Edgar Allan Poe’nun “Kara Kedi” hikayesi, insan ruhunun derinliklerine inmeye cesaret eden bir anlatıdır. İlk başta hayvanlara karşı duyulan sevgi ve bağlılık teması üzerinden okuru yakalayan hikaye, ilerleyen sayfalarda insan doğasının karanlık ve karmaşık yönlerini gözler önüne serer. Bu bağlamda, karakterin alkol bağımlılığı ve sonucunda sergilediği şiddet davranışları, insanın kontrolsüz güdüleri ve içsel çatışmalarının bir yansıması olarak okunabilir.
İlk sayfalarda karakterin hayvanlara olan sevgisini anlattığı için yüzümde bir gülümseme oluştu. “Aynı ben!” diyerek pek çok satırın altını çizdim. Ancak, karakterin alkol bağımlılığı nedeniyle davranışlarının değiştiğini anlatmaya başlamasıyla birlikte, kitap benim için oldukça rahatsız edici bir hâle geldi. Anlatımı çok, çok etkileyici… Ancak, şiddet sevmeyen ve hayvanlara karşı hassasiyeti olan okurlar için tavsiye edemem.
Kitapta en çok sevdiğim bölüm, Diri Diri Gömülmek oldu:
- Belki de kurgudan biraz uzaklaşıp farklı olaylardan bahsettiği için ilgimi çekti.
- Bu bölümde, #katalepsi adında şaşırtıcı bir hastalık olduğunu öğrendim. Ayrıca, hikayedeki katalepsi hastalığı teması, insanın beden ve zihin ilişkisine dair düşündürücü bir unsur ekler. Bu hastalık, bireyin bilincinin kapalı olmasına rağmen bedensel fonksiyonlarının devam etmesiyle karakterize edilir. Bu durum, Descartes’ın “düşünüyorum, öyleyse varım” (cogito, ergo sum) söyleminin sınırlarını zorlar ve bireyin varoluşuna dair sorgulamaları derinleştirir.
Hikayenin karikatürlerle zenginleştirilmesi hoş bir düşünce olmuş:
- Çizimler, vurguyu mu artırmış yoksa anlatımdan bir nebze uzaklaşmayı mı sağlamış, emin olamadım.
- Resimle de ilgilendiğim için bu detay hoşuma gitti.
Sonuç olarak, “Kara Kedi” sadece bir korku hikayesi olmanın ötesinde, insan