Kul'u okurken anlatılmak isteneni anladım ama bana pek geçmedi. Mercan'ın yaşadığı yalnızlık ve çaresizlik aslında güçlü bir mesele, fakat anlatım biçimiyle aramda bir mesafe oluştu. Hikâyeye dâhil olmak yerine çoğu yerde dışarıdan izliyormuşum gibi hissettim.
Kitap boyunca süren arayış hali ilerleyen bir yol gibi değil de aynı yerde dönüp duran bir duyguya dönüştü. Bu da bir noktadan sonra ilgimi azalttı. Umutsuzluk ve yalnızlık temaları sürekli benzer bir tonda tekrar ediyormuş hissi verdi.
Seray Şahiner sınıf meselesi ve şehirdeki dönüşüm gibi önemli konulara değiniyor ama bende güçlü bir etki bırakmadı. Daha derinlikli işlenmesini beklerdim. Dilin yer yer denemeli yapısı da akıcılığı zorlaştırdı ve metne odaklanmamı güçleştirdi. Genel olarak, vermek istediği mesajı anladığım ama okuma deneyimi olarak beni tatmin etmeyen bir kitap oldu. Bitirdiğimde bende iz bırakan bir tarafı olmadı..
Herkese merhaba🪻
Seray Şahiner 'Kul' romanda bize kocasının yolunu gözleyen bir kadını anlatıyor. Ama aldanmayın bu bir aşk hikâyesi değil.Bu,yalnızlığın ta kendisi...Ve yazar yalnızlığı o kadar güzel betimlemiş ki iliklerinize kadar hissediyorsunuz Mercan karakterinin duygu durumunu..Mercan,geçimini temizlik yaparak sağlayan bir kadın,kocası ise çalışmayan, tembel,ipsiz sapsız bir adam..Ama Mercan o kadar yalnız bir kadın ki;kendisine hiçbir faydası olmayan o adamın yokluğunu bile arıyor.Geri dönsün diye camilere,medreselere, türbelere adaklar adayıp duruyor..
Mercan,adamı özlemiyor aslında.Adamın varlığında da yokluğunda da aynı boşluk var içinde aslında.Onu kemiren şey kocasının gitmesi değil,hiçbir zaman gerçekten "var" olamamış olması bence..
Seray Şahiner'in kalemini gerçekten seviyorum yalnızlık temasını bu kitapta çok güzel işlemiş okurken düşündüm, kendimi Mercan'ın yerine koydum ve yalnızlığın o soğuk yüzünü bir kez daha gördüm.
.
İnsanın bir derdi olmayagörsün, bütün çareleri öğrenirdi..
Mercan kocasına aşık mıydı? Hayır.Ama her eve bir nefes lazımdı işte..
Herkese merhaba Bugün size yine harika bir Seray Şahiner kitabı ile geldim. Bu sefer beni nasıl şaşırtacak derken kendimi Mercan’ın hikayesinde kaybolurken buldum. Mercan, apartman temizliğine giden ve işe yaramaz kocası tarafından terkedilmiş bir kadındır. Bu kadar basit değil tabii ki hikayesi çünkü Mercan kocasının bırakıp gitmesi ile kendi yalnızlığını sonuna kadar yaşamaktadır. Tek arkadaşı evde bulunan televizyondur. Mercan, kocası geri dönsün diye her yolu da dener merak etmeyin. Kiliseye gider, cemevine gider, camiiye gider. Dua edebileceği ne kadar kapı varsa hepsini dolaşır. Hatta son çare falcıya bile gider. Mercan gerçekten çok yalnızdır, dünyada ona göre herkesin bir çifti vardır. Aslında bir çocuğu olsa belki onunla avutur kendini ama para da kazanması gerekir evi kim çekip çevirecek? Zordur Mercan’ın hayatı, gerçekten insansız kalmanın zorluğunu okuyucuya da dibine kadar hissettirir. Şimdi size biraz da kitabın yazılış şeklinden bahsedeceğim ki bence hikayeyi gerçek kılan en büyük etkenlerden biri de budur. Seray Hanım sayfaları ve başlıkları o kadar güzel ayarlamış ki özellikle son kısımlarında Mercan’ın beklediği boş olan sayfalar, 5. Kattan kapı önüne kadar indiği her katı ayrı bir şekilde anlatması akışta çok güzel olmuş. Eh hala yazarın kalemi ile tanışmadıysanız kesinlikle tavsiyemdir
İnsanın bir derdi olmayagörsün , bütün çareleri öğrenirdi…
Ah mercan ah mercan… bırakmayı bir öğrenseydinnnnn… Her şey yoluna girecekti…
Güzeldi gerçekten…
Yanından öylece geçip gittiğimiz,belki kendi telaşımızdan,belki görmeye değer bulmadığımızdan bakmadığımız,baksakta görmediğimiz ama orda işte var,o da bir "kul" işte,kendi yolunda kendi halinde..Biraz dursak mı çevremize şöyle görerek baksak mı?
