Çocukluk yıllarımda okuduğum bu kitabın öğretisi nedir diye düşündüğümde hemen bir cevap veremiyorum ancak bugün bile bu kitabı gördüğümde içimde bir burukluk hissederim. Haksızlığa uğramış çaresiz çocuğun hüznü..
KaşağıÖmer Seyfettin · Karbon Kitaplar · 201819,8bin okunma
Ömer Seyfettin, tanışmışlığımız henüz yeni olmasına rağmen öylesine yakından tanıdığımız bir yazar ki reankarnasyona inanabilseydik önceki hayatımızın tamamı o idi diyebilirdik.
Zannediyoruz bunu diyebilmekten men eden din “O, bizim kültür kodlarımızda, arke tiplerimizde, kültürel ve genetiksel bilinç altımızda konuşandır” dememize karışmayacaktır.
Öyle yakîn bir benlikten bahsetiyoruz ki “acaba benliğimizin tamamı ondan mı ibaret?” diye gayri selim bir soruyu, şuraya sıkıştırmadan edemiyoruz.
Malum eserin değerlendirmesine başlamadan önce, Usta’nın eserleriyle ilgili genel bir tevil gerekseydi; bu, elbette “onda; modern yazarların tasavvur gücü, klasik yazarların hissettirme gücü ve kadim yazarların temsil gücü var” olurdu. Mübalağaya kaçmaksızın “üstelik hikayelerini öyle eğitici oluşturmuş ki, onlarda bir nebze kutsal kitapların tınısını dahi görebiliyoruz” diyebiliriz.
Malum eser ise bütün eserlerinin bir istisnası değil. Usta’nın bütün eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de okuyucuyu yalın bir üslup, yüksek betimleme kabiliyetiyle oluşmuş hikayeler, edebi yönü kuvvetli ve tamamıyla bizi anlatan hikayeler bekliyor. Lakin her birinde farklı bir meziyet ön planda. Mesela ilk hikayede, insanın hayatında kazanabileceği en büyük tecrübeler, eğitici bir dille vücuda getirilmiş ve okuyucuya kazandırılmış. “İnsan, bizzat yaşamadan, nasıl bir tecrübeyi kazanabilir?” diyebilirsiniz. Hakkınızdır. Lakin bu soruya cevabı da ancak hikayenin kendisi verebilir.
İkinci hikaye ise eskilerin taşlama, hicviye dediği; modern edebiyatta ise satirik olarak bilinen eleştiri şiirinin hikayeleşmiş halidir. Aynı tını, aynı dolaylı kinaye ve manalar hikayede ziyadesiyle mevcut olduğu için bu kavramla tanımlamak bizce gerekliydi.
Ve usta bu taşlamayı öylesine ustaca yapıyor ki -biz,
Elime bir kaç Ömer Seyfettin kitabı geçti, okuyayım dedim. Çocukken kitap okuma alışkanlığımın zayıf olmasına üzüldüm diyebilirim. Öyküleri anlatımı çok güzel. Bu öykünün bir filmini izlediğimi de hatırlıyorum.
Bu öyküye gelecek olursak, çocukken bir çoğumuzun yaptığı gibi kötü bir şeyden sıyrılmak için suçu bir başkasının üzerine yıkmak yani iftira ve pişmanlık üzerine kurulmuş. Herkese bir ders niteliğinde. Yapılan bu iftiranın neticesinde ise son pişmanlık fayda vermemiş.
Bir söz, bir haset, bir kıskançlık. İnsanlığa, geleceğe, hayallere bu zarar verdi. Ya sonrasında ki pişmanlık peki çok geçse? Kimsenin umudunu elinden almayın
KaşağıÖmer Seyfettin · Karbon Kitaplar · 201819,8bin okunma
KAŞAĞI
"Konuşmak ve anlaşmak yolunu bilmediğimizden şaşaladık."
