Adı:
Kafkaslar
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752554450
Kitabın türü:
Çeviri:
Haktan Birsel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Baskılar:
Kafkaslar
Voyage au Caucase
Dumas, 1958 yılının Kasım ayında Kafkaslara ayak bastığında, bu coğrafya şimdiye kadar içine nüfuz edilmemiş bölgelerden birisiydi. Çok ama çok uzun zamanlardan beri Karadeniz ile Hazar denizi arasına yerleşmiş devasa dağ zincirleri içinde kalan bu geniş ve muhteşem alan, çok değişik etnik özelliklere sahip toplulukları barındırıyordu. Ermeniler, Çeçenler, Lezgiler, Tatarlar, Azeriler, Gürcüler, Ruslar ve daha birçokları… Hepsi de sürekli bir kaynaşma içerisindeydi.

Dumas bir tarentas üzerinde ve işini bilen kılavuzlarla bizi bu coğrafyanın içine çekmiş ve bilinmezlik düğümünü adım adım çözmüştür. Kasabalıların eğlenceleri ve bayramları, dağlıların saldırıları, pazar ziyaretleri, camiler ve ölüm cezalarının uygulanışları, av partileri, dini ayin alayları, kervansarayların ziyaret edilmesi gibi her adımı okuyucuyu şaşırtacak ve meraklandıracaktır.

Fakat bu yolculuk aslında sadece manzara görmek amaçlı değildir. Fark edilir ölçüde gözleme yöneliktir. Burada onun hakkaniyet ve moderniteden ne anladığına bağlı yorumları da vardır. Hepsi de bugün için bütün dikkatlerin toplandığı Kafkas toplumları ile ilgilidir. İşte 19. Yüzyılın büyük yazarlarından birisinin gözünden incelemeler ve gözlemler ile dolu büyük bir eser.
415 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Bir ara "kitap okuyamama dönemi" gibi buhranlı dönemlerim oldu. O buhranlı anlarımda elime aldığım Voyage au Caucase (Kafkas Seferi) ardından okuyacağım tüm kitaplar için yeniden yol açtı..

Alexandre Dumas, 1858-1859 yılları boyunca Kafkazı ( Azerbaycan, Moskova, Gürcistan) dolaşmış, buraları gezdikten sonra İstanbul`a geçmiştir.

Benim elimde olan kitap`da yalnız Azerbaycan seyahati hakkında yazılmış bölümler mevcut. Ama yine de arada Dumas başka ülkelerden de söz ediyor.
Kitap, yazarın seyahat notları, anıları dersek yanılmayız. Çok iyi bir gözlemciymiş kendisi.
Azerbaycan`da Derbend, Bakı, Şamaxı, Nuxa`yı dolaşmış. Yazdıklarından en çok Bakı`ya vurulduğu belli oluyor. Hazar denizinden ayrılırken gözleri bile dolmuş :) Dolmaması ne mümkün, öyle bir güzellik karşısında...

En çok sevdiğim şey Dumas`ın açık sözlülüğü. Neyi beğenmemiş ise direk yazıyor ve bunları da hiç bir oynama yapmadan basmışlar. Bazı şeyleri, olayları oldukça yanlış anlamış. Hatta komik algılanacak seviyede yanlış anlamış dersem daha doğru olur. Yine de editörlerin dip not olarak verdikleri bilgilerden doğruları anlıyorsunuz.