Kısacık bi kitap 150 syf bile değil ama öyle somut,öyle yakında..elimizi uzatsak dokunuruz gibi Mercan'a..Hemen bi kek çırpıp,yanına da çay,kapısını tıklayıp hadi bize gel diyesiniz gelir,öyle gerçek..
Mercan,bi git demesiyle hemencik gitmiş varlığı da pek yer kaplamasa da televizyondan iyidir dediği kocasının dönmesini bekleyen,çapından büyük adaklar adayan,türbeler,ulular gezip dua eden,kilisilerde mum yakan umudun her türlüsüne bez bağlayan bir kul..Evlere merdiven silmeye giderek hayatını kazanıyor,öyle boş da değil kendi maddi özgürlüğünü kazanmış kadın hani..ama kocası dönsün,bi nefes olsun,bi de çocuk adı da hazır Haydar..sırma kirpikli,gamzeli yanaklı,tombul elli karaca bi oğlan..Allahım Mercan sana inanıyor da sen Mercan'a neden inanmıyorsun?Gül gibi bakar kocasına da çocuğuna da..yeter ki kocası dönsün..
Of ki of!Ben çok etkilendim..Çok fazla tekrara düşmüş gibi de hissettim ama bakınca Mercan zaten bu tekrarı yaşıyor sürekli başka ne olacaktı ki..Yazarın değil Mercan'ın tekrarıydı bu..Keyifli okumalar..
Umut etmek iyiydi, insanın içinde bir ses oluyordu.
Seray Şahiner’in “Kul” adlı romanı, toplumun görünmeyen yüzüne, sessizce yaşayıp giden ama hepimizin tanıdığı o isimsiz kadınlara ışık tutan etkileyici bir anlatı. Başkahraman Mercan, temizlikçilik yapan, sessiz, kimliği görünmez kılınmış bir kadın. Ama onun iç sesi, yazarın kalemiyle öyle güçlü bir şekilde yansıtılıyor ki; sayfalar ilerledikçe Mercan'ın yalnızlığı, çaresizliği ve hayata tutunma mücadelesi insanı derinden etkiliyor.
Mercan’ın temizlik işçiliği yaparak geçen hayatı, onun görünmeyen emeğini, yok sayılan kimliğini ve hep birilerine kul olma hâlini gözler önüne seriyor. Seray Şahiner, sade ama çok güçlü bir dille; hem bireysel bir dramı, hem de sınıfsal bir çığlığı okura hissettirmeyi başarıyor.
Kapakta yer alan pembe temizlik eldiveni, Mercan’ın hayatındaki görünmeyen emeğin simgesi adeta. Toplumun yüzeyini temizleyen ama kendisi hep arka planda kalan bir kadının hikâyesi bu.
Kitap, sadece bir kadının hikâyesi değil; sistemin, sınıf farkının, kadına biçilen rollerin ve hayatta “kul” olmanın hikâyesi. Dili yalın ama çok katmanlı; hem düşündürüyor hem duygulandırıyor. Şahiner’in ironik üslubu da kitaba ayrı bir lezzet katıyor.
En çok da şu soruyu sorduruyor:
Bir kadının hayatta var olabilmesi için kaç kimlik değiştirmesi gerekiyor?
2018 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı boşuna almamış.
Edebiyatın kalbinden gelen, derin izler bırakan bir roman okumak isterseniz, Kul mutlaka listenizde olmalı.
