Asla çocuklara uygun bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Özellikle Üç Nasihat isimli hikayede verilen mesajlar ve olaylar ne bir çocuğun okuması için uygun ne de yetişkin biri için okuması keyifli. Çocuklara empoze edilmeye çalışılan düşünce çok hatalı kesinlikle önermiyorum. Yetişkinler için de vakit kaybı.
KütükÖmer Seyfettin · Beyaz Balina Yayınları · 2002579 okunma
Kütük, Ömer Seyfettin’in en meşhur hikayesidir. Aslan Bey’in seferini anlatır. Onun keskin zekası kaleyi kurşun atmadan aklını kullanarak ele geçirir. Osmanlı’nın parlak dönemlerinde aklın sayesinde savaş stratejileri kullanıldı ve başarılı oldular. Fetihler akılla kazanıldı. Ancak sonradan aklı kullanmadıklarından geri kaldılar.
Hikayede siyaha boyanan bir kütükten bahsedilir. Güya onun top olduğu söylenir. Düşmanda korku uyandırıyor. Elçiye o topun İstanbul’un fethinde kullanılan top olduğu söylenir. Böylece düşman teslim olur.
Eserde betimlemelere yer verilmiş, sade bir dil kullanılmıştır. Zekanın her zaman kaba kuvveti yenebileceğine ve bu konuda Türk askerinin her zamanki gibi eşsiz zekasını görürüz. Aynı zamanda bir kararın alınmasında aklın, sabrın ve kurnazlığın önemini görürüz.
Arslan Bey: ‘’Şartım filan yok. Biz teslim olanın canına kıymayız…’’ sözünden de Türk askerinin teslim olan düşmana zarar vermediğini, mert olduklarını görürüz.
Zekanın her zaman kaba kuvveti alt ettiğine ve bu konuda Türk askerinin her zaman ki eşsiz zekasını gösteren bir hikaye. Ömer Seyfettin in güzel hikayelerinden bşri kütük keyifle okumanız dileğiyle.
ÖMER SEYFETTİN gibi büyük bir türk düşünürün kaleme aldığı hikayeleri ders verir niteliktedir.
Yazacak fazla sözlere gerek tınne
Bu hikayesinde aklın, sabrın ve birazda olsa kurnazlığın(bence) karar alıp vermekte önemli olduğunu dile getirir.
Eser savaşta zekâ ve hilenin kaba kuvvetten daha önemli ve etkili olduğunu namağlup bir Osmanlı komutanı olan Aslan Bey'in Şalgan Kalesi'ni fethedişi üzerinden güldürücü güzel bir hikayeyle anlatıyor. Oldukça güzel bir hikaye olan bu eser sade bir dille yazılmış ve merak duygusu ön planda tutulmuş. Vatanseverlik duygusunu da uyandırmakta olan bu hikayeyi Ömer Seyfettin'inin bazı ağır hikayelerinin aksine her yaştan insan okuyabilir.
Bu öykü, Ömer Seyfettin'in "Kütük" isimli eserinin aynısıdır. Basımda yada hikayeleri derleyen fakrlı yayıncılar arasında bir anlaşmazlık-hata olmuş olabilir, zira aynı öykü iki farklı başlık altında verilmiş gibi geldi bana...
"Bu mertlik değil... Diyor."
"Ona sor ki: Henüz bir kere patlamayan bir toptan korkarak, hemen teslim oluvermek mi mertliktir?"
Belki öykü hakkında spoiler verdim ama öykünün özeti, ana fikri bu cümlede.
Bir savaş kurnazlığı da denilebilir yada bir kumandanın zekası ile kan dökmeden, muharebe yapmadan kazandığı bir kalenin alınış öyküsüdür. Tabi ki öykünün başında düşmanın eski kahraman kumandanları hakkında kısaslarda bulunur, zira her milletin içerisinde çıkmış cesur kumandanlar olmuştur...
Öyküde; Türkler'in savaşçı özelliklerinin yanında akıl ve zeka ile düşman nasıl alt edilir gözler önüne seriliyor. Bir kale kuşatması esnasında gerçekleşen sürpriz sonlu güzel bir öykü.
Akıllıca planlar yapan Aslan Bey keskin bir zekâya sahiptir. Savaş esnasında zeki planlar yaparak, tek bir asker bile kayıp vermeden hedefine varan Arslan Bey'in zeki ve ders niteliğindeki olayları konu edinir..
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır.
1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu.
Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı.
Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı.
Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü.
1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü.
Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi.
En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Detaylı bilgi ve kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Ömer_Seyf...