Kitabı okurken çok üzüldüm ve gerçekten şöyle derinden sanki cigerimden üzüldüm diyebilirim... Bir insan düşünün. Bir söz vermis. Verdigi söz de Medine'yi " Son mermi, son asker, son damla kan ve hatta son hurmaya kadar savunmak"... Fahrettin Paşa verdigi sözü tutmuş ve tek başına üstelik ateşli hastalık geçirdiği halde, ölümüne yine de Medine'yi terketmeden savunmak istemis... Yazarken bile hala icim eziliyor sanki... Gözlerim yaşarıyor... Kitabi okuyanlar çok ağladık ilh. Demislerdi... Neredeyse sonlarina gelene kadar ben niye ağlamadım diye düşünürken son 30 sayfasinda gözyaşlarının damla damla aktığını gördüm... Ve şu son söz aynen aktarıyorum o kadar dokundu ki... Orada olsam Fahrettin Paşamı asla ve katta yalnız bırakmazdım... _ "Bayrağım! Al bayrağım, kızgın kumlarda yatan şehitlerim, gazilerim elveda! Efendimiz elveda! Ben gitmiyorum. Götürüyorlar! Götürüyorlar! Vallahi götürüyorlar!" _
Bu kitabi okuyun. Çekilen sıkıntıları son damla kana dek, son mermiye hatta son hurma çekirdeğine dek, ölesiye direnmenin mücadelesini okuyun... Diyecek baska bir söz bulamıyorum. Yazarken bile gözlerim ıslak... Okuyun bu kitabı...
Bu kitabı çok değerli Ramazan Yetkin hocamin tavsiyesi üzerine okudum. Kitap baştan sona sizleri gururlandıran bir o kadar üzen bazen neşelendiren kisacası tüm duyguları uçlarda yaşatan muhteşem bir kahramanlık destanını içeriyor. Tarih seven biri olarak çok beğenerek ve gururlanarak okudum. Kitap birinci dünya savaşında Medineyi korumakla görevlendirilen Fahrettin Paşamızı ve onun şanlı direnişini anlatıyor. Anlatmakla kalmayarak bizlere çekirge etinin tadini merak ettirerek bizleri Medine çollerinde aç susuz bırakıyor kısacası okurken Fahrettin paşamızla beraber Medineyi Müdafaa ediyorsunuz. Her Türk vatandaşına tavsiyemdir.
Dünya'da beklenen olmuş, devletler ilk kez dünya savaşı altında birbirleriyle kıyasıya bir mücadeleye girmişti. Savaşa girmenin intihar olduğunu bile bile Osmanlı Devleti de kendisini bu savaşın tam ortasında buldu, birçok cephede aynı anda mücadele etmişti. Bunlardan birisi de Hicaz-Yemen cephesiydi. Buradaki başarısından, vatana, bayrağa bağlılığından adından söz ettirenlerden birisi de şüphesiz Medine Muhafızı "Çöl Kaplanı" lakaplı Fahrettin Paşa ve askerleriydi. Bu eserde yazar gayet akıcı, yer yer diyalogların hakim olduğu sade ve anlaşılır bir dille sizleri Medine'ye Fahrettin Paşa'nın yanına cepheye götürüyor. Oradaki zor şartları, ilginç bilgileri ve bir o kadar da yazarın güzel anlatımıyla tasvirlerini göreceksiniz. O zor şartları bilmek, tekrar etmek ve yer yer gururlanarak yer yer hüzünlenerek okuyacağınız güzel bir eser. İyi okumalar.
Yıllar önce okuduğum hala etkisini hissettiğim mutlaka okunması gereken mükemmel bir kitap.Hala okuduğum romanlar'da bu kitabı okurken aldığım lezzeti arıyorum..
Tarihi gerçekleri anlatan bir roman. Bu yüzden askerimizin ve Fahrettin Paşa gibi değerli bir komutanın çektiği sıkıntıları okudukça boğazım düğüm düğüm oldu. Kutsal Medine topraklarımıza İngiliz çizmesi ayak basmasın diye imkansızlıklar için Medine'yi savunan, çekirge yiyip yine de teslim olmayan bir Paşa'dır, Çöl Kaplanı'dır o... Ceddimizde ne kahramanlar var, okuyun, tanıyın, bilin.. Malesef Lawrence artıkları hâlâ iş başında! Biz tarihimizi, ceddimizi bilirsek geleceğimize de bu şekilde yön verebilir,böylece fitnecilere meydan vermeyiz..
Yıllar oldu okuyalı,fahrettin paşa'yı.o dirayetini,peygamberimize aşkını,vefasını unutamam. İslamla güzelleşmiş bir asker o.çokça ağladım okurken onu.kitabın ilk kısmı biraz ağır geçiyor.ama sonra açılıp,su olup akıveriyor..
