Neyi bilmediğimizi biliriz aslında ,bilmediğimizi hissetsek ve anlasak bile,bilmezligimizi sezi ,sezgi,öngörü şeklinde adlandiririz.Beklemek, koca koca hayatların ,pejmürde bi yaşlılığın elinde çay gibi yavaş yavaş yudumlanarak eksilip hiç var olmamış gibi en sonunda elinizde boş bi bardağın yok oluşuna benzer,beklemek.Bilmedigimizi beklemekle,bildiğimizi beklemek arasında herhangi bi fark yok gibi düşünülse de(tabi düşünen varsa,kime neyse)nerdeyse olmakla olmamak arasindaki fark kadar bi fark vardır.Bilen,beklediğini bildiğine kavuşma umuduyla,bilmeyen ne beklediğini öğrenebilme umuduyla sürdüregider çaresiz ömrünü.Çaresizdir çünkü,beklemekle ilgili hayatı boyunca hicbi kaygıya düşmemiş insanın rahatlığı gelip çatmaz bekleyenin çehresine.Hep bi karanlık bakar bekleyen,hep bi arar bakar,hep bi seyreder olur âlemi,ne bulacağını da bilmeden.De ki , buldu,en büyük sıkıntı işte tam burdadır,bulduğu aradığı mıdır,aradığı bulduğuna değer midir,bulduğunu bildiği aslında beklediği midirle uzar gider soruları,.beklemenin erittigi hayatı ,yepyeni bi handikapın içinde döner Allah döner,o saatten sonra dünya mı döner ,kendi mi bilmez olur.Ruhu olur bi Leyla,olur bi mecnun,bedeni yerinde çakılıp kalsada ,ruhu çoktan çöle düsüp dönenmektedir avare.
Bilmek,bulmak,beklemek etrafında bi hayata dönerse hayatınız,yaşamaya değer gördüğünüz bir çok maddeyi,manayı,olayı,zamanı,kişiyi farkında olmadan değersizlestirmis olur,bu süreçteki içsel ve tensel çatışma öyle bi noktaya ulaşır ki,bedeniniz ve ruhunuzun dilemması kendini dağlara ,ovalara ,denizlere de vursa hep bi urgan derdiyle yaşar hale gelir.
Boşuna ,artık geçmiş olsun bulanlara,ne güzeldir oysa aramak,keske bulanların derdiyle dertlenmek yerine,arayanların derdiyle dertlenenlerden olarak kalsaydık,ne büyük bi zulüm