Çocukken okumuştum ama unutmuşum. Tekrar okuyayım dedim. Kaşağı öyküsü çocuklar için uygun ama diğer öyküler çocuklar için uygun değil gibi.
Keyifli öyküler. Falaka'yı da okumuştum onu da unuttum, bir de onu okuyayım. :)
Ömer Seyfettin denince ben dahil çoğumuzun aklına kendi çocukluğu ve ilkokul yıllarında falan okuduğundan anılar geliverir hemen bu yüzden benim için nostaljik bir okuma oldu.Bu yönüyle sevdiren kitap diğer yanıyla adını aldığı öyküyle kafamda karamsar bir pişmanlık tablosu çizdi. Kaşağı öyküsünde iki kardeşten birinin gümüş kaşağıyı kırdığı öğrenilince önünü ardını düşünmeden kardeşi Hasan'a atar suçu. Sonra kardeşinin hastalanması üzerine pişman olan abi bunun için kendini suçlu hisseder ve her şeyi hemen o gece anlatmak ister dadısının sabahı beklemesini söylemesi üzerine bekler. Ama sabah kalktığında kardeşi ölmüştür.. :/ . Gerçek hayatta da böyle değil midir her an elimizden kayıp gidecek her şeyi har vurup harman savururuz hem elem bir salgının pençesinde olduğumuz bu günlerde anlamlı bir mesaj verdi. Bu hayatın tekrarı yok ne yaşarsak ne yaparsak odur bize kalacak olan, kalacak olanı kıymetlendirelim @karbonkitaplar ın baskıda yer verdiği diğer öyküleri de çok sevdim kitabı daha da okunur kılmış mutlu sağlıklı günler
Kitabı ilk gördüğümde bir çocuk kitabı sanıp okumamıştım okuduktan sonra okumak için geç kalınmış bir eser olduğunu düşündüm. :) Küçük hikayelerden oluşan bu öykü kitabı tam bir mesaj niteliğinde düşündürüyor, sorgulatıyor kesinlikle okunmalı.
Sevgili dostlar. Ömer Seyfettin’in öykülerinin gerek Türk edebiyatında ki gerekse okurların zihinlerinde ki yerleri belli. Bununla beraber kıssadan hisse tadında olanlarla yaşamın içinden en merkezinden olan hikayeleri aynı çatı altında bulabiliyoruz. Belki 60-70 sayfa da birkaç tane hayata dokunabiliyor onlara misafir olabiliyoruz. Bana kalırsa bunu başarmak zor zanaat. Bu sebeple tavsiye ediyor okuyun okutturun diyorum...:)
Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünün mihenk taşlarındandır. Dile gösterdiği duyarlılık ve öyküleme tekniği açısından benzersiz bir yere sahiptir. Destani bir ruhla doludur. Ulusalcıdır. Eserlerinde çocukluğunu, Türk folklorunu ve tarihini konu edinir. Sosyal hayatın acı tablolarını gözler önüne serer. Bazı fikirleri mizahi bir dille, şaka ve takılmalarla süsleyip anlatır. Yapmacıksız, samimi ve sade bir dille yazılmış olan eserleri, bundan ötürüdür ki, her dönemin sevilen eserleri arasında yer alır. Ve yine bundan ötürüdür ki, sıksık dünya öykücülüğünün büyük ustalarından Maupassant'la karşılaştırılır."Ömer Seyfettin bir Türk aydını ve 20. yüzyılda yaşama bilincini edinmiş birisi olarak Kaşağı'da yanlış anne baba tutumlarının çocuklar üzerindeki olumsuz etkilerini eleştirmektedir."
Mehmet Atayın sesinden Storytel'den dinledim.
Okumakda geciktiğim kitaplardan biri yada yazarlardan diyelim.
Eğitici ve ders çıkarıcı hikayeler var.
Çok iyi...
Kitapta verilen mesaj yalanın ne kadar kötü birşey olduğunu, iftira atılmayacağını, vicdan azabının ne kadar kötü bir his olduğunu çok iyi anlatıyor..
Okunulası güzel bir eser
Alıntı
Dayanılmaz bir acı duydu."Keşke fikrimi mektupla yazsaydim" diye düşündü
Çocuk kitabı olarak geçse de, bence herkesin okuması gereken bir öykü kitabı bu. Akıcı, anlaşılır ama etkisi düşündüğünden daha derin. Okurken insanı alıp çok basit bir ana götürebiliyor; çocukken yaptığı küçük bir hataya, yüzleşmekten kaçtığı bir ana… Belki de bu yüzden yer yer karamsar bir tarafı var. Ama burada asıl soru şu: Yazar bunu özellikle mi yapıyor?
