Kitabın başları çok güzel fakat ortalarına doğru biraz üzücü oluyor dantes suçsuz yere hapse giriyor
Kitabın kötü yanı ise sonlara doğru çok fazla karakter giriyor ve kitap çok karışık oluyor yani bu kitaba 10 üzerinden puanım 4 okumanızı tavsiye ederim
Monte CristoAlexandre Dumas · Müjde Yayınları · 200837,2bin okunma
Zindana giren adama bildiği her şeyi öğreten zeki rahip. Yaşadığı her şeye rağmen pes etmeyip hedefine ulaşan tutuklu. Çok beğenerek okuduğum ve şiddetle tavsiye ettiğim bir kitap.
Monte Cristo Kontu’nu, geçtiği dönem ve anlatım tarzı sebebiyle tarihi aşk kategorisinde değerlendirebiliriz. Çünkü kitapta tarihi aşk ile özdeşleşmiş birçok unsur bulunuyor. Yüksek sosyete kabarık elbiseler ışıltılı balolar ve düelloların yanında kitap savaştan ve tarihten izler de taşımakta Ancak bu kitap baştan sona bir tarihi aşk hikâyesini anlatmıyor , çünkü aşk hikâyesi ikinci planda kalıyor. Dantes ve Mercedes’in aşkıyla başlayan hikâye ilerleyen sayfalarda farklı bir boyuta taşınıyor. İhanetin ve aradan geçen uzun yılların üstüne hâlâ bir aşk yaşayabilecekler mi? Yoksa hayatlarına giren farklı insanlar onları tamamen değiştirecek mi?
Aşk, intikam, hırs, azim bunların hepsi tek bir kitaba sığmış. Bir iftira sonucu hapislerde çürümek üzere olan bir genç ve hücreden kaçmak için tünel kazarken kaderin bir armağanı olarak tanıştığı başka bir hücrede kalan yaşlı bir mahkum. Evet bu yaşlı adamın adı Farya olsada gerçek adı ‘Umut’tur aslında. Yaşarken ölmüş, her şeyini kaybetmiş bir gencin yani Dantes’in, kaderin bir hediyesi Farya sayesinde takrar hayata tutunma mücedelesidir. Belkide kendimden bir şeyler bulduğumdan dolayı bu kitap benim için en iyisi adeta bir köşe taşı oldu. Okumamın üzerinden uzun bir zaman geçse dahi kitabın son sayfasındaki şu son sözler aklımdadır hep; (İstikbal şu iki kelimede gizlidir: ÜMİT ETMEK VE SABIRLA BEKLEMEK)
Monte CristoAlexandre Dumas · Müjde Yayınları · 200837,2bin okunma
Beni derinden etkilemişti . Klasik romanları çok nadir okumama rağmen elimden bırakmıştım. İhanetin acısı çok büyük yaşamış dantes ! Ve kurtuluşu başka bir inanç...
Anlatacaklarım yetersiz kalacak — bunu en başa koyuyorum, çünkü kelimeler gerçekten de bu eserin ağırlığını taşımaya yetmiyor. Bu eser mi demeliyim bilemiyorum — “başyapıt” kelimesi bile onun gücünü anlatmaya yetmiyor. Sanki başyapıtın da ötesinde, edebiyatın sınırlarını aşan, insan ruhunun en derin katmanlarına kazınmış bir şey bu. Ne şekilde adlandırırsam adlandırayım, kelimeler hep eksik kalıyor. Bu kitabı anlatmak kolay değil; her cümlesi insanın içine işler, her sayfası sanki başka bir dünyanın kapısını aralar. Okurken hissettiklerimi burada dile getirebileceğimi sanmıyorum — çünkü bu yalnızca bir okuma deneyimi değil, bir tür yüzleşme; insanın kendine tuttuğu aynalardan biri. Kitabın yaşattığı duyguları, zihinde açtığı sorgulamaları, kalpte bıraktığı yankıyı tarif etmeye çalışmak neredeyse imkânsız. Belki de bu yüzden bazı kitaplar anlatılmak için değil; sessizce, derinden hissedilmek için yazılır.
