Sevgili 1K'nın gerçek kitap okurları...
Alıntılara verdiğiniz değer kadar, kelimelerin arka planına kulak kesilen incelemelere de değer veren o kıymetli okur topluluğu...
Efenim hoşgeldiniz sefa getirdiniz :)
Bugün evde küçük bir tatlı telaşı vardı: Kız kardeşim mis gibi un helvası kavurdu, ben de yanına nefis kukiler yaptım. Çayı özenle demledim, kahveyi köpüklü hazırladım; ikramların hepsi hazır.
Sizin tek yapmanız gereken şey, şöyle yamacıma gelip oturmak... Bağdaş kuralım, sohbetin sıcaklığına birlikte dalalım. :)
———
Canan Tan'ı "İz" kitabıyla tanıdım. Bu bir incelemeden öte, yüreğimde biriken bir serzeniş aslında...
Son zamanlarda okuduğum yerli yazarlarımızın eserlerinde ortak bir tema keşfettim: Sayfaları çevirirken içinize işleyen güçlü bir giriş, sizi içine çeken bir kurgu, adeta nefes alıyormuşçasına canlanan karakterler... Fakat gelin görün ki, final perdesi aralanırken yaşanan o tatlı heyecan, yerini bazen bir burukluğa bırakıyor. İstisnalar elbete ki var, fakat ne yazık ki son dönem okumalarımda bu hisle sık sık karşılaşır oldum.
"İz" de tam olarak bu duygunun peşime düştüğü kitaplardan biri oldu.
Canan Tan'ın naif üslubu, her cümleyi bir nakış gibi işleyen kalemi, karakterlerinin iç seslerindeki o samimi titreşimler gerçekten takdire şayan. Kitabın bazı sayfalarında gözlerim doldu, bazı satırlarda kalbim yerinden oynadı. Duygunun kitaba yayılışı, ruh halerinin aktarımı o kadar güzeldi ki, kendimi sık sık "Evet, işte bu!" derken buldum. 'Bu kitap gerçekten çok özel bir yere sahip olacak' diye düşündüm.
Ne var ki, 400 sayfa boyunca ördüğü o duygu yüklü atmosfer, finalde aynı etkiyi taşımakta zorlandı. Öyle ki, kitabı kapattığımda içimde, "Keşke son da başlangıç kadar güçlü olsaydı..." cümlesi yankılandı.
Bu bir eleştiriden ziyade, bir okurun