Japonya’ya Nobel Edebiyat Ödülü’nü getiren yazar olarak bilinen Kawabata’nın 1935-1947 yıllar arasında kaleme aldığı eseri Karlar Ülkesi, yolları küçük ve geleneksel bir kaplıca köyünde kesişen Komako isimli bir geyşa ile varlıklı bir mirasyedi olan Şimamuna’nın kalıpların dışında kalan ilişkisini anlatıyor. İki yıllık bir dönemin parça parça kesitleri okuyucuya sunuluyor. Kawabata’nın çok duru, yalın ve oldukça şiirsel bir dili var. Edebi açıdan olduça doyurucu bir okumaydı. Karlar Ülkesi’ni okurken Japonya’nın karlar altındaki taşra kasabalarından tablolar canlanıyor kafanızda. Farklı kültürlere dair okumalardan hoşlanan herkese tavsiye ederim. Keşke yazarın eserleri dilimize orijinal metinlerden çevrilse de öyle okusak. Benim okuduğum Altın Kitaplar basımı iki romandan oluşuyor: Kawabata’nın Karlar Ülkesi ve Tanizaki’nin Anahtar’ı. Sadece Karlar Ülkesi olan basımını isterseniz Cem Yayınevi ya da Doğan Kitap basımlarını sahaflardan bulabilirsiniz. Kawabata okumaya Kiraz Çiçekleri ile devam edeceğim.
Karlar ÜlkesiYasunari Kawabata · Cem Yayınevi · 1997726 okunma
Japonya'ya ilk kez 1968 yılında, Nobel Edebiyat Ödülü'nü getiren , Yasunari Kawabata, Yukio Mişima'nın yakın arkadaşı olması nedeniyle de ilgimi çeken bir yazar.Mişima üç kez nobele aday olmasına ( doğru hatırlıyorsam ) karşın, ödülü Kawabata kazanır.Kawabata da Mişima gibi intihar etmiş.Geriye not bırakmadığı için intihar nedeni tam olarak bilinmese de Mişima'nın ölümünün Kawabata üzerinde derin bir üzüntü yarattığı iddia edilmekte.
Evli Şimamura ile geyşa Komako arasındaki ilişkinin anlatıldığı kitap, orijinal dilinden değil İngilizce'den çevirilmiş.Kitabı okurken yaşadığım kopuklukların ne kadarı çeviriden kaynaklanmış tam olarak algılayamadım.Everest Yayınları Kawabata kitaplarını yayımlayacakmış, bu sevindirici bir haber.
Kawabata bütün eserlerinde "boşa harcanan güzellik" ve "karanlık" temalarını işlermiş.Kawabata'dan okuduğum ilk kitap olduğu için pek bilemiyorum bu konuyu.Şimamura ve Komako' nun yıllara yayılan gerilimli aşk ilişkileri çok duru ve yalın bir dille anlatılmış.Kawabata, Karlar Ülkesi kitabını haiku ustalarından esinlenerek yazmış.Haiku, karşıt anlamları bir araya getirerek okuyucuda duygu ve kavram silkinişi yaratmak amacı güden 17 hecelik kısa şiir türü olarak tanımlanmış.Hareketle durgunluğun bir araya geldiği bu türü romana uygulamış Kawabata.Sezmiş olsam da çeviriden olsa gerek tam hissedemedim bu durumu.Kawabata okumalarına devam diyorum.️
Yasunari KawabataKarlar Ülkesi
Kitap, çevirisinden kaynaklanan eksikleri barındırmasına rağmen üzerine saatlerce sohbet edilebilecek bi derinlikte. Bana göre yazar ilişkilere belirli isimlerle kalıplara koyup sınırlandırmadığı için her okuyucu farklı bir zevk alacaktır diye düşünüyorum. İnternette yazan özetlerin de kitabı daha da sığlaştırdığını düşünüyorum. Kitaptaki karakterler o kadar ilginçti ki Shimamura zengin, sanata düşkün ailesinden uzakta bir adam fazlası mıydı yoksa biz mi böyle inanmak istedik emin değilim.
Komako, çok daha özgün bir karakterdi. Güçlü, boyun eğmeyen ve kimseye açılmak zorunda olmayan.
İçinde dönüp dolaşan fırtınaları ve yapayalnız kalışını, bedel ödemek için başladığı ve içinde sıkışıp kaldığı durumu düşündükçe cidden üzüldüm, kimsenin ona yardım edemeyeceğini düşünmekten kendimi alıkoyamadım.
Yoko, karakteri zaten başlı başına bir gizemdi, Komako ile birbirlerinden nefret edişleri ama birbirlerine bağlı oluşları bence kısaca hayatın taa kendisiydi.