Bir atasözü vardır: “Etme, bulursun; inleme, ölürsün!” (s.928)
Özet — can alıcı nabız: Roman, bir haksızlığın kıvılcımıyla başlar; oradan intikam, öfke, varlık ve yokluğun sınırlarında dolaşan bir dönüşüme sürüklenir. Bu dönüşüm ne sadece bir intikam hikâyesidir ne de yalnızca bir macera; insan ruhunun hem zedelendiği hem de yeniden biçimlendiği bir laboratuvar gibidir. Her sayfada akıl oyunları, tahmin edilemez düğümler ve birden açılan yeni karakterler vardır; geçmişleri birbirine dokunur — tıpkı bir çorap söküğü gibi: bir düğümü çekersiniz, geçmişten gelen onlarca ip bir anda çözülür ve hepsi, şaşırtıcı bir ustalıkla, tek bir noktada toplanır. Kitap, “yok artık” dedirtecek türden bir kurguya sahip; akıl oyunlarıyla örülü, tahmin edilemez olaylarla dolu bir hikâye; heyecan ve merak duygusunu son ana kadar diri tutuyor.
İntikam ve metaforik derinlik: İntikam burada
Monte Cristo KontuAlexandre Dumas · İthaki Yayınları · 201037,2bin okunma
Edmond iyi çocuktu ama fena bir kusuru vardı. İnsanlara fazla güveniyordu. Sırf seviyor diye onları tanıdığını zannediyordu. Eğer geriye dönüp söyleyebilsem söylerdim. Edmond derdim, her ihanet sevgiyle başlar.
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım): okumayı sürekli ertelediğime pişman eden bir eser hatta tam bir başyapıt! Siz hiç intikam aldınız mı? Ya da intikam duygusunu gerçekten iliklerinize kadar hissetiniz mi? Ben hiç almadım ama kitabı okurken yapılanlar bana yapılmış gibi intikam duygusuyla doldum taştım. Sadece bir intikam hikâyesi olmayan, aynı zamanda aşk, merhamet, vefa borcu gibi birçok duyguyu hissettiren; âdeta yaşatan bu eseri herkesin okumasını isterdim. Kitabı okuduğum sırada; sinema, tiyatro ve diziye uyarlandığını öğrendim. Ezel dizisi ve Monte Cristo Kontu karakterleri şu şekilde;
Edmond = Ömer
Monte Cristo Kontu = Ezel
Rahip Faria = Ramiz Dayı
Mercedes = Eyşan
Fernand = Cengiz
Danglers = Ali
Baptistin = Tefo (Ah be Tefo'm...)
Romanı okumadım âdeta bir film gibi izledim ve iliklerime kadar hissetim. Ve nedense en sevdiğim roman karakteri olan Rodion Romanoviç Raskolnikov Suç ve Ceza ile Edmond Dantes'in yollarının kesişmesini isterdim. Zira ikiside hapishaneye mahkum edildi ancak Raskolnikov gerçek bir suçluydu, Edmond ise masumdu. Ne gariptir ki hikâyenin sonunda Raskolnikov aşk ile yeniden doğdu ancak Edmond'ı henüz hikâyenin başında aşkı öldürdü. Kötülüklere karşı, farklı yöntemlerle adaleti sağlamayı yeğlemiş iki güzel insanın bizlere sunacağı müthiş bir psikanaliz olacağına inanıyorum:) Ah Edmond... Vay senin hayallerin, vay senin vaatlerin, vay senin şu giden gençliğin... Ve seninle beraber yeniden yeşeren ümidin adı Monte Cristo Kontu, vesselam...
"Mesele ölmek değil yeğen.
Önce her incelememde olduğu gibi kitabın yazarında biraz bahsetmek istiyorum. Alexandre Dumas , Fransız bir yazar.1805-1870 arasında yaşamıştır.Macera kitaplarında tam bir üstad.Eserlerinin 200 den fazla filmi yapılmıştır.Tiyatro ve gezi ile de ilgilenmiştir.100.000 sayfayı geçer onun tüm eserlerinin toplamının sayfa sayısı.Paris te Tarih Tiyatrosununda kurucusudur.Kendi adıyla aynı isimden oğlu vardır. Alexandre Dumas (fils) gayri meşru bir çocuktur.Çok iyi bir tiyatro ve roman yazarıdır.Onun adının sonuna babası ile karıştırmasın diye fils yani oğul kelimesi de konularak ifade edilir.Babasına da pere yani baba denilir.Meşhur klasik roman Kamelyalı Kadın oğluna aittir.