Azerbaycan halkının misafirperverliğini yadırgamış. Bir yerde Dumas;
" Her kes beni evine davet ediyor, en güzel yemekleri yediriyor, en manzaralı odalarda ağırlıyor, gittiğimi öğrendiklerinde adeta yalvarıyorlar. Bazıları kim olduğumu bile bilmiyor. Acaba, bu insanlar beni birileri ile mi karıştırıyor ki?" demiş. Ah, Dumas eskiden böyleydik işte biz...
Kitap`da yazarın arkadaşı- Moyne`nin çekdiği resimlerde mevcut. Bu resimlerse ayrıca güzellik katmış kitaba.
Dumas ile 1850 yıllar Azerbaycan`ı karış karış gezmek farklı serüvendi. Adeta onunla beraber ben kebap yemiş, "samavar"dan çay içmiş, atla dolaşmış gibi oldum. İçimde bir burukluk kaldı sayfalar arasında dolaştıkça. Eskiden ne saf, doğru, sözüne güvenilir insanlarmışız biz... Dumas diyor ki;
" Bir Azerbaycanlı bir şey için söz verdi mi kimse inanmamazlık etmez. Çünkü her kes bilir ki, Azerbaycanlı sözünün arkasında ölüm bile olsa durur. "

Yazacak çok şey var aslında. Mesela, Dumas`ın silahlara böyle düşkün olduğunu bilmiyordum. Gittiği her yere silahlarıyla gidiyor (bununla hep gurur duyar) kim silah hediye etse sevinerek alır.
Azerbaycan`da verilen tüm hediyeleri kabul etmiştir çünkü;
"Bir Azerbaycanlının verdiği hediye geri çevrilmez, onlar bunu sana samimi kalpten hediye ederler." diyor. Ya da kendince bahane uyduruyor :))

İyi ki şimdi gelmedin Dumas... Hazar petrolden başka koku vermiyor..

Keyifli okumalar..
592 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Kitap gayet güzel. Fazla sıkıcı değil. Şuan 200küsürüncüncü sayfadayım. Yazar Fransalı ve ölmüş gitmiş adamın arkasından konuşmak gibi olmasın haddinden fazla silah düşkünü.
"Bir savaş öncesi bir Touschine lideri yanında üç oğlu ile Rus kuvvetlerinin içinde ilerliyordu. Bir an büyük oğlunun yaralandığını fark etti. Onu çok seviyordu ama savaş alanında hiç bir şekilde zayıflık belirtisi gösteremezdi. Ama gerçekte kalbi çok yaralanmıştı. Babanın adı Chette idi. Muhtemelen Müslümanların "Şeytan" kelimesinden geliyordu ismi. Oğlunun adu Gregori idi. Babasını da bir süre sonra yaralı oğlunu götürdükleri eve bıraktılar. Chette onun yanındaydı artık. Çok acı çekiyordu, hüzünlüydü, yenilmişti. Chette yaralı oğlunun yanına yaklaştı ve onun ağladığını gördü.
- "Bir erkek mi yoksa kadın mı doğurttum?" dedi
+ "Bir erkek" dedi acıyla Gregori
- "O halde bu genç ve cesur erkek neden ağlıyor?"
Gregori babasına bir şey söylemek istedi. Ağzını açtı ama vakti geçmişti. Halının üzerinde can verdi. Ardından büyük acı içinde ki Chette oğlunu masanın üzerine taşıdı. Kapıyı açtı ve tahtalarına 75 çentik açtı. İçeriye girdi ve Gregori'yi 75 parçaya bölerek her parçasını bir çentiğe açtı. Askeri bunu görünce şaşırdı. Hemen Chette'ye neden böyle bir şey yaptığını sordu.
- "Gregori'nin öcü için" dedi. "Bir ay içinde bu parçaların sayısı kadar Lezgi eli asacağım buraya"
Gerçekten de dostlarını ve akrabalarını topladı. Hepsinden birer tane Lezgi eli astı. Dost ve akrabalarının getirdiğiyle bir ay sonra kapıda 75 Lezgi eli sallanmaktaydı.