Sonuç olarak üzerine zaten sevdiğim bir kültür olan Japon kültürü de eklenince benim adıma ortalama zevkli bir kitap çıktı.
Japon edebiyatına Haruki Murakami ile hızlı ve keyifli bir giriş yaptıktan sonra başka Japon yazarlar aramaya başladım. İnternette biraz araştırınca Yasunari Kawabata ile tanıştım ve Kawabata'nın çağdaş Japon edebiyatının en önemli isimlerinden biri olduğunu ve 1968 yılında Nobel edebiyat ödülünün sahibi olduğunu öğrenince merakım iyice arttı. Bu arayışta ve her türlü eski baskı, veya baskısı tükenmiş, nadir, antika kitaplar satan bir internet sitesini keşfetmem ile Kawabata'nın Karlar Ülkesi ve Kiraz Çiçekleri kitaplarını satın aldım. Kitapların en güzel tarafı Altın Kitaplar Yayınevinin 1968 basımı şömizli orjinal cildinde saman kağıtlı ve tertemiz durumda olması idi. Hatta içinde 1968 yılında kitabın bir kişiye hediye edildiğini belli eden güzel bir not, kitabı okumadan önce ayrı bir keyif ve nostalji kattı bana :)
Nobel Komitesi ödülü Kawabata'nın adını açıklarken Kyoto (Kiraz Çiçekleri), Bin Beyaz Turna ve diğerini bilmediğim üç kitabını anarak bu ödüle layık görmüştü. 3.kitap Karlar Ülkesi olabilir mi bilmiyorum çünkü sadece Karlar Ülkesi ve Kiraz Çiçeklerini okudum. Altın Kitaplar'ın 1971 yılında yayımladığı bu kitapta Yasunari Kawabata'nın Karlar Ülkesi ve Jun'ichiro Tanizaki'nin Anahtar isimli romanları bir arada yayınlanmış. Tanizaki'nin Anahtar romanını da okudum onun da incelemesi kitabın kendi sayfasında var. Altın Kitaplar'ın 1968 yılında yayımladığı kitapta da Kiraz Çiçekleri ve Bin Beyaz Turna romanları birlikte yayımlanmış. Bin Beyaz Turnayı da yakın zamanda okuyacağım bakalım.
Gelgelelim kitabımıza; Kawabata'nın yazdığı ve 12 yılda tamamladığı bu romanda, evli ve şehirli bir adam ile taşrada büyümüş ve yaşayan bir geyşa arasında geçen ilişki ele alınıyor. Kitabın önsözünde şöyle bir ifade var "Kawabata'nın yazış yöntemi daha çok, şehvet hislerini,
Hece ölçüsüyle bir roman yazmak ,bu romanda, dağları,ormanları ,tabiatı , duyguyu ,düşünceyi,insan manzaralarını, geleneksel kıyafet ve yaşamı modern bir edebiyat türü olan romana taşıyabilmek bir dehanın belirtisidir. Ama belki bu zorlamanın etkisiyle olay örgüsü zayıf kalmış. Alıştığım roman tadını tam olarak alamadım. Eser çok güzel ama sanki biraz yetersiz.Çünkü roman insanın olayların en ince detaylarına , mikro saniyelerin akışına katılabildiği bir sanattır. Kahramanların zihinlerinin içindeki en küçük düşünce ve duygu kırıntılarını görmeyi sağlayan bir sanattır. Hece ölçüsüyle bunu sağlamak zor olmuş olmalı bu da romanı benim açımdan ''roman'' olarak yetersiz kıldı. Ama bu haliyle başarılan şeyi ayakta alkışlıyorum. Daha geniş değerlendirmelerimi bir video ile de paylaştım dinlemek isterseniz tıklayınız. youtu.be/DYaCuavSrlE
Karlar ÜlkesiYasunari Kawabata · Cem Yayınevi · 1997726 okunma
EgalitéYasunari KawabataKarlar Ülkesi Nihal Yeğiobalı'nın muhteşem çevirisi eşliğinde, çoğunlukla karlar içindeki bir Japonya kaplıcasında geçen, avare (mirasyedi) bir adamla 19-20 yaşlarındaki bir geyşa arasındaki gizemli bir aşk öyküsü. Bir önceki yıl görüştüğü bir kızı tekrar görmek için Tokyo'dan trenle buraya gelen adam kızın aslında geyşa olduğunu bilmemekte ve bu gelişinde öğrenir. Anlatının başlarında, tren camının ayna metaforu olarak dışarıdaki doğal güzelliklerin, bir kızın yüz güzelliğinin ve bunun adamın aklında yarattığı hayallerin birbirine karışarak büyülü bir görünüm sergilemesi, yazarın doğa ve insan