Matilda, çocuk edebiyatının hem eğlenceli hem de yetişkinlerin kendini bilmezliğini ustalıkla eleştiren, bir çocuğun zekâsıyla dünyayı alt eden unutulmaz bir hikâyesidir.
Matilda’nın ailesi, bir çocuğun başına gelebilecek en kötü aile örneklerinden biridir. Sahtekârlıkla otomobil satan, üçkâğıtçı bir baba… Dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanan, ruhu körelmiş bir zavallı.
Diğer yanda gününün çoğunu oyun salonlarında harcayan, sorumsuz, ilgisiz bir anne…
Derler ki “Çocuk ailenin yansımasıdır.” Bu hikâyeyi okudukça “Âlimden zalim, zalimden âlim doğar,” sözünün doğruluğu insanın zihnine işliyor. Böyle sevgisiz, hoyrat bir aileden Matilda gibi zeki, merak dolu, çalışkan bir çocuğun çıkması başlı başına mucize.
Matilda üç yaşından itibaren okumaya başlar. Okumayı, yazmayı, matematiği kimsenin yardımı olmadan öğrenir. Ardından kütüphaneye gidip kitapların büyülü dünyasına dalar. Kütüphanedeki görevli kadın, küçük kızın bu olağanüstü yeteneğini hayranlıkla izler.
Neyse ki Matilda’nın yolu, onun zekâsını fark eden birkaç iyi insanla kesişir. Bu iyi yürekli kişiler —kütüphaneci ve öğretmeni Miss Honey— Matilda’nın gelişimini engellemek yerine, onu korumaya ve desteklemeye çalışırlar.
Hikâyenin karanlık tarafında ise okulun başöğretmeni Trunchbull vardır. Bu kadın yalnızca despot, düzen bozan biri değil; çocukların üzerine çöken bir kâbus gibidir. Kendi öz yeğeni Miss Honey’e yaptığı işkenceler, parasını ve evini gasp etmesi, babasını öldürmesi… Onun gaddarlığı, yetişkin zorbalığının ete kemiğe bürünmüş halidir.
Ama neyse ki hikâyeyi taşıyan bir güç vardır:
Matilda’nın adaleti.
Zekâsı ve cesaretiyle hem kendi ailesine hem de Trunchbull’a karşı unutulmaz dersler verir.
Babasının şapkasına yapıştırıcı sürmesi, konuşan papağanla evde cin var hissi yaratması, babasının