·
Okunma
·
Beğeni
·
17.644
Gösterim
Adı:
Kaşağı
Baskı tarihi:
30 Aralık 2006
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759046255
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gün Yayıncılık
Baskılar:
Kaşağı
Kaşağı
Kaşağı
Kaşağı
İçindekiler:

Kaşağı
İlk Namaz
İlk Cinayet
Ant
Primo Türk Çocuğu Nasıl Doğdu?
Primo Türk Çocuğu Nasıl Öldü?
96 syf.
·7/10
Bu kitap çocukluğumda okuduğum ve beni çok etkileyen bir kitaptı. Ama ben ilk okul sonda okumuştum. Galiba biraz ağır gelmişti bana. Yaşımdan da olabilir, belki de bünyeme fazladır bilemiyorum. Yine de unutulmaz bir kitaptı.
96 syf.
·Puan vermedi
ders alınması gereken bir ömer seyfettin klasiği. öğretmenimiz kitap dağıttığında arkadaşlarım sinderellaya pamuk prensese ben ise ömer seyfettinin kitaplarına koşardım.içinde çok güzel hikayeler var okumadıysanız ne duruyorsunuz okuyun derim.
96 syf.
·Beğendi·8/10
İki kardeş, Hasan ve kahraman anlatıcı, bir çiftlik (olasılıkla Gönen yakın­larındaki Karalar Çiftliği'nde) evinde ailesiyle birlikte yaşar.Baba son derece otoriter bir adam,anne ise aralıklarla İstanbul'a(özellikle yaz aylarında) giden biridir...Çiftlikte seyislik görevini sürdüren Dadaruh aynı zamanda çocukların dostu ve gün boyunca çocuklarla bir arada olan bir adamdır.Bir de evde hizmetçilik görevini gören Pervin adında bir kız vardır.Öyküde çocuk­ların günlük yaşamları ayrıntılı olarak çizilmez,ancak buna karşın atların Dadaruh tarafından tımar edilmeleri çocukların en çok keyif aldıkları şey olarak defalarca anlatılır.Kahraman anlatıcı bir gün kimsenin olmadığı bir vakitte o çok keyif aldığı tımar işini yapmak için ahıra girer.Kaşağıyı arar bulamaz,bulamadığı kaşağıyı Dadaruh’un odasında arar orada da bulamaz.Odadaki sandık gözüne çarpar, onu açar ve annesinin İstanbul’dan gönderdiği “fakfon kaşağıyı” bulur.Kaşağı ile atların tımarını gerçekleştirmeye çalışır, ne var ki kaşağının dişleri çok sivri olduğu için atlar rahat durmaz.Kaşağının dişlerini duvara sürterek dişlerini köreltmeye çalışır ; ancak sonuç yine olumsuzdur.Tam bu noktada çocuk, büyük bir öfkeyle kaşağıyı taşla kırıp yalağa atar.Babası yalakta kırılmış kaşağıyı görünce çok sinirlenir ve suçluyu arar, kahraman anlatıcı kardeşi Hasan’a iftira atarak kaşağıyı onun kırdığını söyler.Hasan babası tarafından ahıra girmemeyle cezalandırılır.Hasan eve hapsedilir Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul'a gider.Hasan'a ahır hâlâ yasaktır.Bir gün birdenbire hastalanır Hasan. Doktor "Kuşpalazı" der.Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz.Hizmetçi ,anlatıcıya kardeşinin öleceğini söyler ve çocuk ağlamaya başlar. Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan'ın hayali gözünün önüne gelir "İftiracı! İftiracı!" diye karşısında ağlar.Pervin'i uyandırır.Hasan'ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey söylemek istediğini söyler.Yarın söylersin, der.Sabaha kadar gene gözlerini kapayamaz.Hava henüz ağarırken Pervin'i uyandırır.Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece ölmüştür...
96 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
En bilinenlerinden... Bir Ömer Seyfettin efsanesi ... Kitap muhteşem bir kitap zaten kısacık kesinlikle okumalısınız vereceği ders gerekli ve büyük +Her okuduğumda sıkılmadan bıkmadan usanmadan bitiriyorum kitabı , muhteşem benim fikrimce okuyun bence :)
96 syf.
·Puan vermedi
Her öğrencinin ilk okulda okuması gereken ve kendisini bir adım ileriye taşıyacak kitaplardan bir tanesi eş anlamlı kelimeler barındıran ve okumaya yönelten tarzdan cocuklaruniza okutunuz
96 syf.
·10/10
Kaşağı... Küçükken annemin kardeşim ve bana okuduğu kitaplardan biri.
Yaşımdan mıdır,etkileyici anlatımdan mıdır bilemiyorum fakat yıllardır unutamadığım hatta her aklıma gelmesinde içimin burulduğu bir hikaye...
Galiba iki kardeş olan Ömer ve Hasan'ı kendim ve kardeşimle bağdaştırmam da etkili.
O zaman aklıma kazınan " yalan çok kötü,asla yalan söyleme" oldu. Hasan'ın ölümüne mi yoksa abisi ne kadar çok üzülmüştür diye diye kendimi yediğim bir hikaye. Çok çok güzeldi. Yalan söylemekten hala korkarım. Demem o ki "eğitici ve öğretici ". Çocuklara okunması gereken anlam barından kitaplardan.