Monte Cristo kitabı ile ilgili genel anlamda birkaç şey söylemek istiyorum.Eser 1844 de yazılmıştır.Romandaki olaylar 1815 te başlar.Anlatıcı her yerdedir.Her şeyi bilir.Tepedelendi Ali Paşa nın adını romanda sık sık görürüz.Kendisi Osmanlı Devletine isyan eden bir validir.İsyanın neticesinde Yunanlar bağımsız olmuş ve Rumların bu isyan çok işine yaramıştır.Yazarın Türklükle ilgili birçok düşüncesinin olduğunu ve Türk tarihini çok araştırdığını düşünüyorum.Doğuyu çok güzel yorumlar.Doğu Batı ayrımını çok başarılı yapar.Analizleri çok kuvvetlidir.Ayrıca Türk mallarınında zenginlerin evlerindeki eşyalarda sürekli tercih edilen mallar olduğunu sık sık görürüz. Teodor Kasap ve Ahmet Mithat Efendi çevirisinde dilimize kazandırma anlamında katkına bulunan kişilerdir.İntikam konusunda akla gelecek ilk eser olabilir.Ezel dizisi de bu eserden esinlenerek çıkmıştır.Benzer kişiler;
Ömer : Edmond Dantes
Ezel : Monte Cristo Kontu
Cengiz : Fernand
Eyşan : Mercedes
Ramiz : Farya
Ali : Caderousse
Tefo : Baptistin
Filmiyle ilgili(2002 yapımı)
35 milyon dolara cekilmiştir.
75 milyon dolar kazanmıştır.
Imdb : 7.7
Edmond : Jim Caviezel : Hz İsa nın Çilesinden
Monte Cristo Kontu hakkında çok şey söylemek istiyorum ama aynı zamanda okuyacak olanların heyecanını kaçırmamak için hiçbir şey söylemek istemiyorum.Yine de okurken heyecan duymanızı engelleyecek şekilde fazla spoiler vermeden genel hatlarıyla anlatmaya çalışacağım.
1552 sayfayı su gibi içiren akıcı anlatımından, kitabın aksiyon filmlerine taş çıkartan heyecanından, bana birkaç gün verilse de kitabı hiç bırakmadan okuyup bitirsem dedirten sürükleyiciliğinden bahsedeyim en iyisi. Monte Cristo Kontu'nun en sevdiğim kitaplar arasındaki, Edmond Dantes'in de en sevdiğim kitap karakterleri arasındaki yerini aldığından bahsedeyim. Kitap kurtlarının bildiği bir his vardır; bazı kitap karakterlerini gerçek hayattaki insanlardan daha çok seversiniz ya bazen. İşte Edmond Dantes de öyle oldu. Edmond Dantes diğer adıyla Monte Cristo Kontu en sevdiğim kitap karakterlerinden Sefiller'deki Jean Valjean'ın, Martin Eden'in ve Jane Eyre'nin yanındaki yerini aldı, hatta baş köşeye oturdu diyebilirim. O asil Monte Cristo Kontu'na da bu yakışırdı.
Bu kitapta iyi kalpli ve dürüst Edmond Dantes'in intikam kelimesinin karşısına adını altın harflerle yazdıran Monte Cristo Kontu'na dönüşme sürecini okuyoruz.
"Altın gibi bir yüreğe sahip olan Dantès bütün bu insanları dostu sanıyordu... Zavallı Edmond!.." s:297
Durum böyleyken... Edmond kimseden kötülük beklemez ve herkese güvenirken, güvendikleri onu sırtından bıçaklar... Sonra ne mi olur? Güvendiklerinden ağır bir darbe yiyen bir insan ya ölür ya da bunu onlara ödetmek için güçlenir, tıpkı Monte Cristo Kontu gibi...
"İyiliğe, insancıllığa, minnettarlığa elveda... Yüreği çiçeklendiren tüm duygulara elveda!.. İyileri ödüllendirmek için Tanrı'nın görevini üstlenmiştim... Şimdi kötüleri cezalandırmam için intikam tanrısı yerini bana
Yalnızlığın En Sessiz Hâli ;Edmond Dantès
Kitabımız Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)
Ve bu kitapta yalnızlık bir duygu değil, bir insanın adı gibidir: Edmond Dantès.
Edmond, henüz 19 yaşında…
Denizlere umutlarını bırakmış, kaptanlığa giden yolda yürüyen tertemiz bir genç. Kalbi ise yalnızca tek bir isimle çarpar: Mercédès. Onunla kavuşacağı günü hayal ederek yaşar, geleceğini bu hayallerin sıcaklığıyla ayakta tutar.
Ama mutluluk, her zaman sessizce izlenir.
Ve bazen kıskançlık, en ağır zincirlerden daha acımasızdır.