Karbon Yayınlarının Ömer Seyfettin cep boy setinin eserlerinden biri Kaşağı. Altı adet hikayeden oluşuyor. Esere de adını veren "Kaşağı" hikayesi öykülerin içlerinden en etkileyici olanı. Bu hikâyeye herkes aşinadır . Türkçe ders kitaplarında da yer alıyor.
Yürek yakıcı, ders verici bir nitelikte. Suçunu gizlemek için atılan iftiranın zararları sebep olduğu onulmaz yaraları gözler önüne seriyor. Zamanın kısalığını, yapılan yanlışı düzeltmeye vaktin kalamayabileceğini hatırlatıyor. Her zaman,. kıralan ve virane eylenen gönülü onaramayabilirsiniz ne yazık ki.
Hayatta yaptığımız doğru ve yanlışların farkında olmak ve onların sorumluluğunu açık yüreklilikle üstlenebilmek asıl mesele. Her işin sonunda yapılanı vicdani yönünden değerlendirebilmek gerekir. Bazen bir hatanın vicdan azabı bir ömür yakar kül eyler insanı.
Her okuduğumda çok etkiler bu hikaye beni. Yaptığım davranışların ve söylediğim sözlerin nasıl bir etki oluşturacağını düşünmeye yöneltir beni.
Çocukların çocukluğunun ağzının orta yerine kürekle vurulmuş ve büyük bir travma. Bu kadar küçük bir hikayeye sığmayacak kadar büyük bir hikaye. Pişmanlığı ve zamanı iyi kullanmak bu kadar mı iyi savunur insan?
KaşağıÖmer Seyfettin · Karbon Kitaplar · 201819,8bin okunma
Eserde kısaca, kardeşine (Hasan) iftira atıp onun ölümünden sonra vicdan azabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun (Ömer) dramı anlatılıyor.
Ana fikri: Okuyucuya yalan söylemenin ve iftiranın zararlarını göstermek ve basit yalanların bile büyük sorunlara yol açabileceğini anlatmaktır.
Ömer iyi çocuktu ama bir kusuru vardı...
küçüklüğümde içimi burkan hikaye.ders kitaplarına konmadan önce küçük çocuklarda suçluluk hissiyatının güçlendirilmesi özgüveni mi azaltır, yoksa vicdanını mı güçlendirir incelenmesi gerekir kanımca?
esasen 18 yaş altı çocukların bu tür hikayelerden uzak durmasında yarar var
Güzel bir hikaye kitabı. Genel olarak Ömer Seyfettin'in yormayan ve olayı kurguyu gereksiz süslemeden uzak dili hikayeleri akıcı hale getiriyor. Neden Türk klasiklerinde okunması gereken bir yazar olduğunu ortaya koyuyor. Dilinin sade bir mimarisi var ve bu mimaride hikayeler bina ediyor denebilir. Kitap içeriğinde 6 adet hikaye mevcut, hepsi üzerinde durmayacağım. Özellikle Mehmâemken ve Rüşvet kısımları baya ilgi çekici.
Mehmâemken kısmında, aşağılık haysiyetsiz bir insan portresini çok net görmek mümkün. Yanında olsa insanın suratına tüküreceği bir karakterin milletine nasıl ihanet ettiğini görmek insanı tiksindiriyor. Dahası sistemin böyle karakter yoksunlarının yükselmesine müsaade etmesine şaşırıyor insan. Bir de milletin neden o dönem o halde olduğunu anlıyor.
Rüşvet kısmında ise keskin zekalı bir muziplik insanı güldürüyor. 4 sayfalık bir hikayenin bu kadar keyifli olacağını hiç düşünmemiştim.
Tabi kitap genel olarak okumaya değer. Zaman kaybı olarak değerlendirilecek bir okuma değil asla.
Kahraman ailesinin çiftliğinde babasının uşaklarına hediye ettiği kaşağıyı kırar ama suçu kardeşi Hasan'a atar. Fakat kardeşi babasından dayak yer ve sonra kuş palazı hastalığına yakalanıp ölür. Suçluluk duygusu ve vicdan azabının insanı nasıl rahatsız ettiği anlatılıyor.
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...