Birgün benimde bir çocuğum olursa kesinlikle Türk hikayelerini okuyacağım dedirten ilk kitap.
Başta Seyfettin e ve bana kitap sevdiren, kendi masallarını yazan anneme teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalın.
96 syf.
Öncelikle bu tahlilde neleri göz önünde bulundurduğumuza bakalım:
Başlık, bakış açısı/anlatıcı, mekan/tasvir, karakterler, verilmek istenen mesaj.

Bir kitabın başında ilk cümle " Duvara asılı duran silah aynanın aksiyle iki yerde birden çarpıp duruyordu." ise; bu silah hikayenin başında yazıldıysa sonunda mutlaka patlamalıdır ve bir rolü olmalıdır aksi halde bu ayrıntı işlevsiz ve gereksiz ayrıntıları barındıran bir hikaye olarak adlandırılır.
Ömer Seyfettin'in kaşağı hikayesi gerçekten bu manada işlevseldir her yazdığının bir dayanağı vardır.

Ömer Seyfettin kaşağı başlığı neden tercih etti? Çünkü onun döneminde önemli bir simge ve araçtı at ve tabii ki onun için kaşağı. Kaşağı şimdinin benzini mazotu değerindedir. Sosyo-ekonomik bir tahlil sonucunda ne denli önemli olduğunu idrak eden Ömer Seyfettin böyle bir başlık vererek yıllaaaar sonra bile okunacak bir hikayeye başlangıç yapmış oldu.

Bu hikayenin anlatıcısı yazar-anlatıcıdır. Yani anlatan yazar değildir de onun ikinci bir ruhu gibi görünebilecek ben diliyle yazılan bir başka kişinin ağzından anlatımıdır aslında. Kaşağı da ben diliyle yazılan bir hikayedir ve büyük kardeş anlatıcıdır. Özellikle neden odur? Çünkü bir gözlemcidir de büyük kardeş içinde yer aldığı kurguya rağmen.

Mekan ve tasvire gelelim şimdi; bir yazar eğer mekan olarak evi tercih ediyorsa güvenli hissettiği için olabilir, hapis hayatı için de olabilir. Hapis hayatından kasıt "sıkışık bir hayat, bunalmış bir hayat" ruh halidir. Eğer durağan bir ev hayatından söz ediyorsa durum bu.
Öykünün genel olarak evde geçtiği bir kurgu düşününce benim aklıma Aşk-ı Memnu geldi. Sıkışık ruh hallerini konu alan Uşaklıgil, açık mekanı aydınlatıcı, hislerinin aydınlığa kavuştuğu ve kendinin farkındalığına vardığı yerlerdir. Mesela kitapta Bihter, kız kardeşi Peyker'in eşiyle olan münasebetini bir piknik gezintisinde görür ve eşi Adnan Bey'den cinsel olarak tatmin olamadığını fark eder bu onun bir yönünü fark ettirmiş aydınlatmıştır.

