bulacağınıza inanıyorum.
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
10/10
·289 syf.··
2018 96. kitabı
Albert Camus'un son ve tamamlanamamış eseri İlk Adam… Bu kitapta hepimizden çok şey var. Babası savaşta ölmüş Jaques'in baba arayışı ve büyümesi. Yer yer karakterlerin adları değişiyor ve Camus'un hayatındaki adlarını alıyorlar. Biyografi-Roman için örnek nitelikte bir Eser. Çok geçirgen ve saydam. Hiç kuşkusuz, çok insan ölmüştü, ama baba sevgisine gelince, içinde olmayan bir sevgiyi yaratamazdı....
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
Puan vermedi·312 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 26 Ağustos 2024 23:24
Kitabın otobiyografi olmasıyla zaten bir merak uyandırdı bende. ve henüz bitmemiş, sadece taslak haliyle bile, edebi hazzı yaşatması kendisine hayran olmamı sağlıyor. Yazarın doğduğu, büyüdüğü şehir ortamı, aile ortamından kendimde çok benzerlik buldum ama beni etkileyen şey asıl bu değil. Benim kendimle ilgili bile tanımlayamadıgım ama yaşadıgım, hissettiğim duyguları çok iyi bir anlatım gücüyle yazmışki, üstelik başta da belirttiğim gibi sadece taslakken bu kadar iyi yazabiliyor olması, kelimelerle oynama kabiliyetine, anlatma gücüne, yeteneğine beni hayran bıraktı. Ayrıca farklı bakış açıları yakaladım, ailemle ve kendimle ilgili birçok şeyin ayrımına vardım. Çok etkilendiğim bir kitap. Kendim için özel o kadar alıntı var ki kitaptan, deftere geçirmeye üşenmedim.
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
9/10
·289 syf.··
Beğendi
·
2018 57. kitabı
Belgeler kaza geçirdikten sonra 4 Ocak 1960 ta, çantasında bulunmuştu. Kimi zaman noktasız virgülsüz, okunması zor, hiç yeniden ele alınmamış, hızlı bir yazıyla, kalemin akışınca yazılmış. Ve bu belgeleri bir kitap haline getirmişler . Camus'un son romanı.... Kendi çocukluğu, gençliği ve son yıllarını içerdiği sanılan gerçekten okunması gereken bir kitap. Annesi onu öpüyor, bıraktıktan sonra, onu süzüyor ve ona yöneltebileceği ya da anlatabileceği tüm aşkı içinde tarttıktan sonra, henüz bir ölçü eksik olduğuna karar vermiş gibi sarılıp kez daha öpüyordu.....
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
Puan vermedi
"Le premier homme" (İlk Adam) Albert Camus'ye birçoğumuz kitapçılarda, sahaflarda, internette kitap bakarken denk gelmişizdir. L'Étranger (Yabancı) kitabını da birçoğumuz görmüş, merak etmiş ve okumuşuzdur. "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." cümlesi ile başlayan "Yabancı" kitabında belki de kimsenin yıllar geçse de unutamayacağı bir iz bırakarak hafızalarımızda yer edindi Albert Camus. Sevgili yazar Albert Camus'nün davası hakkında ufak bir parantez açmak istiyorum. Birçoğumuz Albert Camus'yü varoluşçu olarak düşünsek de ya da absürdizm adı altında alsak da Camus bir noktada ikisini de reddetmiştir. Hiçbir felsefi fikir adı altında anılmayı istememiştir. İdealist bir tarafı olmamıştır. Kısım kısım menfaati doğrultularında bazı ideolojiler altında kalsa da ömrü boyunca belli bir noktada ilerlememiştir. Bu durumu birçok arkadaşını kaybetmesine ve birçok yerden reddedilmesine sebep olmuştur. Camus hayatı boyunca başkaldıran bir insan olmuş hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmemiş... Ona göre hayat boşunadır, ama bu hayatı yaşanılmaz kılmaz onun gözünde. 1957'de 44 yaşında ölümünden 3 sene evvel Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen yazar, bu alanda bu ödülü kazanan Rudyard Kipling' den sonra en genç yazar olma ünvanını kazanmıştır. Bir zaman Albert Camus'ye sorulan: "Sizin için en absürt ölüm şekli nedir?" sorusuna trafik kazası cevabını vermişti. Gariptir ki 1960 yılında ise sebebinde suikast olduğu düşünülen bir trafik kazasında feci bir şekilde hayatını kaybetmiştir. Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımızın çantasının içinde "İlk Adam" notları ele geçirilmiş. Üstüne tekrar dönülmemiş, aklından ne geçtiyse çalakalem yazdığı, bazı kısımlarda okunmayan kelimelerin, üstü karalanmış paragraflar olduğu ve romanın akışı için bazı notlar düştüğü ama birçok şeyi