Bir iftira…
Bir gecede yıkılan bir hayat…
Ve Edmond, daha ne olduğunu bile anlayamadan kendini karanlık, soğuk, umutsuz bir hücrede bulur. Günler geçer, aylar yıllara karışır. Yalnızlık, artık bir misafir değil; kemiklerine kadar işleyen bir kader olur.
Tam her şey bitti sanırken, yan hücreden gelen bir ses…
Edmond’un karanlığına ışık olan o ses, Abbé Faria’ya aittir. O, Edmond’un yalnızca aklını değil, yaralı ruhunu da iyileştirir. Umudu yeniden öğretir ama aynı zamanda acının şekil değiştirmesine de neden olur.
O andan sonra Edmond yaşamaz;
bekler…
Ve bekleyişinin adı artık intikamdır.
Burada duruyorum.
Çünkü bazı acılar anlatılmaz, okunur.
Bana “yalnızlık nedir?” diye sorsalar, tek bir isim söylerim: Edmond. Bu kitap, kalbime sessizce dokunan, ruhumda derin izler bırakan nadir eserlerden biri oldu. Okuduktan sonra filmini izlediğimde, içimde yarım kalan tüm duygular yerli yerine oturdu.
Size de tavsiyem şudur:
Önce okuyun…
Sonra izleyin…
Ve bir insanın yalnızlıkla nasıl yeniden doğduğuna tanıklık edin.
Kitap sanki fısıldar:
“Hayat, ölümün bekleme odasında verilen kısa bir moladan ibarettir.”
Ben de bu satırları şöyle bitiriyorum:
Daima kitaplarla, daima sevgiyle kalın :))
Alexandre Dumas Pére... Fransız yazar. Monte Kristo Kontu, Üç Silahşörler, Siyah Lale ve Demir Maske gibi tarihi romanlarıyla tanınır. Üçyüze yakın macera romanı yazmıştır. 19. yüzyılın en verimli ve en sevilen Fransız yazarlarındandır. Önce oyunları daha sonra da tarihsel romanlarıyla büyük ün kazanmıştır. Özellikle, Kardinal Richeliey dönemindeki gözüpek kahramanı anlattığı romantik tarzda yazdığı Üç Silahşörler (1844) ve Monte Kristo Kontu (1845) en tanınmış yapıtlarındandır. Dumas'nın renki, açık yürekli, kimi zaman pek inandırıcı olmayan bir üslupla kendi olağanüstü yaşamındaki olayları aktardığı Anılar (1852-54) adlı yapıtı romantik dönem Fransız edebiyat yaşamına ışık tutar. Dumas, geçimini sağlamak amacıyla genç yaşta Paris'e gitmiştir. Avukat olmayı planlamış ama geleceğin Fransa Kralı Orléans dükü Louis-Phlippe'nin hizmetine girmiştir. Sonra da şansını tiyatroda denemeye karar vermiştir. Yazdığı oyunlar döneminde olduça ilgi görmüştür. III. Henry ve Sarayı (1829) adlı oyununda Dumas, Fransız Rönesansının gösterişli bir tablosunu çizmiştir. Napoléon Bonaparte (1831) yeni ölen imparatorun efsaneleşmesini sağlamıştır. Dumas, oyun yazarken tarihsel romanla da ilgilenmeye başlamış ve renkli bir tarihsel fonla, genellikle 16. ve 17. yüzyılda geçen heyecanlı öyküler yazmayı hedeflemiştir. Kalıcılığını da oyunlarıyla değil, bu tarihsel romanlarıyla sağlamıştır. Romanlarındaki kahramanlarında iyi-kötü ayrımı oldukça belirgindir. Victor Hugo gibi romantik akımın başlıca yazarlarındandır. Dumas başarı kazandıkça kendini pahalı zevklere vermiş ve borçlarını ödeyebilmek için daha fazla yazmaya başlamıştır. Aynı zamanda gazeteciliğe de başlamış, gezi kitapları yazarak para kazanmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Alexandre Dumas'nın eserlerini, özellikle de "Üç Silahşörler"'i yazarken tarihi oldukça saptırdığı, olaylara fazlasıyla hayâl gücünü kattığı söylenir. Bu söylentiler kulağına kadar gelince Dumas, "Tarihe tecavüz ettiğimi söylediler ama çok güzel çocuklar doğdu" demişti. Alexandre Dumas 1870'te, Dieppe yakınlarında ölmüştür.