hayali tasvirlerinin mükemmelliğini gösteriyor. Geyşalık hakkında da objektif değerlendirme yapmayı sağlayan ve onların en azından bir kısmının iffetli olduğuna dair güzel pasajlar var. Örneğin: Geyşa kız kendisi hakkında gizli bir ayrıntı verirken şöyle söylemektedir: " Buradaki ilk doktor muayenesinde...kızcağız öğrenci geyşayken yapılan muayeneler gibi sanarak, bir verem muayenesinde doktora göğsünü açmıştı. Doktor gülmüş ve kızın gözlerinden yaşlar boşanmıştı" (Altın Yay. 1971 ikinci baskı, s. 100) Anlatının 2. kısmı bu defa sonbaharda dağlık bir bölgedeki otel ve çevresinde geçmektedir. Bu kısımda köy ile şehir yaşamı arasında çarpıcı ve yaşadığımız zamanı da yansıtan bir pasaj var: Geyşa kız "Sen gerçekte sade, temiz kalpli bir insansın, değil mi? Sana üzüntü veren bir şey olmalı" diye sorar adama. O da kıza "Ağaçlardan bize bakıyorlar" der. Kız ise, "Bakarlarsa ne çıkar? Şu Tokyo'lular çapraşık insanlar. Öyle bir gürültü- kargaşalık arasında yaşıyorlar ki duyguları bölük- pörçük oluyor" der. Adam da kabul eder bunu: "Her şey bölük-pörçük dünyada". Kız, ekler: "Ömürler bile" (s. 110) Ayrıca bu kısımda dokuma amaçlı iplik bükme işi hakkında etnolojik bilgiler
Japon Edebiyatı hakkında fazla bir okumuşluğum yok. Deneyimlemek istediğim için ödüllü bir yazardan başlamak istemiştim ama kitap bana sığ gibi göründü.
Saatler içinde okunabilecek bir kitap. Bu nedenle benim gibi deneyimlemek isteyenler için öneririm ama okıma çitası yüksek bir kişi için sıkıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Mart 1993 baskılı ve Cem Yayınevi'nden çıkan kitapta tek beğendiğim giriş kısmında Doğan Hızlan'ın yazdığı Japon Edebiyatı ile ilgili bilgiler kısmıydı.
Karlar ÜlkesiYasunari Kawabata · Cem Yayınevi · 1997726 okunma
Gecenin loş karanlığında, ışığa aşık alevlerin çıtırtısıyla nazlanan sobanın önüne serili bir yer yatağının ucuna oturmuş bir kadın silüeti. Dizlerini karnına doğru çekmiş, kollarıyla bacaklarını kucaklarken başını dizlerinin üstüne yaslamış ağlayan o kadına benziyor bu kitap.
Sevilmediğini bilen bir kadın gizlenmiş sayfaların arasına. Sevmediği halde işkenceyi uzatan bir de adam. Fazla mı aktüel. Konu evet, ama anlatım büyülü. Uzakdoğu edebiyatının natürel, imgesel, silik ama güçlü, hafif ama ağır ağır içinize işleyen cümleleri eşliğinde bir ziyaret. Yoğun estetik betimlerde sizi boş duvara baktıran bir şeyler var, şeylerin hüznü.
Zıtlıklardan beslenen, karakterlerin içini gösteren şeffaflıkta bir psikolojik derinlik ve Budizm soslu geçicilik notalarıyla gözünüzün önünde salınıp duran bir içsel dünya.
Ben karmaşık anlatmış olabilirim ama kitap net cümlelerden örülü.
Ana fikir : Atı zorla suya götürebilirsin ama zorla su içiremezsin.
Bir adamı sabırla seven bir geyşanın nasıl sevilmediğini usul usul okuyorsunuz.
Yolcuyu seven hancı misali.
Çünkü erkek dediğimiz canlı türünün tensel alışkanlıkları uzun ömürlü değildir.
Aydınlık ve karanlık döngüsünün doğası gibi sevdiğinin üstüne çok düşen kişi, verdiği sıcaklığı dengeleyen bir serinlikle karşılaşır.
Sevmeyen soğuk, seven sıcaktır.
Üstüne düştükçe her şeyi tam olarak yaşamıyor gibi bir ağırlık çöker karşı tarafa da. Ona hak verse de peşinden gidemez. Onunla dalga geçtiğini, alay ettiğini düşünür seven.
Zaman akıp giderken...
Zaman akıp giderken:
Geçiştirildiğini herkes hisseder de, dile getirmek ve bunu edebiyatla yapmak, kahramanları, ayrıntıları görünür kılarak psikolojik alt yapıya çok dokunmadan inşa etmek başka bir şey.