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2013736 okunma
Bu incelemeyi hiç okuyamayacak olan sana…
10/10
·312 syf.·
2026 19. kitabı
En son kuracağım cümleyi en başta söylemek istiyorum size çünkü sonuna kadar okumazsanız diye riske atmak istemiyorum. Albert Camus okumaya başlayanlar, bir kaç kitabını okumuş ama felsefesini kafasında tam oturtamamış olanlar, onu daha yakından tanımak, öğretisini anlamak isteyenler bu kitap ile başlayabilir. Çünkü İlk Adam sadece bir kitap değil aynı zamanda Albert Camus okuma ve anlama kılavuzu niteliğindedir… şimdi incelemeye geçebiliriz; En iyi eseri olmasını istediği ve ölmeden önce üzerinde çalışmaya devam ettiği bu romanda Camus, aslında kendi çocukluğundan hareketle, Jacques Cormery adlı yoksul ve öksüz bir çocuğun yaşamındaki görüntüleri, sesleri, dokuları bir araya getirerek, Cezayir varoşlarında annesiyle birlikte sürdürdüğü sıradan hayatı ve yitirmiş olduğu babasını aramaya koyuluşunu anlatır. El yazmaları, Camus’un ölümüne yol açan araba kazasının enkazında keşfedildikten otuz beş yıl sonra, kızı Catherine’in çabalarıyla yayımlanmış İlk Adam , tamamlanmamış bir başyapıttır. Kitapta, Albert Camus nün çocukluğuna iniyor ve hayatını, görüşünü, duruşunu ve yazınını şekillendiren şeylere şöyle bi göz atıyoruz; * Baba yokluğu; kimlik ve arayış. Babası savaşta öldüğü için onu hiç tanımadı. Bu eksiklik, hayatı boyunca bir “boşluk” duygusu yarattı. Ait olamama ve topluma yabancı hissetme duygusu oluşturdu bu durum onda. * Sessiz bir anne; içsel derinlik. Annesi az konuşan ve içine kapanık bir kadındı. Evde duygular açıkça ifade edilmezdi. Annesinin bu durumu Camus’nün eserlerinde görülen suskunluk, iç gözlem ve mesafe duygusunu etkilemiştir. Yabancıdaki anneye mesafe tutumunu hatırlarsak… * Otoriter Büyükanne; Sert, tutumlu ve otoriter bir karakter, hem korkulan hem saygı duyulan bir kadın. Bu tutumu Camus’nün eserlerinde görülen otorite, adalet ve güç ilişkileri temasını
1000Kitap
İlk AdamAlbert Camus · Can Yayınları · 2021736 okunma

Yazar Hakkında

Albert CamusYazar · 44 kitap
Varoluşçuluk ile ilgilenmiştir ve absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınır; fakat Camus kendini herhangi bir akımın filozofu olarak görmediğinden, kendini bir "varoluşçu" ya da "absürdist" olarak tanımlamaz. 1957'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanarak, Rudyard Kipling'den sonra bu ödülü kazanan en genç yazar olmuştur.Ödülü aldıktan 3 yıl sonra bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Hayatı Çocukluğu ve gençliği 20. yüzyılın en güçlü Cezayirli yazarlarından biri olan Albert Camus, 1913'te Cezayir'in Mondovi kasabasında doğdu. Yoksul bir aileden gelen Camus'nün babası bir Alsaslı, annesi ise İspanyol'du. I. Dünya Savaşı sırasında, 1914'te babasını kaybetti. Annesi evlerde hizmetçilik yaparak oğlunu okutmaya çalıştı. Ancak Camus, daha bağımsız bir hayat sürebilmek için evinden ayrıldı. 1923'te liseye, ardından da Cezayir Üniversitesi'ne kabul edildi. Üniversite eğitimi sırasında sağlığı bozuldu ve 1930'da vereme yakalandı. Hastalığı yüzünden üniversite takımının kaleciliğini bırakmak zorunda kaldı. Bundan sonra çeşitli işlerde çalışmaya başlayan Camus, felsefe eğitimini ancak 1936'da tamamlayabildi. 1934'te Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. Bu hareketinin kaynağı, Marksist-Leninist öğretisine (doktrinine) desteğinden ziyade, İspanya'da daha sonra iç savaşla sonuçlanacak politik duruma duyduğu kaygıydı. Ancak üç yıl sonra, Troçkist suçlamasıyla partiden atıldı. Camus 1934'te Simone Hie'yle evlendi. Simone bir morfin bağımlısıydı ve Camus'yle evlilikleri, Simone'nun sadakatsizliğine bağlı olarak son buldu. 1935'te "İşçinin Tiyatrosu"nu (Théâtre du Travail) kurdu fakat bu tiyatro 1939'da kapandı. Aynı yıl, verem hastası olduğundan Fransa ordusuna kabul edilmedi. 