Okuru vicdanla baş başa bırakmak, yaptığı bir şeyin peşini yıllarca bırakmayacağını hissettirmek… Bireyin kendi iç mahkemesini kurmasını sağlamak ve ahlaki sorumluluğu, vicdanı daha en baştan, hissettirerek öğretmek gibi. Basit bir nezaket eğitiminden ziyade, çocukken yapılan bir hatanın bedelinin bir ömür boyu ruhun karanlık bir köşesinde nasıl taşınacağını göstererek bizi erkenden uyandırıyor.
Kaşağı bu anlamda kitabın en vurucu hikâyesi. Sadece çocuklara değil, yetişkinlere de dokunan bir tarafı var. İnsan ister istemez kendi geçmişine dönüyor; “Ben de böyle bir şey yaşadım mı?” diye düşünmeden edemiyor. Belki de bu yüzden bir “vicdanla hesaplaşma hikâyesi” demek yanlış olmaz. Hangimizin çocukken hatası olmadı ki?
İlk Namaz ise bambaşka bir yerden yakalıyor. O çocukluk saflığı, o ilk duygular… Ve sonrasında gelen o kırılma. Özellikle şu düşünce çok çarpıcı: geçmişteki o saf hâl ile bugünkü insan arasındaki uçurum. İnsan okurken sadece bir anıyı değil, kaybettiği bir hissi de fark ediyor.
İlk Cinayet ise vicdan üzerine can sıkıcı bir darbe. Dört yaşındaki bir çocuğun bilinçli olarak bir martı yavrusunu öldürmesi ve bunu “ilk cinayetim” diye hatırlaması… Düşünsenize, çocukken yaptığınız bir şeyi yıllarca unutamamak ne büyük bir acı.
Ant ise tam anlamıyla bir nostalji hikâyesi. Çocukluk, arkadaşlık, verilen sözler… O yaşta edilen yeminlerin ne kadar saf ama bir o kadar da güçlü olduğunu hatırlatıyor. Birinin
KaşağıÖmer Seyfettin · Gün Yayıncılık · 200619,8bin okunma
Kaşağı her kardeşin okuduğunda kalbini yaralayacak,kahramanın yerinde olmadığı için şükrettirecek türden bir hikaye.
Ufakcık bir çocukken bu hikayeyi okumak ve şüphesiz etkilenmek ne büyük bahtsızlık.
Ömer Seyfettin, olay öykülerinde kahramanları günlük hayattan hepimizin bildiği ,aşina olduğu karakterlerden seçiyor ve oldukça yalın bir Türkçe ile yazıyor.
Genelde öykülerini çocuk yaşta okumaya başlarız.Kolay okunması bunun bir sebebi belki,ama çocukluk çağı bu hikâyeler için biraz erken.
Gerek seçtiği konular,gerekse toplumsal aksayışlara yaptığı vurgular sebebiyle eserlerini yetişkin kategorisi içinde değerlendirmek gerekiyor .
KaşağıÖmer Seyfettin · Timaş Çocuk · 201719,8bin okunma
Olay hikâyeciliğinin Türk edebiyatında akla gelen ilk ismi Ömer Seyfettin... Kendisinin okuduğum ilk kitabı ve okumaya da devam edeceğim bir yazar oldu.
Öncelikle türünün asla çocuk kategorisine girmesine katılmıyorum. Yetişkinlere hitap eden ve çocuk psikolojisini etkileyebilecek hikâyeler bulunduruyor. Bunun haricinde içerisinde 6 tane ayrı ayrı öyküler var. Her biri etkileyici ve ders çıkartma niteliğindeydi . Özellikle "Kaşağı"içerisinde kahramanın yaptığı iftiradan dolayı, kardeşinin geldiği durumun vicdan azabını ben bile çektim. İftiranın getirebileceği en uç şeyi kahramanımız kötü bir şekilde yaşıyor, yerinde olmak istemezdim şahsen. Bu hikâyeye ek olarak milli benlik duygularının yoğun bir şekilde işlenildiği "Primo Türk Çocuğu Nasıl Doğdu?" ve "Primo Türk Çocuğu Nasıl Öldü?" öyküleri de beni cezbetti. İçerisinde ki Primo bir diğer adıyla Oğuz karakterinin Türklere karşı yapılan durumda gösterdiği cesaret, milli benliğine bağımlılığı, yetiştirilme tarzı her ne kadar farklı bir etnik kökene uygun olsa da bir zaman sonra aslında içerisinde bulundurduğu Türklük kanının babası sayesinde de farkına varması ve ilkesine bu denli bağımlı hâle gelmesi çok etkiledi beni. Uzun lafın kısası her hikâyeden kendi hayatınıza uyarlayacağınız kısımlar bulunuyor. Kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. İyi okumalar.
KaşağıÖmer Seyfettin · Gün Yayıncılık · 200619,8bin okunma
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...