Birgün bir Tuouschine sevdiği kıza giderek kendisi ile evlenmesini ister. Kızda ona:
- "Kapıma asmak için kaç tane Lezgi eli kestin" der.
Genç Touschine sıkılarak geri döner çünkü daha hiç bir savaşa girmemiştir. Hemen Chette'yi bulur ve üzüntüsünün nedenini anlatır. Chette ona: "geri dön ve sevdiğin kıza sor bakalım, kaç tane Lezgi eli istiyormuş" der. O daha önce sormuştur ve cevabını biliyordur. "3 yada daha az" der. Chette biraz düşünür ve kararını genç adama söyler: "Bir daha ki çatışmada beni takip et."
- " Ama bir daha ki çatışmanın ne zaman olacağı belli değil."
Chette: "O halde gel benimle, ben her zaman hazırlıklıyım."
Beraberce 15 gün önce yaşanmış çatışma alanına giderler. Orada Chette'nin sakladığı Lezgi cesetlerini bulurlar. 9 tane ceset vardır ve 9 el koparırlar. Chette genç aşığa bunlardan 3 tane verir ve "kız daha fazlasını isterse yanıma gel" der. Genç aşık elleri kıza götürür ve kapısına çiviler. Kızda onunla evlenmeyi kabul eder kasaba da düğün yapılır.

Chette Lezgiler için ün salmış korkulu bir rüyadır. Anneler çocukları yaramazlık yaptığında "Seni Chette'ye söylerim bak!" diye korkuturlar. Çocuklarda hemen yaramazlıklarına son verir. Chette'ye inanmayan çocuklarda hemen ağlamaya başlar. Bu konuşmalar akşam olduğunda ise anneler daha ileriye giderek pencereyi açar ve bağırır: "Chette! Chette! Chette! Hemen gel ve bu ağlayan çocuğun elini kopar susmazsa." Sonra da çocuğun elini pencereden dışarı uzatır. Çocuk korkudan ve acıdan donmuş kalmıştır. Çünkü anlatılanlara göre bir gün Chette bu çağrıyı duymuş o pencereye yaklaşmış ve pencerenin dışında gördüğü küçük eli bir bıçak darbesiyle koparıp almıştır"

Alıntı: Kafkaslar sayfa: 374 - 376 arası - Alexandre DUMAS - IQ Kültür Sanat Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kafkaslar
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752554450
Kitabın türü:
Çeviri:
Haktan Birsel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
IQ Kültür Sanat Yayıncılık
Baskılar:
Kafkaslar
Voyage au Caucase
Dumas, 1958 yılının Kasım ayında Kafkaslara ayak bastığında, bu coğrafya şimdiye kadar içine nüfuz edilmemiş bölgelerden birisiydi. Çok ama çok uzun zamanlardan beri Karadeniz ile Hazar denizi arasına yerleşmiş devasa dağ zincirleri içinde kalan bu geniş ve muhteşem alan, çok değişik etnik özelliklere sahip toplulukları barındırıyordu. Ermeniler, Çeçenler, Lezgiler, Tatarlar, Azeriler, Gürcüler, Ruslar ve daha birçokları… Hepsi de sürekli bir kaynaşma içerisindeydi.

Dumas bir tarentas üzerinde ve işini bilen kılavuzlarla bizi bu coğrafyanın içine çekmiş ve bilinmezlik düğümünü adım adım çözmüştür. Kasabalıların eğlenceleri ve bayramları, dağlıların saldırıları, pazar ziyaretleri, camiler ve ölüm cezalarının uygulanışları, av partileri, dini ayin alayları, kervansarayların ziyaret edilmesi gibi her adımı okuyucuyu şaşırtacak ve meraklandıracaktır.

Fakat bu yolculuk aslında sadece manzara görmek amaçlı değildir. Fark edilir ölçüde gözleme yöneliktir. Burada onun hakkaniyet ve moderniteden ne anladığına bağlı yorumları da vardır. Hepsi de bugün için bütün dikkatlerin toplandığı Kafkas toplumları ile ilgilidir. İşte 19. Yüzyılın büyük yazarlarından birisinin gözünden incelemeler ve gözlemler ile dolu büyük bir eser.

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • Seymur Qocayev
  • Akın Ayyıldız
  • Ayşe Deniz
  • SihirliFlut
  • Aykut Barış ÇELİK
  • Günel Həsənova
  • Eyüp Ekin

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%0
8
%0
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0