1940'ta piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi ve 5 Eylül 1945'te Catherine ve Jean adlarında ikiz çocukları oldu. Aynı yıl Paris-Soir dergisi için çalışmaya başladı. Daha henüz "Sahte Savaş" olarak adlandırılan II. Dünya Savaşı'nın ilk zamanlarında bir pasifist olarak kaldı. Ancak bu tutumu Paris'in Alman ordusu tarafından işgali ve 1941'de, komünist gazeteci Gabriel Péri'nin gözleri önünde idam edilmesiyle değişti ve onun da başkaldırmasına neden oldu. Paris-Soir ekibiyle Bordeaux'ya gitti ve aynı yıl ilk kitapları olan "Yabancı" ve "Sisifos Söylencesi"ni tamamladı. Camus, Bordeaux'yu 1942'de terkedip Cezayir'in Oran şehrine gitti ve ardından Paris'e döndü. Edebiyat kariyeri Camus II. Dünya Savaşı sırasında Naziler'e karşı oluşmuş Fransız Direnişi'ne katıldı ve bu direnişin bir parçası olarak "Combat" adında bir gazete yayımlamaya başladı. 1943'te gazetenin editörü oldu; fakat 1947'de "Combat" ticari bir gazete olunca buradan ayrıldı. Jean-Paul Sartre ile tanışması burada gerçekleşmiştir. Savaştan sonra, Sartre ve Beauvoir gibi kişilerin buluştuğu Boulevard Saint-Germain'deki Café de Flore'u ziyaret etmeye başladı. Bu yıllarda, aynı zamanda Amerika'yı turlayarak Fransız varoluşçuluğu hakkında dersler verdi. Politik olarak sol görüşlere yatkın olmasına rağmen komünizme karşı çıkması, ona komünist partilerde arkadaş kazandırmadığı gibi Sartre'dan da uzaklaştırdı. Camus, 1949'da vereminin tekrarlaması yüzünden iki yıl inzivaya çekildi ve "Başkaldıran İnsan"ı yayımladı. Bu kitap, Fransa'daki birçok sol görüşe sahip arkadaşı ve özellikle de Sartre tarafından hoş karşılanmadı ve Sartre'la bütünüyle yollarını ayırdı. Kitabının tatsız yorumlarla karşılanması Camus'yü kitap yazmaktan tiyatro oyunları çevirmeye itti. Camus, 1950'lerde kendini insan haklarına adadı. 1952'de Birleşmiş Milletler, Francisco Franco diktatörlüğündeki İspanya'yı üye olarak kabul edince UNESCO'daki çalışmalarını durdurdu ve kurumdan ayrıldı. Ayaklanmalarda insandışı bir sertlik kullanan Sovyet metodlarını eleştirdi. Pasifistliğini koruyan Camus, İdam cezasına karşı savaşını sürdürdü. Cezayir Bağımsızlık Savaşı 1954'te başladığında, Camus kendini ahlakî bir ikilem içinde buldu. Bunun nedeni, Cezayir doğumlu Fransızları tasvir ederken kullandığı sıfat olan "siyah ayak"tı. Ancak, sonunda, savaşta Fransa hükümetini savunuyordu. Kuzey Afrika'da başlayan isyanın, aslında Mısır önderliğindeki yeni-Arap emperyalizminin ve batıya saldıran Sovyetler Birliği'nin işleri olduğunu düşünüyordu. Cezayir'in özerk, hatta bir federasyon olmasını savunuyor; fakat bütünüyle bağımsızlığını desteklemiyordu. Öte yandan, Araplar'la "siyah ayak"ların beraber yaşayabileceğini düşünüyordu. Bu kriz sırasında ölüm cezasına çarptırılan Cezayirlilerin kurtulması için gizlice çalıştı. Camus, 1955 ve 1956 yıllarında Fransız "L'Express" dergisinde yazdı. Bunların ardından 1957 yılında Camus Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Nobel ödülünü aldıktan sonra büsbütün genişleyen ünü, onu XX. yüzyıl dünya edebiyatının başköşesine yerleştirdi. Genel yaklaşım bu ödülün bir önceki yıl yayımlanan "Düşüş" için değil, idam cezasına karşı yazdığı "Réflexions Sur la Guillotine" makalesi için verildiğidir. Stockholm Üniversitesi'nde yaptığı bir konuşma esnasında Cezayir konusundaki hareketsizliğini savundu. Fakat daha sonra Cezayir'de yaşayan annesinin başına ne geleceği konusunda meraklandığını bildirdi. Çelişkili sayılan bu durum Fransız sol entelektüelleri tarafından tepkiyle karşılandı. Ölümü  Camus, 4 Ocak 1960'ta, Sens yakınlarındaki küçük Villeblevin kasabasında "Le Grand Fossard" isimli bir yerde geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Daha sonra mantosunun cebinde bir tren bileti bulunmuştur. Büyük bir olasılıkla, Camus gideceği yere trenle gitmeyi planlamıştı; fakat arkadaşıyla birlikte arabayla dönmeyi tercih etti. İronik biçimde, Camus daha önce en absürt ölüm şeklinin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi bunlardan biri olarak nitelendirmişti. Kazanın gerçekleştiği Facel Vega marka otomobilin sürücüsü ve yayımcı dostu da Camus'yle birlikte hayatını kaybetti. Camus Lourmarin Mezarlığı, Lourmarin, Vaucluse, Provence-Alpes-Côte d'Azur'de gömülmüştür.  