Aşk-ı Memnu ciddi anlamda işlevsel bir kitaptır. Kitabın ilk sayfalarında -yanlış hatırlamıyorsam birkaç sayfa süresince- soyulmuş portakal kabuklarından ve şarabı dökülmüş yan yatık kadehlerden söz eder burada bir toplum eleştiri vardır, Toplumun da dağıldığını ve aile yapısının tamamiyle parçalandığının eleştirisi böyle bir analojiyle yer alır. Büyüksün Uşaklıgil. Bu yazarlar ne kadar bilinçliymiş insan hayran kalıyor. Neyse Ömer Seyfettin'e devam edelim. Aşk-ı Memnu tahlilini kısmetse başka zaman yapacağım.

Kaşağı'da eski bir ağaçlığın olduğu ve boşluklarla dolu ve biraz dağınık bir imaj hissi uyandıran bir mekandan söz eder aslında burada ifade ettiği şey ailesinin dağınıklığıdır. Neden mi? Çünkü hikayenin ana karakteri diyebileceğimiz anne o toplum yapısına çok ters biçimde babası ve çocuklardan bağımsız olarak İstanbul'da yaşar. Bu normal değildir bir dağılmışlığı gösterir. Ayrıca bir gün anne gümüş kaşağı yollar İstanbul'dan ve bir gün gelir tekrar evine Hasan'a "yalancı" diye söylenir, " yahu bu çocuk aman boşver üzmeyelim demez" ve yalancı ithamından sonra tekrar İstanbul'a döner.

"Hasan ahırın avlusunda otururken duyar derenin hazin şırıltısını" diye bi rcümle vardı, çok da emin değilim şimdi sadece hatrımda kalanları yazıyorum ama. Buradaki hazin şırıltı ifadesi önemli bir işarettir, Hasan'a bir şey olacağının da çağrısını bu cümle sağlar.

Şimdi karakterlere gelelim.
Karakter isimlerine bakalım; Hasan, Dadaruh, Pervin. Bu isimleri öylesine seçmedi Seyfettin. Hasan - hüsn kökünden gelir ve Hasan'ın güneş gibi sarı saçları olduğunu söyler Seyfettin. Hasan'a güzellik atfedilmiştir. Pervin pervane kelimesinden geliyor. Etrafında dönen anlamına gelir. Pervin, anne değildir ama çocukların etrafında döner. Bir de Dadaruh kaldı. Dada çocuk demek yani Dadaruh çocuk ruhlu anlamına geliyor. Zaten babadan zıt olarak iyi davranan ve baba ihtiyacını karşılayan çocuk ruhlu adamdır bu. Dadaruh'un penceresiz dar bir kulübede yaşadığını öğreniyoruz hikayeden ve burada bir tezatlık var öyleyse diye düşünüyorum. Adam o dar ve penceresiz mekana rağmen geniş ruhlu bir adam. Zaten kaşağı kırıldığı zaman da onu teselli eden Dadaruh olmuştur. Hasan'a üzülmemesi için tembih etmiştir. Baba kızgın bir karakter babalık yapmıyor sadece azarlanacak mevzuu varsa ortaya çıkıyor anne keza öyle. aile parçalanmıştır ve burada aslında bir toplum eleştirisi de yapılıyor.