Hayat kadar düz ve gerçek bir anlatım.
Yasunari Kawabata babasını iki, annesini üç
Büyük beklentilerle başlayıp hayal kırıklığına uğradığım bir kitap oldu. Kitap asla akmıyor, romanın içine girdiğimi düşündüğüm anda yine bir şekilde kopuyordum. Kitabı orijinal diliyle okuyabilseydim belki etkilenirdim ama benim için sıradan bir roman olmanın dışına gidemedi maalesef.
Karakterler çok yüzeysel kaldı, komako ve shimamura arasındaki ilişkinin boyutunu anlayamadım, yoko romana ne için dahil edilmişti çözemedim HELE SONUNU hiçbir şeyle bağdaştıramadım kafamda sadece soru işaretleri bırakan bir kitap oldu. Yoko ve komako arasında neler yaşandı bunu çok merak ediyorum mesela çünkü yazar bu ilişkiyi hiç işlemeyip gelgitli cümleleri kitabın bazı bölümlerine serpiştirmek dışında bir şey yapmamıştı. Shimamura koyako ilişkisi daha da karmaşıktı.Aralarında fiziksel bir şey yaşandı mı bir türlü anlayamadım ve bunu anlamadıkça aralarındaki ilişki boyutunu da bir türlü kestiremedim. Shimamura en başta arkadaş kalmak istediği için ilişkiyi o boyuta taşımak istemiyordu ama zaman geçtikçe az da olsa komako'nun çekimine kapıldı. Sevmeyi bilmeyen bir adam olduğu için de ne zaman yakınlık hissetse artık buralardan gitme vaktim geldi, artık gideyim diye diye deli etti beni. Komako keşke karşına daha iyi bir adam çıksaydı dedim defalarca. Kısacası keyif alarak okuduğum bir kitap olmadı. Okuduğum ikinci japon edebiyatı kitabıydı ve uzun süre de böyle kalacağını düşünüyorum
Yasunari Kavabata (Japonca: 川端 康成; d. 14 Haziran 1899 - ö. 16 Nisan 1972) önemli Japon romancılarından. Onun duygu yüklü düz yazı tarzı Japonya'ya ilk Nobel Edebiyat ödülünü getirmişti. Önemli eserlerinden bazıları İzu Dansözü (1926) ve Kardan Ülke (1934)'dir.
Kavabata Osaka'da doğdu ve iki yaşında yetim kaldığından büyükbaba ve büyükannesi yanında yaşadı. Teyzesi tarafından büyütülen bir kızkardeşi vardı. Kavabata'nın büyükannesi, o yedi yaşındayken öldü ve büyükbabası da, o on beş yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Ebeveynlerinin ölümünden beri sadece bir kez kızkardeşini gördü. Tüm akrabalarını yitirdikten sonra annesinin ailesi yanına taşındı. On sekiz yaşından önce Tokyo'ya gitti ve Tokyo İmparatorluk Üniversitesi yönetimi altındaki liseye kaydını yaptırdı. 1920'de liseyi bitirip Tokyo İmparatorluk Üniversitesinde okumaya başladı.
Gazeteci olarak çalışmaya başladığında yazmaya da devam ediyordu. II. Dünya Savaşı'nın ateşli askeri ortamına katılmayı reddetti. Savaş ortamının etkileri yazılarında görülmektedir.
Kavabata 1972'de gazla intihar etti. İntiharıyla ilgili pek çok gerekçe öne sürülmüştür. Bunlar arasında zayıf sağlığı, gayri meşru bir aşk hikayesi veya arkadaşı Yukio Mişima'nın intiharının üzerindeki etkisi gibi pek çok teori bulunmaktadır. Mişima'dan farklı olarak Kavabata ardında not bırakmadığı için intiharının tam nedeni gizli kalmaya devam etti.
Karlar Ülkesi adlı kitabını 12 senede tamamladı.
Eserleri
The Dancing Girl of Izu (Izu no Odoriko 1926, İngilizce tercümeler 1997)
Snow Country (Yukiguni, 1935-1937, 1947)
The Master of Go (Meijin, 1951-4; İngilizce tercümesi 1972)
Thousand Cranes (Senbazuru, 1949-52)
The Sound of the Mountain ( Yama no Oto, 1949-54)
The Lake Mizuumi, 1954)
The House of Sleeping Beauties (1961)
The Old Capital (Koto, 1962; English translation 1987, 2006)
Palm-of-the-Hand Stories
Beauty and Sadness (Utsukushisa to Kanashimi to, 1964)
Türkçede Yasunari Kavabata
Bin Beyaz Turna
Go Ustası
Kiyoto (Kiraz Çiçekleri)
Karlar Ülkesi
Uykuda Sevilen Kızlar