Camus'nün ölümünden sonra telif hakları Camus'nün çocukları olan, Catherine ve Jean Camus'ye devredildi. Ölümünden sonra 1970'te "Mutlu Ölüm", 1995'te de öldüğünde hala bitmemiş olan "İlk Adam" yayımlandı. Camus'ye göre "saçma" Camus'nün felsefeye en büyük katkısı, insanların ne berraklık ne de anlam sunan dünyada bunları aramalarının sonucu olarak oluşan "absürt" fikridir. Filozof bu felsefesini "Sisifos Söylencesi"nde açıklayıp "Yabancı" ve "Veba" gibi romanlarında da işlemiştir. Genelde varoluşçulukla birlikte ele alınan "Absürdizm" (Saçma, uyumsuzluk felsefesi) ile birçok yazar ilgilenmiş ve bu felsefi düşünce akımını kendine göre yorumlamıştır, Camus "saçma"`nın kurucusu değildir fakat bu düşünce akımında önemli bir yer tutar. Camus, makalelerinde okuyanı dualizmle tanıştırır. Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık.. Hayatın çeşitli biçimlerde geçtiğini ve insanın ölümlü olduğu gerçeği de budur. Sisifos Söyleni`de bu dualizm bir çelişki halini alır: Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Bu çelişkiyle yaşamak "Absürt"`ün ta kendisidir. Eğer hayatımızın anlamsız ve boşuna olduğunu biliyorsak, kendimizi öldürmeli miyiz? Bu trajedik kısır döngü nasıl aşılabilir? Camus saçma kavramını burada kurar: yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan. Fakat Camus intihardan yana değildir, yaşamın anlamsızlığının yok edilemeyeceğinin bilincindedir fakat bununla savaşmaktan kaçınmaz. Varoluşçuluk ve absürdizm hakkındaki görüşleri Bazı eleştirmenler Camus`yü kategorize etmeye çalışarak onun bir varoluşçu ya da absürdist olduğunu söyler. Eleştirmenlerin mi ya da Camus`nün kendi ifadesinin mi doğru olup olmadığı tartışılmakla birlikte, Camus etiketlenmeyi sevmediğini belirterek varoluşçu olduğu tanımına karşı çıkar: "Hayır, ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle gerçekten tanışmadan önce yayımladık. Birbirimizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı Sisifos Söylencesi`dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur.Camus felsefesini en iyi anlatan sözlerinden biri de; 'hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'dir. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğunu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceğidir. Bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şey hayatını yaşamak olacaktır. Camus hayatın anlamsız olduğunu söylemiştir, fakat anlamsız bir şeyi anlamlı yaşamanın da bir sakıncası yoktur. Bu yüzden Camus'un felsefesi pesimizm veya aşırı bir melankoli değildir. Bir absürdist olup olmadığı hakkında da şunları söyler: "Absürt kelimesinin kötü bir geçmişi var ve bunun beni rahatsız ettiğini itiraf ediyorum. Absürt`ü Sisifos Söylencesi`de ele alırken, bir metod arıyordum doktrin değil. Sistemli bir şüphe pratiği yapıyordum. Daha sonra bir şeyler inşa edebileceği düşüncesiyle "tabula rasa" yöntemini kullanmaya çalışıyordum. Eğer hiçbir şeyin bir anlamı olmadığı varsayarsak, dünyanın absürt olduğu sonucuna ulaşmalıyız. Fakat gerçekten hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok muydu? Bu noktada kalabileceğimize hiçbir zaman inanmadım." Camus ve futbol Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950'li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:  « Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum.»   Camus, dini ve politik insanların aklımızı karışık ahlaki sistemlerle karıştırmaya çalıştığını böylece aslında basit olan şeylerin olduğundan daha komplike göründüğünü söyler. İnsanlar, politikacılar ve filozofların alanı yerine futbolun basit ahlakına bakmakla daha iyi edebilir.