#arzununokudukları
#okudumbitti
#yorum
@dogan_kitap
@seraysahiner
#kul
Herkese merhabalar
Sanırım Seray Şahiner kitaplarını sevdim.
#ülkerabla da sıradan bir kadının gözünden bakmayı ve onun cephesinden canlandırmayı başarıyla anlatmıştı, Mercan 'da öyle..
Mercan apartman merdivenlerini Silerek hayatta kalmaya çalışan sıradan bir kadın.
Çocuğu olmuyor.
Kocası da ipsizin teki hemde Mercan' ı terk etmiş.
Ululara, türbelerr, kiliselere, camilere, yatırlara, cemevlerine, falcılara her bi şeye tüm tuşlara basmak suretiyle aynı dua ile gidiyor. Ama ki sonuç?
Çok tekrara düşmüş cümlelere rağmen Mercan zaten o tekrarını içinde sıkışmış bir karakter. Onun dünyasının olayı bu.
Keyifli bir kaç saat içinde okunacak bir kitaptı.
Yine yeniden farklı kitap yorumlarında buluşuncaya kadar mutlu kalın kitaplarla kalın
Ne dil olarak tatmin edici ne de konu açısından doyurucu bir roman edebî bir derinlik taşımıyor. Birçok noktada Kitap Aleviliği, Hz. Hüseyin’i ve Ehl-i Beyt’i eksik ve yanlış bilgilerle kullanıyor. Özellikle bir karakterin doğrudan Alevi olarak sunulması, inanç ve toplumsal hassasiyetler açısından problemli.karakter üzerinden yapılan Mercan Allahı affetti gibisinden satırlar ise eserin amacını aşıyor.
Seray Şahiner'in kitapları hep çok gerçek, benzetmeleri, tespitleri, mizah ögeleri abartıdan uzak, yalın. Olduğu gibi ama iyi gören estetik bir gozden, bildigi yerden aktarıyor okuyucuya. Kul da oldukça sürükleyici idi benim icin ve Mercan'ın yalnızlığı uzansam dokunacakmışım kadar somuttu, öyle ki kendimi kör kuyularda hissettim.
Ne çok Mercan var yanımızdan sessiz sedasız geçip giden,varlığını farketmediğimiz,şuranın tozunu da bir alıver dediğimiz,işini yapmıyorsa yapacak başka Mercan bulunur elbet dediğimiz… Oysa bir tanesinin bile yürek sızısını görmüyoruz,bazen yalandan “kolay gelsin” deyip geçiştiriyoruz… İçim sızladı hikayeyi okurken ve gerçekliğiyle yüzleşirken. Okuyucusu bol olsun…
1984 yılında Bursa'da doğdu, İstanbul'da büyüdü. İlköğrenimini Oruçgazi İlköğretim Okulu'nda, ortaöğrenimini Pertevniyal Anadolu Lisesi'nde tamamladı. 2007 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu. 2011'de Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü'nden, Sinema Anabilim Dalı'nda yüksek lisans derecesi aldı.
'Aylık Paldır Kültür Dergisi Hayvan'da ve Birgün Gazetesi'nde çalıştı. Uzun süre gitar ve resim dersi aldı, izcilik ve dağcılık yaptı. Dönemsel olarak, garsonluk, konfeksiyonda el işçiliği ve makinecilik yaptı.
2006 yılında Varlık Dergisi'nin düzenlediği Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde, "Gelin Başı" isimli öykü dosyası "Dikkate Değer" bulundu. 2007 yılında "Gelin Başı" isimli kitabı Can Yayınları'nca yayımlandı.
Sırrı Süreyya Önder 'e senaryo asistanlığı yaptı. 2008'de İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen 'Yedi Tepeli Aşk' oyununda, "Gelin Başı" kitabında yer alan üç öyküsü sahnelendi. 2010-2011 sezonunda "Gelin Başı"ndaki öykülerden uyarlanan "İadesiz Taahhütsüz" adlı oyun, Tiyatro Boyalıkuş tarafından sahnelendi. 2011'de ikinci öykü kitabı 'Hanımların Dikkatine' Can Yayınları'nca yayımlandı.