Üzerimde öyle bir etki bıraktı ki, uzun zaman üzerimden atacağımı sanmıyorum. 1. dünya savaşında Medineyi savunan Fahrettin paşa ve imanlı askerlerin o zorluklarla birlikte Medineyi nasıl koruduklarını anlatıyor. Roman çok güzel ve akıcı bir dille yazılmış.
Edebi olarak zayıf bir eser olsa da, anlattığı konunun gerçekliği ve içerdiği acıların hakikati insanı etkiliyor. Bir devrin son evresinde, bir diriliş umudunu yaşayan bir grup vatan evladının, Hz. Peygamberimizin şehrini muhafaza için yaşadıkları ve çektikleri çileler iç burkutucu. İmanın insanda kuvve halinden hakikate evreleşmesini bu yiğitlerin yaşadıklarından görmek mümkün.
İmparatorluğun her noktasında yaşanan son direnişin en acılılarından birisi olan Medine müdafaası, üzerinde düşünülmesi gereken bir fedakarlık ve kahramanlık gösterisidir. Bir kum tanesi kadar da olsanız, iman ve fedakarlık ile çölleri de aşabileceğinizi gösteren bu tarihi gerçeklik bilinmesi gerekir. Üzerinde daha fazla yazılıp çizilmesi lazım olan tarihimizi bir lahza da olsa anma adına okumak lazım.
Okuduğum andan beri etkisini üzerimde hissettiğim bir kitap. Fahrettin paşanın yaşadıklarını sizede yaşattırıyor yazar diliyle. Aynı acıyı aynı sıkıntıyı içinizin en derinlerinde hissediyorsunuz.
Kitabı üslup olarak çok beğendiğim.Tarih okumak isteyip de sürekli tarih kitaplarını yarım bırakan birisi olarak bana göre çok iyiydi. Roman tarzı ama romanlaştırırken olaylar basite indirgenmemiş, gerçeklikleri saptırılmamış, ciddiyetten uzaklaşılmamış. Bu çok mühim. Konu olarak da Fahrettin Paşa ve askerlerinin çektiği zorlukları okudukça gıpta etmekten kendimi geri alamadım, elinizde olan nimetlere ne kadar şükürsüz olduğumu farkettim. Bölüm bölüm gözyaşlarına hakim olmak mümkün değil. Boğazında bir düğüm oluşuyor yutkunamiyor insan. Bu zorlukların %5'ini görsem pes etmez devam eder miydim acaba diye çokça hesaba çektim kendimi..
Fahrettin Paşa'nın onuruna, samimi niyetine hayran kaldım. Büyük davanın büyük insanları.
Son olarak beni bu kitaba sürükleyen Şehit Bayram Ali Öztürk hocanın sözleriyle bitirmek istiyorum; "Medine Müdafaası, Sarıkamış ve Çanakkale Zaferi'ni okumayan tarih okudum demesin"
İnşallah bu kitapla tarih okumalarımın ilk adımı olur
1964 yılında Gelibolu'nun Evreşe bucağında doğdu. İlk ve ortaokulu Evreşe'de, liseyi Gelibolu'da bitirdi ve İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Bölümünü kazandı. Fakülteye devam ederken, iki sene süreyle Türkiye Çocuk dergisinde çalıştı. Daha sonra, mezun olduğu üniversiteye asistan olarak girdi. 1993 yılında yüksek lisansını, 1999 yılında doktorasını tamamlayarak jeoloji doktoru unvanını aldı.
2000 yılında, akademik hayatını sürdürdüğü İstanbul Üniversitesi'nden ayrıldı. Hâlen bir kamu kurumunda jeoloji mühendisi olarak çalışmaktadır. Yayınlanmış makaleleri bulunan yazarın, edebî faaliyetlerinin yanı sıra bilimsel çalışmaları da sürmektedir.
Küçüklüğünden beri okuma yazmaya karşı büyük tutkusu olan yazar, 2000'de Ömer Seyfettin Hikâye yarışmasında İstanbul Depremi’ni anlattığı “Ne Oluyor Dendiği Zaman” adlı hikâyesi ile birinci oldu. Bu tarihten itibaren artan bir gayretle yazı hayatını sürdüren İsmail Bilgin, 2014'te Eskader tarafından tarih dalında "Kut’ül Amare" romanıyla; 2015'te de Yazarlar Birliği tarafından tarihî roman dalında ilk defa verilen büyük ödüle Çanakkale Romanları/Araştırmaları sebebiyle layık görüldü. Daha çok yakın tarih konularını, özellikle de 1. Dünya Savaşı dönemini ele alan eserlerle çocuklarda tarih bilincinin oluşmasına katkıda bulunmak için tarihî hikâyeler ve gençlik romanları yazdı ve yazmaya devam ediyor.