Ömer Seyfettin derin adam vesselam. Kaşağı hikayesi melankoli ve melodramı barındıran bir hikayedir. Her cümlesinde bir dayanak vardır bu yüzden de işlevseldir.
Ayrıca kesinlikle çocuklara uygun değildir, büyük bir travma sebebi bile olabilr duygusal ve hassas çocuklarda. Aynı şeyi yine Şeker Portakalı kitabı için de düşünüyorum...
96 syf.
·Puan vermedi
Ortaokul yıllarımda okumuştum Ömer Seyfettin'in en beğendiğim kitabı. İki küçük kardeşin hikayesi. Kardeşi tarafından iftiraya uğrayan çocuğun ölümüne çok üzülmüştüm. Çok güzel bir kitaptı.
96 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Ömer Seyfettin önde gelen hikâye yazarlarımızdan biridir. Otuz altı yıllık kısa ömrünün son üç yılına çok sayıda hikâye sığdırmıştır. Bu seri, mesaj, konu ve seviye bakımından 9 -12 yaş grubu çocuklarının gelişim düzeyleri göz önünde tutularak yazarın 125 hikâyesi arasından özenle seçilmiştir. Dilde sadeleşmenin savunucularından olan Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde geçen ve günümüzde de varlığını sürdüren kelimeler korunmuştur. Gerek kitap arkasına eklenen sözlükle, gerekse parantez içersinde eş anlamı verilerek çocukların kelime haznesinin gelişmesi hedeflenmiştir.
Kaşağı kitabı Hiç unutamayacağım dediğimiz kitaplar listesinde yer almaktadır.
96 syf.
·2/10
Ömer Seyfettin'i çocukken epeyce okuduğumu hatırlıyorum. Ömer Seyfettin, Kemallettin Tuğcu gibi yazarların çok da çocuk psikolojisine olumlu etki yapacağını düşünmüyorum. Ömer Seyfettin'in çoğu kitabı cinsiyetçi öğeler barındırıyor. Ebeveynler cocuklarina kitap okuturken önce kendileri bir alıp incelemeli diye düşünüyorum.
96 syf.
·13 günde·Puan vermedi
Ömer Seyfettin önde gelen hikâye yazarlarımızdan biridir. Otuz altı yıllık kısa ömrünün son üç yılına çok sayıda hikâye sığdırmıştır. Bu seri, mesaj, konu ve seviye bakımından 9 -12 yaş grubu çocuklarının gelişim düzeyleri göz önünde tutularak yazarın 125 hikâyesi arasından özenle seçilmiştir. Dilde sadeleşmenin savunucularından olan Ömer Seyfettin'in hikâyelerinde geçen ve günümüzde de varlığını sürdüren kelimeler korunmuştur. Gerek kitap arkasına eklenen sözlükle, gerekse parantez içersinde eş anlamı verilerek çocukların kelime haznesinin gelişmesi hedeflenmiştir.
Kaşağı kitabı Hiç unutamayacağım dediğimiz kitaplar listesinde yer almaktadır.
96 syf.
·Puan vermedi
Bir dönemin psikoloji bozan kitabı. Ömer Seyfettin'in çocuk kitabı yazdığını kim düşündüyse çok yanlış düşünmüş. Özellikle Bomba isimli kitabı çocuk psikolojisine asla uygun değil .
Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.

– Niye ağlıyorsun? diye sordum.

– Kardeşin hasta.

– İyi olacak.

– İyi olmayacak.

– Ya ne olacak?

– Kardeşin ölecek! dedi.

– Ölecek mi?

Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “İftiracı! İftiracı!” diye karşımda ağlıyordu.

Pervin’i uyandırdım.

– Ben Hasan’ın yanına gideceğim, dedim.

– Niçin?

– Babama bir şey söyleyeceğim.

– Ne söyleyeceksin?

– Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.

– Hangi kaşağıyı?

– Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…

Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin’e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.

– Yarın söylersin, dedi.

– Hayır,. şimdi gideceğim.

– Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.

– Pekala!

– Haydi şimdi uyu!

Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.
“Geçme namerd köprüsünden, ko apartsın su seni!
Korkma düşmandan, ki ateş olsa yandırmaz seni!
Müstakim ol, Hazreti Allah utandırmaz seni!”
Küçükken ben, onunla aynı seccadede, bir yavru samimiyet ve saadetiyle o değerli, o yüce, hassas anne vücudunun yanında durdum. İki söz ile bana ne yapmam gerektiğini, daha önce öğrettiklerini tekrarladı:

“İki rekât sünnet… Gece öğrendiklerini ekle, unutmadın ya?”

“Unutmadım.”

“Haydi…”
Almanya, İspanya, hatta Portekiz ve Belçika’nın da büyük, önemli sömürgeleri vardı. İşte Afrika da bölünmüştü. Bu, o kadar ortadaydı ki.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kaşağı
Baskı tarihi:
30 Aralık 2006
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759046255
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gün Yayıncılık
Baskılar:
Kaşağı
Kaşağı
Kaşağı
Kaşağı
İçindekiler:

Kaşağı
İlk Namaz
İlk Cinayet
Ant
Primo Türk Çocuğu Nasıl Doğdu?
Primo Türk Çocuğu Nasıl Öldü?

Kitabı okuyanlar 5.951 okur

  • Sena Sunar
  • Zehra
  • Tuğba AYDOĞAN
  • Yusuf Çelik
  • Nurseda Yılmaz
  • Neslihan
  • Arzu Delibaş
  • Ayşegül Demir
  • Sedat Yıldırım
  • Ömer TUNCAL

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (2)
9
%0
8
%0.1 (1)
7
%0.1 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları