Bu kitap kuranın değil kuranla konuşmaya çalışan e.yüksel'in kitabı.
Ben semavi bir hakikatin varlığını inkar etmeyen fakat tarih boyunca o hakikatin “kurumsal” dinler eliyle fazla editlendiğini düşünen biri olarak bu metne yaklaştım. Tanrı fikrine açığım, fakat Tanrı adına konuşanlara temkinliyim.
Bu yüzden Mesaj beni hem yakaladı hem de rahatsız etti. Çünkü delüzyonelliğin bir eseri..
“Eğer Tanrı varsa, iz bırakmıştır. Ve o iz ölçülebilir olmalıdır.”
Üstteki fikir kitabın çok fazla tahammülsüzlüğe katlanamıyor oluşunu gösteriyor, belirsizlikten korkmakta bu yüzden de kendisini çok zorluyor.
Yazar geçmişte dini otoritelerle çatışmış,
dogmatik yapılardan zarar görmüş,
“itaat et” denilen yerde zihinsel bir kırılma yaşamış biri. (bu yorum değil, edip işte..)
Yazarın hadis karşıtlığı yalnızca akademik değil, duygusal yüklü. Metindeki ton, sadece “yanlış” demiyor “tehlikeli”, “yozlaştırıcı”, “sapma” gibi kelimelerle konuşuyor.
Yalnız bırakılmak istenen bir kuran var ama bir o kadar da materyal formüller bu kitabın elinden tutuyor: 19 sistemi, frekans ölçütleri, 21.yy zihin yapısı, mantık çerçevesi, matematiksel oranlar, ebced değerleri kuranın tek başına baştan beridir anlaşılmayacağını gösteriyordu bile...
Yazar kendine güveniyor; hatta fazlasıyla.
Ama bu güven, sakin değil; savunmacı.
Sürekli karşı tez üretmesi, eleştirilere önceden cevap vermesi, metni bir tür zihinsel siper hâline getiriyor. Bu, şunu ima eder:
“Yanılırsam, yalnız kalırım.”
Bu nedenle metin, zaman zaman akademik bir çalışmadan çok kendini kanıtlama metni gibi okunuyor. Bu kötü bir şey değil ama yazarı sertleştiriyor.
Mizahi olabilecek yerlerde bile ciddi. Çünkü mizah, kontrolü gevşetir. Oysa yazar kontrolü seviyor.
Mesaj’da gri alanlar azdır.
Ya “hak” vardır ya “batıl”.
Bu ikilik, zihinsel netlik sağlar